Barış olsa idi, Barışlar yaşayacaktı

Abone Ol

Kirli bir savaşın ortasında kalakalmak.

Tam barış ekseninde konuşlanmışken, uğursuz baykuşların buna izin vermeyeceklerini bilsek de ne kadar iyi gelmekte idi silahların susması, şehit cenazelerinin kesilmesi, bütün annelerin derin bir nefes alması.

Ne ki o nefesler bir kez daha tutuldu.

Bir kez daha analar can evinde vuruldu.

Aileler ve ülke bir kez daha kan kustu.

Yirmilik bebeler bir kez daha sürüldü namluya.

Bir kez daha bin parçaya ayrılan yine gariplerin yoksulların bedenleri oldu.

Tıpkı Somalı şehit madencilerin profilinde olduğu gibi.

Yine delik ayakkabılı, dizi yamalı fakir dedelerin çocukları önden giden atlılar oldu.

Türkiye’nin yüreğine kan dolduran, ciğerlerine hançer saplayan, aklını başından alan Barış ve dedesi, bu acının en çarpıcı fotoğrafı oldu.

Mardin’ de patlayan mayın ile şehit olan garip bir yavru Barış.

Belki hiç oyuncağı olmadan büyüdü.

Annesi, babası, kardeşi dahi yoktu.

İlköğretimden sonra 15 yaşına kadar Serik dağlarında çobanlık yaptı.

Dağlar hıçkırıklarla inlerken o ebediyen sustu.

Genç yaşta ölen annesinin yanına defnedildi.

Tıpkı Yemen Türküsü’nde olduğu gibi açıp baktıklarında çantasına, cüzdanında sadece hiç göremediği, hiç kokusunu alamadığı, sesini duyamadığı, kucağında uyuyamadığı annesinin fotoğrafı vardı.

Barış, el kadar çocuktu, kanserden ölen annesine hasret, kimsesiz yaşadı.

Babası bile onu istemedi bir kedi yavrusuna yapılamayacak bir hakaretle getirip kundaktaki kardeşleri ile birlikte cami avlusuna bırakıp gitti.

Anneciğinin babası aldı nüfusuna geçirip kendi adını yazdırdı baba hanesine, kardeşleri de evlatlık verildi.

Hep yalnızdı Barış, hayat boyu kardeşlerini tanıyamadı, çok renkli umutları vardı, askerlik bitince onları arayıp bulacaktı.

Askerlik sonrası hayalleri vardı, evlenecekti, dedesinin iki odalı evine bir oda daha eklemişti.

Bütün şehit cenazeleri hemen hemen iki odalı evlerin önünden kalkardı ya, Barış onu üç odalı etmişti askerden önce.

Tek yakını dedesi idi.

Komutanları dedesini hiç dilinden düşürmediğini anlatıyorlar, her gün arayıp, dede nasılsın diye sorarmış.

Şimdi dedesi odasına giremiyor, Barış’sız bir hayatın acılığını anlatıyor, onunla birlikte hayallerinin de nasıl tükendiğini, bileziklerini bile aldığını, bankada evlilik için para biriktirdiğini.

Gök ekinleri erken koparan eller kırılsın.

Bu pis savaşlardan medet umanlar tepetaklak olsun.

Bölgemiz bir ateş topu ve biz bu ateşin içerisine hızla çekilmekteyiz.

Ebedi barışı beklerken yeniden savaşın barutlarına, mayınlarına, şarapnel parçalarına, toza, toprağa yuvarlanıp gidiyoruz.

Dahası haksızlıklara, adaletsizliklere, eşirsizliklere, karanlıklara da bulanıyoruz sadece üstümüz başımız değil yüreğimiz kirleniyor.

Parası olanların bedelli ile kurtardıkları çocukları kenarda kalırken, fakirlerin evlatları hayattan koparken; bu adaletsiz dünya her birimizi suçun ve utancın alevlerinde bir kez daha yakmakta.