ABD nin yeni başkanı, 20 Ocak ta yapılacak yemin töreni ile Beyaz Saray daki yerini alacak ve işte o zaman hakiki iş başlayacaktır. ABD de seçimin hazırlık süreci bir hayli uzun ve yıpratıcı, gerçekten büyük sabır, tahammül ve fiziksel dayanıklılık da gerektiren bir süreçtir.
Önce parti içi "adaylık mücadelesi", sonra partiler arası yarış ve sonunda genel seçim sayılırsa yaklaşık yirmi iki aylık bir süreç ortaya çıkmaktadır. Bu süreç içinde başkan adayları bütün eyaletleri dolaşmaya, hatta eyaletlerin birden fazla önemli merkezinde konuşmaya ve program yapmaya gayret ederler. Her meslek ve yaş grubundan kişilerle temas ederek yerine göre gencini, yaşlısını, orta yaş grubunda olanları kendi yanlarına çekmeye çalışırlar.
ABD nin siyasi yapısının bir önemli unsuru da pekçok güçlü lobi veya çıkar gruplarının bulunması ve bunların kanun çerçevesinde son derece aktif çalışmalar yapmalarıdır. Bu gruplar açısından kendi hedef ve çıkarları öncelik taşımakta olup büyük ölçüde o hedeflere varabilmek için yoğunlaşırlar. Başa geçecek olan her başkandan mümkün olan en fazla yardım ve desteği kopartabilmek için büyük gayret ve para sarf ederler.
Amerikalılar inandıkları hedefler için masraf yapmaktan ve çok çalışmaktan çekinmezler. Bu sebeplerle inanıp tuttukları partilere oldukça cömert bağışlarda bulunurlar. Taraftarlar, seçim kampanyaları süresince, parti adına para getirebilecek her türlü faaliyeti organize ederek yardım ve bağış toplar, bunu seçimi kazanmak amacı ile tanıtım, propaganda ve kutlamalar için kullanırlar. Bütün bunların mali kontrolü de son derece sıkı bir şekilde yapılır.
Amerika nın en güçlü lobilerinin başında Yahudi lobileri gelmekte olup, ABD dış politikasında çok etken bir rol oynamaktadır. Dünyada ABD den en çok yardım, destek, bağış ve gönüllü hizmet almayı Yahudi lobisi sayesinde İsrail gerçekleştirmeyi başarmaktadır. Bu lobiler masraftan kaçınmazlar. Her partide de sempatizanları olabilecek senatör ve kongre üyelerini seçtirmeye gayret eder ve genelde de çok başarılı olurlar.
Diğer bir grup, özellikle Boston ve Kaliforniya da çok etkili ve faal olan Ermeni lobisidir. 1900 lerin başından beri yılmadan, bıkmadan Türkler ve Türk asıllı bütün devletler aleyhine çalışmakta ve misyoner kuruluşlardan büyük destek görmektedirler. Bunlar sık sık Yunan ve Rum lobisi ile de işbirliği yaparak güçlü bir cephe geliştirirler. Son yıllarda Yahudi lobisinin de bu Ermeni ve Rum lobisiyle yakın işbirliği yaptığı görülmektedir.
Güçlü diğer lobiler arasında petrol şirketleri ile büyük silah ve savaş malzemesi üreticileri lobileri fevkalade güçlü, zengin ve etkili lobiler olup, mutlaka dikkate alınmalıdır. İlaç ve tütün-sigara lobileri de mutlaka sayılması gerekenlerdendir. Bunların tümünün ABD nin özellikle dış ülkelerde ve diğer kıtalardaki politikalarını çok yakından izlediği, hatta yönlendirmeye çalıştığı bilinen bir gerçektir.
Bütün bu ve diğer lobiler başkanlık seçimleri sırasında ellerinden geleni yaparak en iyi şartları ve sözleri başkan adaylarından kopartmaya gayret ederler. Başkanlar da oy alabilmek kaygısı ile çeşitli gruplara büyük vaadlerde bulunurlar. Buna mavi boncuk dağıtma ve gönül alma dönemi de denebilir. Ne var ki, başkanların çoğu iş başına geçtikleri zaman, hükümet ve bürokrasinin diğer çarkları ve baskı grupları her sözün yerine getirilemeyeceğini gösterirler. Sözlerin çoğu tutulamaz.
Obama da aynı yoldan geçmiş ve pekçok söz vermiştir. Mesela mutlaka Ermenilere, "sözde soykırım" iddialarının (kendisine gösterilen bazı dokümanlar ışığında) kongreden geçirileceğine dair yazılı olarak söz vermiştir.
Yunanlılara ve Rumlara, Kıbrıs ta birleşmiş ve Yunan idaresinde bir ada görmek istediğini ifade etmiştir. Filistin ve İsrail e o topraklarda iki devlet olması gerektiğini ve Kudüs ün de her iki devlet tarafından başkent olarak kullanılması gerektiğini söylemiştir. Hindistan a ise alt kıtadaki ana problemin Keşmir problemi olduğunu ve Müslümanlara çok haksızlık yapıldığını ifade etmiştir. Keşmir deki haksızlıkların uluslararası mücadelenin o bölgede odaklanmasına sebep olduğunu belirtmiştir.
Irak tan bir an önce çekilmek gerektiğini savunmuştur. Bu örnekler seçim propagandası sırasında oluşan fikir ve söylemlerden bazılarını meydana getirmekte ve olayın ne kadar karmaşık olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bunların sonucunda, tabii olarak, mesela Türkiye, Obama nın hareket ve kararlarını merakla izlemekte, iş başına geçince gerçeğin farklı olduğunu idrak etmesini ummaktadır.
Diğer taraftan mesela, Irak ta nelerin olacağı belli değildir. Obama, "16 ay içinde tamamen çekilmeyi" düşünmektedir ama hem merkezi Irak hükümeti (kukla hükümet) hem de Kuzey Irak taki gruplar Amerikalıların henüz ayrılmasını istememekte ve en az 20 yıl daha kalmasını arzu ettiklerini dile getirmektedirler. Buna silah - petrol lobilerinin gücü ve diğer lobi istekleri de katılınca, Obama nın kendi karar ve isteklerinin kaçta kaçını gerçekleştireceği büyük bir merak konusudur. Lobilerin ve dış etkilerin ağırlığı ile ABD nin çıkarlarının ağırlığı dikkatle ölçülmelidir.
İsrail söylenenlerden asla memnun değildir ve bunu sözle ve medya ile de belli etmiştir, zira onların Kudüs ü paylaşmak gibi bir projeleri yoktur. Hindistan mutsuz olmuştur zira şimdiye kadar kimse Keşmir konusunda böylesine net tavır koymamıştır. Kafkaslarda ne olacağı meçhuldür. Bush gibi pervasızca NATO genişleme projesine devam mı edecektir Yoksa Avrupa devletlerinin tavsiyelerine kulak verilerek, daha temkinli adımlar mı atılacaktır Seçim öncesinde konsultasyon ve birlikte çalışmayı vurgulayan yeni başkan, bunlardan hangisini ve ne kadar yapmayı başaracaktır Bunlar da henüz bilinmeyen hususlardır.
Olayın bambaşka bir yönü daha mevcuttur. Bu da ABD halkının en az yüzde 48 gibi büyük bir kısmının hâlâ Amerika nın yayılmacı, müdahaleci politikalarına destek vermekte olduğu hususudur. Evet, Obama ve onu destekleyen yüzde 52 lik kesim savaşı, genişlemeyi pek istemiyor ve daha çok ülke içinde refah ve iyi yaşamı tercih ediyor, ama hemen hemen buna yakın sayıda bir grup da bunun tam tersini savunmaktan çekinmemektedir. Onlara göre süper güç olan Amerika nın karışmaya, düzeltmeye ve gelişmeleri yönlendirmeye hakkı vardır. Ülkenin çıkarları için bu müdahale ve işgaller yapılmalı, ABD mutlak bir zafer le bazı yerlerden çekilmelidir. Bu büyük kitlenin nasıl yeni hedefe yönlendirileceği veya ne gibi problemlerle karşılaşılacağını zaman herkese gösterecektir.
Ekonomik kriz konusunda da Cumhuriyetçiler tam bir kapitalist sistemin kendi çarklarını döndürmesini ve kendi dengesini sağlamasını isterken, Demokratlar devlet müdahalesi ve yardımı ile olayların düzeltilmesine inanmaktadırlar. Özellikle sağlık ve sosyal yardım konusunda, Cumhuriyetçiler, "herkes başının çaresine bakmalıdır" derken, Demokratlar, topluma "daha kapsamlı bir sağlık güvencesi sağlanmalıdır" fikri ile hareket etmektedirler. Böyle bir sağlık sigortasının toplumdaki daha iyi durumda olan herkes için yeni ilave vergiler demek olduğunu bilen Cumhuriyetçiler ise bu işe karşı çıkmaktadırlar. Bu engel nasıl aşılacaktır Bu da merakla beklenen bir olaydır.
Amerikan ekonomisi yavaş yavaş bir resesyon (gerileme ve küçülme) içine girmektedir. Halkın birinci sorunu budur. İş alanlarının daralması, harcamanın azalmasıdır. Bugün dünya piyasaları için müthiş cazip bir ihracaat kapısı olan ABD de bu kapılar kapanmaya başlayınca, tüm dünya bundan etkilenecektir. Dolayısıyla yeni başkanın ekonomik projeleri ve uygulamaları sadece ABD için değil dünya için de büyük önem taşımaktadır.
Bu olaylar tekrar bizi dış politikaya bakmaya zorlamaktadır. Ekonomik alanda en büyük rakip Çin dir. Enerji kaynakları için Rusya, Orta Asya Türki Cumhuriyetleri ve İran gelmektedir.
Kafkasya olayları sebebi ile Amerika nın Rusya ile bir bilek güreşi yaptığı bilinmektedir. Bu çekişme hangi yönde gelişir, henüz bu belli değildir. Diğer taraftan İran la Bush dönemi sürekli bir çekişme, tehdit ve savaş tamtamlarının çalınması içinde geçti. Yeni şartlar altında Obama nın çok akıllıca bir yol bulması ve uygulaması gerekmektedir.
Afganistan bütün bu problemlerin ortasında saatli bir bomba gibi oturmaktadır. Keza, Irak taki istikrarsızlık ve işgal, Ortadoğu için infilak etmeye hazır bir bomba gibi sürüp gitmektedir. Bütün bu yerlerde yeni bir şeylerin yapılması ve kötü gidişatın mutlaka durdurulması gerekmektedir, ama acaba İsrail ve Yahudi lobisi ile silah ve petrol lobileri buna izin verecek midir Daha muhafazakâr ve Cumhuriyetçi gruplar yeni metod ve uygulamaları benimseyebilecekler midir İşte bu noktada bir de istatistiklere bakmakta yarar vardır. Obama yüzde 52 oy almıştır ve aynı zamanda popülerlik te de yüzde 52 lik bir oran elde etmiştir. Cumhuriyetçi McCain ise her yönüyle yüzde 48 de kalmıştır. McCain "yola devam ve zafere kadar mücadele" demişken, Obama "en zor durumlarda ve büyük engeller karşısında fırsatlar mevcuttur ve bunlar iyiye dönüş için kullanılabilir" demiştir. Galiba şu anda hem Amerikalılar ve hem de diğer devletler buna güvenmektedir.
Türkiye olarak derhal gerekli bilgi ve doküman hazırlıklarını yapmak, hazırsa güncelleştirmek, en bilgili ve yapıcı yaklaşımlara sahip diplomat, devlet adamlarımızı mobilize etmek ve hemen işe koyulmak durumundayız ki, önümüzdeki aylarda yeni Amerikan idaresi ile doğru ve olumlu bir başlangıç yapmayı başaralım.