Kitap yazan AKP’liler kervanına, dört atlının Sayın Arınç’ı da katılmış. Sonra gelmiş, TV5’in “Kulis Ankara” programına katılmış.
“Arınç” adı büyük dizilmiş, altına da küçücük “Küçük Erbakan” yazısı konmuş bir kitabı da varmış. Programa yardımcı seçilen gazetecilerden Sedat Bozkurt’un elinde görünce, Yeşilçam’ın renkli filmlere geçilirken afişlerinde parlayan zekayı hatırladım. Film afişinin görünür yerine “Tamamen Renkli” yazıyorlar, altına da en küçük punto ile “Değildir” kelimesini yerleştiriyorlardı; yarısına yakını ancak kahverengileştirilmiş filmlerini sinema kapılarında duyurduklarında.
Kendisinin, bizzat kendisini tanıtımına, “Hayatım Roman” deyişini kullanıp, her yaptığı işten zevk aldığını söyleyerek başlayan Sayın Arınç’a, kim “Küçük Erbakan” demişse, ya da onu, öyle olduğuna kim inandırmışsa hata etmiştir, yanlış tespitte bulunmuştur. Tarih karşısında mesuldür.
MSP’nin, Sayın Arınç’ın şehrinden seçilmiş bir milletvekili vardı. Kendisini “Batı’nın Erbakan’ı” olarak reklam etmeye, ünlendirmeye çalışan o milletvekili, MSP’de makam sahibi de yapılmasına rağmen, 1977 seçimlerine gidilerken “Tek tek istifacılar”ın arasına katılıvermişti.
Sayın Arınç, Türk siyasi hayatında bir kutup yıldızı olan ve küçüğü olamayacak “Erbakan” adı ile anlatılmamalı. İlla bir politikacı üstünden tariflenecekse, tercih edilecek isim “Küçük Bölükbaşı” olmalıdır.
Halkımızın talim ve terbiye gücünün, Bölükbaşı adını kullanarak ürettiği ve ona duracağı yeri gösteren birkaç fıkrasının ötesinde hatırlanacak malzemesi olmayan politikacıların en ünlüsüdür Bölükbaşı.
“Başkaları gibi değilim!”
“Bugün bana vicdanlı bir insan, doğru bir insan, namuslu bir insan, akçalı işlerle hiç alakası olmamış tertemiz bir insan diyorlarsa...”
Sayın Arınç bu cümlecikleri peşpeşe sıralayarak kendini anlatmayı sürdürürken, orada, “Başkalarından kastınız kim?” Ya da “Bu saydığınız erdemler, meziyetler politikacılarda, özellikle de çevrenizdekilerde yok mu ki, sadece siz örnek oluyorsunuz?” gibi soruları soracak bir gazeteci olsun isterdik.
“Dört partisi kapatılmış bir insanım.” “Fazilet Partisi’ni de kapattılar. Yedi yaşında bir çocuk pırıl pırıl. Onu bile kapattılar.”
“Kulis Ankara”nın davetlisi gazeteciler Sedat Bozkurt ve Ömer Şahin’i anlamak zor değil. Bir yerde Sayın Arınç’ın mesai arkadaşı sayılırlar. Lakin Mustafa Yılmaz’ın bu acındırma seanslarına müdahale etmemesini ve Fazilet Partisi’nin kapatılma macerasını bir daha ve Sayın Arınç’ı tasdike zorlayarak anlatmamasını doğrusu çok yadırgadık. Programa yazılan dinleyici mesajlarını okuduğunda Sayın Yılmaz, umarız bize hak verir.
FAZİLET EHLİNİN FAZİLETİNİ FAZİLET EHLİ BİLİR
DSP Milletvekili ve Ekonomi Bakanlarından Sayın Masum Türker diyor ki: “Fazilet Partisi’ni AKP’yi kuranlar kapattı. Millî Gazete manşet yaptı bu olayı anlattığımda. ESAM’a davet etti Sayın Kutan, orada da tekrarladım.”
Bülent Ecevit, Erbakan hüküm giymesin, FP kapatılmasın isterken ve DSP bu yönde oy verirken, A.K. rumuzuyla yazacağımız ve bugün AKP’lilerin dahi hatırlamadığı FP’nin milletvekili bir yetkilisi şunları söyledi diyor Masum Türker, internet sitelerinde dolaşan video kayıtlarında.
“Biz Fazilet Partisi kapatılsın diye oy verdik. Biz parti kuracağız. FP’den ayrılıp parti kurarsak, halk bize oy vermez. Geçmişte böyle yapanlar başarılı olamadılar. FP kapatılırsa özgür kalırız, kendi partimizi kurarız.”
“Kulis Ankara” programının birkaç yerinde daha “Ayakta olan bir partiden ayrılmış değiliz. FP kapatıldı. Biz buraya geldik.” “FP’yi kapattınız, biz geldik” iddialarını tekrar eden ve yanlış bilgi veren Sayın Arınç’a sorulmayan, hatırlatılmayan bu gerçek canlı olarak kayıtlarda iken, rahmetli Erbakan’ın Refah Partisi’nin kapatılması üzerine 1998 yılında söylediği “Atımızı alan yolumuzu da almadı ya” inanç ve hedefine nazire yaparcasına, “Saadet de kapatılırsa Hamiyet kurulur, o da kapatılırsa Meziyet kurulur” hafifliğiyle savunma yapan Sayın Arınç’a partinin adı AKP olduğunda o tehlike olmadı mı, pası verilmese de o anlattı.
“2008’de karşımıza tekrar parti kapatma ile çıktılar.”
“Yüksek yargıdan el aman dediğimiz” vurgusuyla anlatıyor Sayın Arınç o günleri. Sayın Arınç’tan ilk duyduğum bu el aman sitemi, kimseye aman aman, eleman çağrışımı yaptırmasın; bizzat ağzından ‘’Sabrettik, onların hesabını bir şekilde gördük’’ cümlesi duyulsa da konuşmasının bir yerinde. “Savcı Yalçınkaya var. Delil gazete kupürleri, sosyal medya paylaşımları... Hukukçuyum bilirim. Bunlar delil sayılmaz.”
Dinleyici insanlarımızın aklına şöyle bir soru gelebilir Sayın Arınç’ın bu izahlarından sonra: Acaba, adı verilen o savcı bey, en az hukukçu Sayın Arınç kadar hukukçu olacağına, hukuk bileceğine göre, o delillerle yola çıkmasının hedefi, gayesi, amacı başka bir ihtimal olabilir mi?
Gömlek çıkarmış olsalar da, hâlâ “Made in Milli Görüş” sayılmalılar algısıyla, sahiplendirilmek ve beraber ıslanacakları yolları asfaltlamak, köprülerle donatmak vazifesi çıkarmak durumdan gibi…
Yani mesela dedik.
Sayın Arınç, aralarını “Tayyip bey” güzellemesiyle süslediği müdafaanamesinde, sağlam sandığı gerekçeler de sunuyor.
“AB fikrimi değiştirdim!”
“96’da engelleri aşmanın yolu AB’yi manivela olarak kullanmaktır dedim.”
Süleyman Arif Emre gibi hukuki mücadele dâhisi milletvekillerinin AB’ye karşı savunduğu Türkiye’nin bir “Kale” partisinden “Hukuk ve demokrasi standardına ihtiyacımız vardı” iddiasıyla ayrıldıklarını anlatan Sayın Arınç’a, “O standart bizim insanımızla, burada sağlanamaz mı idi? Ki Erbakan sağlanacağına inanıyor ve onun mücadelesini, ‘Bu kapatmaların tarih içerisinde bir nokta kadar değeri yoktur’ diyerek yapıyordu.” Ya da “Yirmi yılın sonunda o standarda eriştiniz mi?” veya benzeri sorular da sorulmadı. Neden?
AB savunmasında şu cümlesi de çok önemlidir Sayın Arınç’ın.
“Ekonomide çok büyük kaynaklar elde ettik.” Ve kuruşuna kadar ezberindedir kazandıkları. “450 milyar dolarlık yatırım, on senede.” Nereye, neyi koydunuz; kim nereye ne yatırdı, sorusu gelmesin diye, istifham bırakmak istemiyor akıllarda. “Biz o paraları ne yaptık? Ayrı mesele.”
KORKU DAĞLARI BEKLER
“Başka şeyleri bilmem. Hukuk bilirim” diyen Sayın Arınç’a, destek mahiyetinde hatırlatmalar da yapıldı, HDP özelinde parti kapatmak üzerine yüksek fikirlerini paylaşırken, programcı Sayın Yılmaz tarafından.
“Daha çok isteyen MHP’dir. Siz de söylediniz!”
Sayın Arınç isyanda.
“Ben isim söylemedim. Ben korkarım. Ben isim söylemedim.”
Sayın Yılmaz’ın MHP adını anması üzerine bu üç küçük cümle ile karşı durması Sayın Arınç’ın, biraz sonra bizzat kendisinin de “Üç harfliler” diye anacağı marketlerin sözcüsüne yönelik mezarlıklı duyuruların etkisi olacağına, olduğuna inanmak istemeyiz elbette.
Sayın Arınç’ın sohbetinde eşini de anarak, bir marketten (Eski mahallesindeki miydi?) 200 gram kıyma alan insanlara üzüldüklerinden bahsetmesini fırsat bilip Sayın Yılmaz’ın şöyle bir soru sormasını da çok istedik.
“Efendim, saraya yakın ekonomistler porsiyonların küçültülmesini isterken, ortağınız Sayın Bahçeli de ‘Askılarda ekmek’ icraatının mucidi oldu. Çok sevdiğiniz ve takdir ettiğiniz Maliye Bakanı Sayın Nebati de ‘Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir’ buyurdular. Hayaliniz bunlar mı idi; yani yirmi yıl biterken?”
28 ŞUBAT’I ANLATANIN HAFIZASINDA 15 TEMMUZ NEDEN YOK?
TV5’te yayımlanan “Kulis Ankara” programını izledikten sonra aldığımız notları böyle yazdıktan sonra, sayfamızın geçmişindeki Sayın Arınç işgallerinden de bahsetmemiz gerektiğine inandık. Necip Fazıl’dan öğrendiğimiz “Muharrir kalemine vermek, ressam fırçasına teslim etmek’’ hayalimizi bir gün gerçekleştirmek umudumuz da hep vardır.
“O gün gittim, diyor Sayın Arınç, Recai Kutan Ağabey’e. ‘Benim arkadaşlarıma sözüm var. O sözün gereğini yapmak istiyorum.’
Vekilinden, yardımcısından böyle bir istek duyan Recai Kutan ne yapacaktı güle güle demekten başka. ‘Bana gidebilirsin derken, gayet saygılıydı’ da diyor Bülent Arınç bey. Acep anlatmak istediği ne ola?” (Sözünü Tutanlar, Özünü Unutanlar – 30.11.2013 tarihli yazımız.)
“Ben rahmetli Özal’ı zamanında en çok eleştirenlerin başında geliyordum. Fakat zamanla anladık ki, bu eleştirilerimizin tümünde haklı değilmişiz. Toplumla bütünleşmesi, ordu ve kurumlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi ve ülkeyi 28 Şubat gibi bir badireye götürmemesi yönünden takdir ediyorum şimdi.”
“Ülkeyi 28 Şubat’a götürmek, 28 Şubat badiresine götürmek...
Refah Partisi’ni ve onun Genel Başkanı rahmetli Necmettin Erbakan’ı, T.Özal malzemesi kullanarak karalamaya çalışmak ancak bu kadar olurdu ve bunu da ancak Sayın Bülent Arınç yapabilirdi.” (O Zat, Azat – 05.02.2016 tarihli yazımız.)
Tarih 1 Şubat 2016
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç hakkında şunları söyledi: “Kaldı ki o zat, benimle çalıştığı zaman içerisinde bunları konuşmamıştır. (Çözüm süreci kastediliyor) Parlamentodan çıktıktan sonra kalkıp da Cumhurbaşkanı hakkında böyle bir doğru olmayan ifadeler kullanmasını kabul etmek mümkün değildir. (Adnan Öksüz yazısı – Yorumsuz – 02.02.2016)
Bitti, ama şimdilik...
FETÖ ağlamalarına yer kalmadı. Daha sonra…