Bana acıktığını anlat! Anlat biraz...

Abone Ol

Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gülün gençliğini yansıtan bir resim daha düştü internet sitelerine.

"Parasızlıktan aç uyudukları gece" başlığı altında duyurulan olayın yorumları muhtelif.

Şimdi nerden çıktı bu açlık

Afrikalılar var gündemde ama, onlar Türkçe şarkı/türkü çığırmaya gelmiş, üstü başı düzgün çocuklar... Yani bahsedilen açlık Afrikalıları çağrıştırmıyor.

Öyleyse ne olabilir

M.Şevket Eyginin gazetemizde, "Adanada açlıktan intihar eden çocuklu kadın" haberine yazdığı yorumlara AKPce/AKPlice bir karşıkoyuş mantığını ortaya sürmek desek, yine olmaz. Çünkü şehirler uymuyor, cinsiyet uymuyor. Evde kalan Kayserili erkek talebeler nerde, Adanalı zavallı kadın nerde

Tamamen ilgisiz saymak da yanlış bu iki olayı. İlgi derken, aç kalan çocuklu kadının intiharının AKP devrinde olması ile aç kalan sayın Gül ve arkadaşlarının AKPli olmasını vurgulamak istemiyoruz elbette.

Resmin açlık ilgisi: Ey AKPnin yönettiği insanlar! Aç kalabilirsiniz, ama üzülmeyiniz ve yeise kapılmayınız. Çünkü bu resimde de gördüğünüz gibi sizlerin de işadamı olma, profesör olma, Abdullah Gül olma şansınız vardır.

İnsan AKPli olunca bir gençlik resmine dikkat çekici bir senaryo yazabilir ve internet sitelerinde dolaştırabilir. Ne mahsuru var

Ve elbette şöyle bir niyeti yoktur AKP propagandacısı arkadaşların: Bu ülke öyle bir ülkedirki, ileride Cumhurbaşkanı olacak birini dahi bir gün aç bırakarak denemeye/sınamaya tabi tutar.

Lakin şunu demelerinde hiçbir mahsur yoktur AKPlilerin: Gençlerin hergün öldürüldüğü Demirel günlerinde AKPliler az hasarla, birgün aç kalarak kurtuldular.

Yorumlar süredursun...

Şimdi ben de size bir hikaye anlatayım: Bana da ünlü olmamış ve ancak devlet memuru bir öğretmen olarak çocuklarının rızkını kazanmış bir ağabey anlatmıştı.

"Hergün demesem de ikide bir gelen bir arkadaşımız vardı. Gelişleri de hep yemek vaktine ve memleketten döndüğümüz günlere ayarlı idi. Memleket meyvesi gelmiştir hesabı... Çoğu zaman teklifsiz dalardı mevzuya: Haydi ben acıktım. Yemek hazırlamıyor musunuz Bizim ders çalışmaya başlamamız için yemek yememiz ve arkadaşımızın da doymuş olarak ayrılması gerek... Bir de yemek sonrası sohbete takılırsa, yandık demek...

Bir iki derken, birgün buna bir oyun oynayalım dedik. Evde hiç yemek mahzemesinin olmadığı birgün... Biz de dışarıda, bir ahçı dükkanında, Süleymaniyedeki kurufasülyecide doyurmuşuz karnımızı...

Bu geldi. Gelişinden ogle yemeği yemek hakkını da kullanmadığı belliydi. Haydi ne bekliyorsunuz Yemek hazırlanmadı mı Ben çok açım!

Bizler ise kıvranmaktayız. Kurufasülyeyi çok mu kaçırdık yoksa. Lakin o bizim iki gündür sadece su içtiğimize o kadar inandıki...

Sonraları çok gelmez oldu. Arasıra geldiğinde ise soframızda hep yeri olmuştu. Bizim okul sonralarında çalışarak kazandığımız aylık gelirimizin çok üstünde bir miktarın havale edildiğini hesabına, övünerek anlatan bu arkadaşımızla yıllar sonra karşılaşmamızı merak etmez misin Doğrusu meraka değer...

Bir yaz tatilinde onun şehrine bir iş için uğradığımda dedilerki: Filanın ziyaretine gitmedin mi Şehrin en ünlü toptancısıdır o. Hem de iktidar partisinin il yöneticisi... Ben de gittim. Lakin neden gittiğimi ben, hala anlayabilmiş değilim. Yani bir hasreti yoktu içimde. Bulunduğumuz yer dolayısıyla ortak noktalarımız da kalmamış olmalıydı.

Mağazasına uğradım. Olmadığını söylediler. Selamımı not olarak bıraktım. Sekreter kız ısrar edince telefon numaramı da verdim.

Aradan iki gün geçmişti, ben görevli olduğum şehre dönmek üzereydim; aradılar. Sekreter kız, yarın ogle üzeri beklendiğim haberini verdi. Kendim etmiştim. Mecburen kaldım.

Toptancı mağazasına vardım, kapıda adımı söylediğimde tanıdılar. Ha, dediler. Siz partiden değilsiniz. Beyefendinin özel arkadaşısınız... Şöyle buyrun. Hayır dedim, hayır! Sadece arkadaş... Özelliklerimiz uymaz bizim. Gömleğimi görmüyor musunuz

Yukarılarda bir odaya soktular. Oda dediysem yarım evlik bir salon. En baş masada oturmasa tanımayacağım bizim arkadaşı. Vücut yapısı hiç öğün kaçırmadığını haykırıyordu.

- Gel hele gel yahu! Bu benim üniversite yıllarından aç kalan arkadaşımdır. Gel seni tanıştırayım...

Seni tanıştırayım demişti ama, onları bana tanıtıyordu. Hangisi aklımda kalacaksa... Bu bizim partinin yönetim kurulu üyesidir, ticaret yapar... Bu bizim ihaleler uzmanımızdır, bu bizim mobilya kralımızdır, bu bizim pastırmacımızdır...

Sıra bana gelmiş olmalı ki, hepsinin dikkatini topladı ve beni yaralayan o taşı attı. Espri anlayışı eskiden de mi böyle idi, hatırlamıyorum.

- Ben bir gün bunlara gitmiştim. Açlıktan kıvranıyorlardı. İki gün hiçbirşey yememişler. Hala mı aç geziyorsun yoksa Haline bakınca tok olduğun da söylenemez doğrusu. Haydi seni yemeğe götüreyim de unut o aç kaldığın günleri. Haydi nazlanma, yemeği ayarladım. İhaleci dostumuzun misafiriyiz bugün.

Değişmemişti. Yol hazırlığım ve acil işlerim olduğunu söyleyerek ordan ayrılıyorken, hala arkamdan anlatıyordu misafirlerine.

- Bu varya bu, iki gün aç kalmıştı.

Onu o kadar doyurduğumuz gün olmuştu. O ise doyurmadığımız ve belki farkeder de çekidüzen verir kendine umuduyla yaptığımız o latife gününü hatırlıyordu sadece.

Bizim hikayemiz işte böyle." Ağabey dediğim dost hikayesini bitirdiğinde ben, bu mevzuu nerden açılmıştı, diye düşünüyordum. Yani internet dünyası bize göre değil, kardeş!

Abdullah Gülün aç uyuduğu gece

Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün öğrenciliği döneminde İstanbul Üniversitesinde çekilen fotoğrafını çerçeveleterek hediye eden işadamı Recai Tülüce, Gül ile arkadaşlarını ve öğrencilik anılarını anlattı.

"Bir gün şimdi profesör olan Alemder Yalçın ile parasız kaldık. Bir gece aç yattık. Ertesi gün Abdullah Güle gidip onlarda karnımızı doyuralım dedik. Karnımız aç bize yiyecek bir şeyler hazırlayın dedik. Bir saat güldüler. Meğer onlarında parası yokmuş, onlar da açmış.

İhtilallerin virgülü

(Ancak ve sadece)

İhtilaller dolayısıyla sorgulanan Demirelin "Yine imzalarım, yine olmasını isterim" dediği 28 Şubat gerekçelerinin üstünde bugün de biraz duralım.

Önce madde madde sıralasın sebepleri, kendi ağzından...

H 28 Şubat öncesi Türkiye rahat değildi!

Rahatsızlıktan muradın ne Seçimler demokratik ortamda, demokratik bir mücadele sonunda yapılmadı mı Rahatsızlığın kaynağı, "500 Günde kurtaracağım" diyerek gelen ve selefinin öleceğini aylar öncesinden ilan eden bir Demirelin Çankayaya çıkması mıdır yoksa

H Halkın bir kısmı Cumhuriyete kalkışma olduğunu düşünüyordu.

Kim, nerede, nasıl kalkışmış Nasıl kalkışılırsa, Cumhuriyete kalkışılmış olurdu Suç vardı da ceza yok mu idi Halkın bir kısmı derken, kimi kastediyorsunuz Sizin düşüp kalktıklarınız mıdır o bir kısımlık dilim

H Bazı açık kadınları Hizbullah öldürüyordu.

Ölenler ve öldürenler bu kadar net ise devlet nerede idi ve neden tedbir almamıştı

Kimlerin, kimleri nasıl öldürdüğünü gayet iyi bilen ve geçmişten tecrübeli bir devlet adamı olarak neden müdahale ettirmediniz yeraltından cesetlerin fışkırmasına

Yoksa sizin "Devlet arasıra rutin dışına çıkar" demeniz midir bu ölümlerin izahı.

"Devlet durup dururken cinayet işlemez" itirafı da size ait olduğuna gore, kimin cinayetlerini devlet adına saklamak ihtiyacı duyuyordunuz o günlerde

H Şeriat özlemi açıkca dile getiriliyordu.

Kim getirmiş, nerede getirmiş, nasıl getirmiş

Meydanlarda "Herkes göğsünü gere gere müslümanım", diyebilecektir. Dediğiniz ve oylarını aldığınız insanlar, ne zaman, neyi nerede öğrenmişler de, özlem duymaya başlamışlar İnsanların özlemini ölçen makinalar mı getirmiştin İsrailden

İdam edilmiş başbakan resmi gösterenler, ağzına biber mi sürmüşlerdi ki, "Meşruiyet içinde çareler tükenmez" çözüm cümlesini söylemekten vazgeçtiniz Meşruiyet nereden, hangi kökten geliyor Hatırlanmasın mı istediniz

Seçilmiş hükumet meşru hükumet ise, gayri meşru olanlar kimdi ve ne idi

H TSK hedef haline getirildi.

Kim getirdi, nerde getirdi, nasıl getirdi Bir ödentisi, bir müeyyidesi yok mu idi bu işin Yoksa siz o günün başbakanının bütçeden TSKnın payını/hakkını tam karşılamasını, gerçekleşen hedeflerden biri olmasını mı anlayamadınız

H Başbakanlıkta şeyhler ağırlandı.

Başbakanlık, ağırlanacakların sınıflara ayrıldığı bir yer mi Şeyh dediklerine bu devlet maaş veriyorken, başbakanlığa girme hakkınız yok mu, diyor.

"Sobacı" sıfatlı adamınla, kaç şeyhe haber saldığın ve bana oy versinler, o ellerini öperim, dediğin şeyhler, şeyh sayılmıyor mu idi, işin içinde sen varsın diye

"Seçimden önce hacılarla, hocalarla;

Seçimden sonra masonlarla, localarla." Tekerlemesi yıllarca senin için yazılıp, söylenmedi mi bu ülkede

H Sincanda belediye başkanı Kudüs gecesi organize ediyordu.

Organize edilmiş de ne olmuş Kudüste zulüm yapan İsrailli dostlarının neresi acımış

Bu ülkenin bütün ilçelerinde organize edilmesi gereken Kudüs gecesinin bir Sincan da olması neden rahatsız etti sizi bu kadar

Konyadaki Kudüs mitingini bahane eden ihtilalcilerin, uluslararası toplantılarda Kudüs sözkonusu olduğunda "Konyada mitingi yaptık" diyerek utançtan kurtulduklarının itiraflarını okumamış mı idiniz İstihbaratı da mı gelmemişti elinize

İstihbarat dedik, devamını da diyelim: Bu müdafaa, Demirelin yaptığı bu 28 Şubat müdafaası, istihbarat raporlarını okumasını bilen bir devlet adamı intiba verir mi hiç kimseye Vermez!

Osmanlının ihtiyar ve bastonlu vezirlerinden birinin, kendisini ziyarete gelen bir kaymakama davranışı aklıma geliyor burada.

Bastonunu, kaymakamın kafasına ve sırtına her vuruşta söyleniyormuş vezir.

- Tahrirat yazarız, okumazsınız! Okursunuz, anlamazsınız! Anlarsınız, tatbik etmezsiniz!

İstihbarat bana 12 Eylülü bildirmedi diyen Demirelle, istihbarat tüm kadrosuyla gelip birlikte yaşamaya çalışsa ne olur

Onun seçimlerden sonra kimlerle birlikte olduğudur önemli olan. Karakteri ancak ordan aldığı emirleri uygulamaya müsaittir.

NOT: Bu hafta unuttum. Taksimde Morrison Süleyman istifa diye haykıran gençliğin, özlemini duyduğum o gençliğin tablosunu önümüzdeki hafta yayınlayacağım. Söz!

55 yıla rağmen değişmeyen

Hürriyet yoktu, denilerek ihtilalle ortadan kaldırılan DPnin hükumet olduğu 1957 yılını anlatıyor bu tablo. Kürtaj savunucularına daha ne desek

Alakanın "Quel"i

Engin Ardıç Sabah Gazetesindeki köşesinde "Benim kalemim, benim gündemim" başlığı altında yazıyor:

"Benim kalemim, benim gündemim

Bugünlerde "dışarısıyla" ilgiliyim ya, aklıma Balkan Paktı takıldı. Gündemde böyle bir konu yok... "Quel" alaka

(Ne hikmetse Türk basın mensupları alaka kelimesinin "dişi" olduğuna karar vermişlerdir, "quelle" yazarlar. Kelime Fransızca olmadığı için birini ya da ötekini seçmenin hiçbir anlamı yoktur. Öte yandan, bazı Türk basın mensupları da bunun "saçı dökülmüş, tepesi açılmış alaka" olduğunu sanırlar!)

Peki, şimdi bizi niçin "alaka" duyuyoruz, Sayın Ardıçın yazısına "Bazı Türk basın mensupları" sınıfına dahil olmaklığımız bahis mevzuu değilken...

Anlatalım efendim. Ama önce, "Bazı Türk basın mensupları" için müdafaaname yazalım biraz.

Bazı Türk basın mensuplarının "Guel"i, saçı dökülmüş, tepesi açılmış, şeklinde anlaması, ne eğitimlerinin eksikliğindendir, ne de kapasitelerinin yetersizliğindendir. Tabi halleriyle ilgili değildir yani.

Ya nedendir

Mecburiyetlerindendir! Resmi kaynak beslemesi olarak başladıkları "matbuat" hayatlarını, resmi kaynak beslemesi "Bazı Türk basın mensupları", sıfatıyla sürdürmelerindendir.

CHPne göbekten bağlı olma durumu da denilebilir.

İlk defa nereden öğrenmişlerdir "Quel"i bazı Türk basın mensupları

İçinde CHP geçen, CHP kokusu geçen, CHP korkusu geçen bir olaydan öğrenmiş olmalılar ki, değiştirilmesi teklif dahi edilemez, ya da akıllara dahi getirilemez, olsun.

İşte, o olay!

CHPnin tren memuru, bazı Türk basın mensuplarına "Quel" kelimesini armağan ediyor. Lütfen okuyunuz.

"Cumhuriyet tarihinin en üç meşhur Alisi var: Kel Ali, Kılıç Ali, Necip Ali...

Bu üç Aliye, İstiklal mahkemelerinin sehpası da diyebiliriz.

Ali Çetinkaya merhum ki nam-ı diğer Kel Alidir. Nafia vekili iken, Haydarpaşa garında geçen şu vaka meşhurdur:

Telaşla trene koşan ve pek az türkçe kelime bilen bir Fransız, yataklı vagona atlarken, memur:

- Aman, der, ne yapıyorsunuz Orası Ali beyin, Ali beyin ..

Söylenen sözü pek anlamayan Fransız, "hangi" manasına gelen "Kel=Quel" kelimesi ile sorar:

- Kel Ali ...

Memur, gözleri büsbütün büyümüş yolcunun kulağına fısıldar;

- Evet, evet... Kel ama, kimse duymasın!"

Şimdi "o" bazı Türk basın mensuplarının mazur olmadığını söyleyebilir misin ey Engin Ardıç

Tarihte mizah

Âzâd

Fatih Sultan Mehmed çağının çok zengin sarraflarından Pinti Hamid, devlete borç verecek kadar, varlıklı bir kişi olduğu halde korkunç derecede de cimriydi. Onun bu cimriliği, zamanında ün salmakla kalmamış, tarihlere bile geçmiştir. "Pinti Hamid" sözü ise, yüzyıllardır, cimriliğin sembolü olarak anıladurmaktadır. Bu adamın, bazen gülünç bazen acındırıcı, hatta şaşırtıcı birçok anıları vardır; bunlardan biri şudur:

Masraf olmasın diye hastalanmaktan hiç de hoşlanmamasına rağmen, bir gün Pinti Hamid hastalanır. Devamlı alış verişi bulunan tacir arkadaşlarından biri kendisine (Geçmiş olsun)a gelir; zamanın adeti gereğince, kesilip temizlenmiş bir de besili tavuk getirir. Evde, Pinti Hamidin ta babası zamanından kalma, devlet adlı yaşlı, emektar bir hizmetçi varmış Evin her çeşit işini yarı boğazı tokluğuna uzun yıllardır yapmakta olan bu ihtiyar kadın:

"- Efendi hazretleri; tavuğu bir güzel pişireyim de afiyetle yiyin." deyince Hamit:

"- Olur Devlet Teyze, der; yalnız çok fazla kaynatma, suyuna biraz çorba pişir; kendisi dursun. Eğer ölmezsem yarın biraz daha kaynatır, yeniden bir çorba pişirirsin."

Kadıncağız, efendisinin dediğini yapar. Yalnız bu çorba pişirme faslı, bir iki gün değil de beş altı günü kapsar. Nihayet haftayı bulunca tavuk eti artık bir posa bir lapa halini alır. Devlet teyze, yedinci gün:

"- Artık daha kaynıyacak, suyu çıkacak dermanı kalmadı, bunu bugün mutlaka yemelisin.." Yollu ültimatomu dayayınca beriki:

"- Bre Devlet teyze; et dursun. Bana onun suyundan yine bir çorba yap, ne olursun ."

Diye yalvarır. Ama Devlet teyzenin son tahammülü de tükenmiştir.:

"- İmkanı yok, bu biraz daha kaynıcak olsa kemikleri bile pelte haline gelecek, yiyeceksin.."

Der de başka şey demez. Pinti Hamid, artık eni konu ağlamaklıdır. Bir yalvarış ve bir vaidde daha bulunur:

"- Bak Devlet teyze; eğer şu tavuğu dağıtmadan bir kere daha kaynatabilir, bana bir çorbasını daha içirebilirsen, işte yemin ediyorum; vasiyetnamemi hazırlarken, ölümümden sonra seni azad edeceğime dair bir mükemmel kayıt koyduracağım.."

Devlet teyze, acı acı güler:

"- Vallahi efendim sen sağ ol. Ben azad edilmekten de vaz geçtim. Yeter ki her şeyden önce sen şu tavuğu azad et de, o da ben de çektiğimiz bu eziyetten kurtulalım.."

Kanuni Süleyman Kanunsuz Süleyman

Karamehmetler gibi

1973 yılında Karamehmetler bu gazetede bu espri ile benzer bir karikatür çizmişti. Onun o çizgilerine ulaşamadık ama yine de bir daha hatırlatalım, istedik.