Bangladeşi kim karıştırıyor?

Abone Ol

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı tasfiye edildi ve İslam Coğrafyası sömürgecilerin eline geçti.

Halifeliğin kaldırılmasıyla Müslümanlar başsız bırakıldı. Böylece her ülke halkı kendi geliştirdiği yöntemlerle bağımsızlık mücadelesine girişti.

Bu arada İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Batılı devletler ellerindeki silahları bu defa birbirlerine doğrulttular. Ölüm kusan makinalarla birbirine öldürücü darbeler indiren, karşılıklı ağır kayıplar veren ve savaştan bitkin çıkan Batılı devletlerin sömürgeleri idare edecek gücü kalmamıştı. Bu hengâmede yarı bağımsız olarak sömürgecilerin elinden kurtulabilen dünya Müslümanlarının önünde halletmeleri gereken yığınla sorunlar vardı. Müslümanlar kendi sorunlarını çözmek için önce bulundukları ülke yönetimine hakim olmaları gerekiyordu. Bu iş için yüzlerce yöntem geliştirildi. Her ülkenin özel şartları dikkate alınarak tespit edilen yöntemler uygulamaya konuldu. Bu çalışmalardan birbirine yakın metotlara sahip olan üç büyük hareket ortaya çıktı. Her üç yapı da tam bağımsızlığı savunuyor, modern sömürü sistemiyle işbirliğine yanaşmıyor, iktidarı devralmak ve İslam birliğini kurmak için Batılı modern sömürgecilerle, onların yerli işbirlikçileriyle ve Siyonistlerle amansız bir mücadeleye giriyorlardı. Bu hareketler, kuruluş sırasına göre; İhvanı Müslimin, Cemaati İslami ve Milli Görüş’tür.

Kutlu davanın yılmaz savunucuları, sadece kuruldukları ülkeleri değil, bütün bir İslam coğrafyasını ve dünyayı etkileyen bir performans ortaya koydular. Hasan el Benna, Ebu’l A’la el Mevdudi ve Necmettin Erbakan’ın fikirleri dünya Müslümanlarının önemli kesimleri tarafından kabul gördü, çeşitli ülkelerde uygulama alanı buldu. Bu yapılar, dünyadaki tüm sömürülen ve ezilen insanlara kurtuluş vadediyordu. Tam bağımsızlık için mücadele eden ve İslam Birliğinden yana olan farklı yapılar da bu idealler etrafında kolay kenetlendi. Çünkü hedefe ulaşmanın ve netice elde etmenin başka çaresi yoktu. İşbirlikçi siyasetlerle bir yere varmak mümkün değildi. Görülüyordu ki sömürge döneminin ardından İslam ülkelerine verilen bağımsızlık tam bağımsızlık değildi. Ayrıca sömürgeciler bu ülkeleri terk etmeden önce birçok suni sorun üretmiş ve halkları birbirine düşürmüşlerdi. İşgalciler çıkarken ülke idaresini Batı’ya bağlı yöneticilere teslim etmişler ve kurdukları sömürüye dayalı Batı sistemini yerel aktörler eliyle emniyet altına almışlardı.

İslam ülkelerinde başlayan yeni dönem çalışmaları kısa sayılacak bir zaman diliminde toplumun geniş kesimlerine ulaşma başarısı gösterdi. Sivil toplum faaliyetleri, ev sohbetleri, ders halkaları, basın-yayın çalışmaları, siyasi parti faaliyetleri... Her ülkenin özel şartları dikkate alınarak geliştirilen metotlarla yapılan çalışmalar beklenenden çok daha büyük organizasyonlara dönüştü.

1990’lardan itibaren netice alınmaya başlandı; Emperyalist Batı sistemi, İslami uyanış karşısında çaresiz kaldı. Batıcı kukla yönetimler gerilemeye ve seçim kaybetmeye başlamışlardı bile. Batı bu defa kendi geliştirdiği demokrasi putunu yemeye başladı. Seçimi kazananlara karşı darbecileri destekleyip onları öne sürdü. Batı, uyanış umudu yeşeren her yerde benzer senaryolar geliştirerek yerli, milli ve İslami Hareketleri sindirme ve millete diz çöktürme girişimlerine devam etti.

Bu doğrultuda Bangladeş’te Cemaati İslami liderlerinden Abdülkadir Molla geçtiğimiz Perşembe günü asılarak şehid edildi. Bangladeş kaosa sürüklendi. Cemaati İslami hareketine gözdağı verilmek istendi.

Mısır’da darbeciler 3 Temmuz 2013’te yönetime el koydu. İhvanı Müslimin mensubu olan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi tutukladı. Mısır’da hayat durma noktasına geldi. Batılılar darbeye “darbe” diyemedi. ABD Dışişleri Bakanı Kerry, “Mısır ordusu demokrasiyi inşa ediyor” diyerek darbecilere arka çıktı.

Türkiye’de 28 Şubat 1997 Post modern darbesiyle Refah Partisi kapatıldı, Başbakan Erbakan siyasetten uzaklaştırıldı. Milli Görüş öncülüğünde kurulan D8’lerin ve İslam Birliği çalışmalarının önü kesildi.

Cezayir’de Aralık 1991 de birinci turu yapılan genel seçimlerde % 55 oy alan İslami Selamet Partisi ikinci tur seçimlerine bir hafta kala ordu yönetime el koydu; FİS’in Genel Başkanı Prof. Abbas medeni ve arkadaşları tutuklandı, partisi kapatıldı. Cezayir’de yüz binler hayatını kaybetti. Ülke yılarca devam eden iç savaşa sürüklendi.

Türkiye’de Milli Görüş, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Hindistan-Pakistan-Bangladeş’te Cemmaat-i İslami...  Her üç harekette engellenmek ve itibarsızlaştırılmak isteniyor. Bangladeş’te idam edilen sadece Abdülkadir Molla değildir, idam sehpasına çıkarılan Molla’nın şahsında dünya Müslümanları olmuştur.

Şu konu da unutulmamalı. Bangladeş’i karıştıran BOP planlarıdır. Hatırlayın lütfen! Bundan 10 sene evvel ABD Dışişleri Bakanı Rice, Büyük Ortadoğu Projesi’ni “Fas’tan Endonezya’ya kadar 22 İslam ülkesinin haritası değişecek” diye açıklamıştı. Şimdi sıra Bangladeş’te. Bangladeş’te yaşananlar bir BOP operasyonudur.

Ama Batıcıların, Batılıların ve Siyonist odakların bu tür cinayetlerle yerli ve Milli hareketleri engellemeye gücü yetmeyecektir. Bu iş maya tutmuştur. Bu kutlu yürüyüşü engelleyemezler. Olsa olsa hedefe varmada gecikmeler olabilir. Zafer için sefere çıkılmıştır ve yürüyüş devam ediyor. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır inşallah.