Balkanların Kudüs?ü: Bosna

Abone Ol

Bundan yirmi yıl önce Avrupa da Bosna için yazılanlara

baktığımızda, hiç kimse o günlerde Yugoslavya nın dağılışı sonrası Bosna nın

AB ye girme konusunda diğer ülkelerden geri kalacağını aklına bile getiremezdi.

Saray gibi bir ülkeydi Bosna ve gelişmişlik seviyesi diğer Yugoslavya çatısı

altındaki ülkelerin önündeydi. Ama nedense 2004 te ilk olarak Slovenya, 2013 te

de Hırvatistan dâhil edildi AB ye. Bugün Sırbistan ile müzakereler de hızla

devam ediyor. Ancak o yıllarda ibretle bakılan Bosna sona bırakılmış durumda.

AB ye alınıp alınmaması elbette mesele değil. Mesele Bosna nın bugünkü AB ye

bile alınamayacak duruma getirilmiş olması.

Bosna 1980 lerin sonundan itibaren büyük bir yok edilme

kampanyası ile karşı karşıya bırakıldı. 1992-95 arası ülkede çıkartılan savaş,

tıpkı bugün Suriye de olduğu gibi ülkenin tüm alt yapısını çökertti ve ülke

tamamen bağımlı bir hale getirildi. Uluslararası aktörlerin müdahalesiyle

kurulan Dayton düzeni ise öylesine kötü bir rejim ortaya çıkardı ki, yönetimler

ülkenin sosyal sorunlarına çare bulmak bir kenara, ülkeyi her geçen gün daha da

bağımlı hale getirdiler. Böylesine talihsiz bir yakın geçmişe sahip olan Bosna,

tüm bunlar yetmezmiş gibi bugünlerde yeniden bir çıkmazın içerisine sürüklenmek

istendi. Türkiye yi geçtik, İslam dünyasından bile bir kişi çıkıp Bosna

olaylarını nasıl okumamız gerektiği konusunda bizleri ikna edici bir açıklama

yapmadı. Anlaşılan savaş zamanı yalnız bırakılan Bosna, o günden bugüne doğru

düzgün inceleme konusu bile yapılmayarak yalnız bırakılmaya devam edilmiş.

Bosna Baharı mı

Nasıl Ukrayna da yaşanan hükümet karşıtı protestolar,

Arap Baharı nın sosyolojik temel bakımından kopyası olamayacaksa, Bosna

olayları da Arap Baharı ve Ukrayna protestolarının tamamen aynısı olamaz. Yani

Bosna protestolarının diğer örneklerle benzerliği olsa da kendine münhasır bazı

özellikleri illaki mevcuttur. Her ne kadar Bosna gibi Balkanların kontrolü

adına daima merkezi teşkil etmiş bir ülkede, olayların gerçek sebebinin dış

müdahaleler olduğunu düşünsem de, olaylara bir cevap üretmek için bu bakışı

aşan bir analizin gerekliliğini kabul etmemiz lazım. Olayları sadece dış

güçlere bağlamak, eğer dış güçlerin müdahalesi temel belirleyici olsa bile,

onların bu müdahale için kullandıkları ülke içindeki zaafları görmezden gelmemize

neden olur. Dolayısıyla bundan önce olan ve bundan sonra olabilecek her türlü

müdahaleyi göz önünde bulundurarak, Bosna nın iç problemlerine bir an önce

çözüm üretmek öncelikli hedef olmalıdır.

Yapısal Buhran

Bugün öyle bir dönemden geçmekteyiz ki insanlar her gün

sosyal çalkalanmalar, iç savaşlar ve ekonomik krizlerle ayaklanan dünyanın öbür

ucundaki vatandaşları izlemektedirler. Böyle bir konjonktürel vaziyetin birçok

ülkede protestolarla ilgili olarak bir uyarıcı iğne gibi başlatıcı bir unsur olabilmesi

doğaldır. Bu konjonktürel gelişmeler, ülkelerin içerisindeki yapısal kimi

sorunları rahatlıkla harekete geçirebilmektedir. Bugün Bosna da da toplumun

çeşitli unsurlarının eşit olmayan bir gelişimi yüzünden ortaya çıkmış bir dalga

var. Hayat seviyesinin adaletsiz yükselişi, gruplar arası bağlantılardaki

değişiklikler, örf ve adetleri farklılaştıran neo-liberal üretim metoduna geçiş

vs. birçok sorun ülkedeki insanları uzun süredir huzursuz ediyordu. Bunun

yanında dünyadaki gelişmelere paralel siyasal ve kurumsal aygıtların beklenen

dönüşümü sağlayamaması toplumdaki desteksizliği arttırmıştı.

Meşruluk Uyuşmazlığı ve Sosyal Örselenme

Meşruluk, sosyolojik anlamda toplumun içeride ortak bir

uyuşması anlamına karşılık gelir. Ama Bosna da bugün var olan Dayton düzenine

yönelik bir meşruluk yoksunluğu gözlemlenmektedir. İnsanlar ve fikirler ülkede

tek bir meşruluk inancını kaybetmiş ve birçok farklı sistem konusunda bölünmüş

durumdalar. Yani tam bir meşruluk uyuşmazlığı ortaya çıkmış durumda. Böyle bir

ortamda iktidarın sadece kullanılma şekli değil, bizzat kendisi ve ilkeleri de

tartışılmaya açılmış görünüyor. Buna ek olarak ülkede sosyal örselenmeye neden

olan, savaş yıllarından kalan ruhsal sarsıntılar, yönetime ve düzene olan

şüpheciliği iyice arttırmaktadır. Sonuçta konjonktürün verdiği ilhamla, yapısal sorunların, meşruluk

uyuşmazlığının ve örselenmenin hepsinin bir aradaki varlığı ülkede bir

patlamaya neden oldu diyebiliriz.

Etnik Çatışma Çıkar mı

Bosna olaylarıyla ilgili şu ana kadar en sevindirici haber

şüphesiz olayların bir etnik gerilime sebebiyet vermemiş olmasıydı. Ancak

Bosna ya kısa süreliğine bile gitseniz ülkedeki Müslümanlar ve onlara karşı

olan Sırp ve Hırvat milliyetçiliğinin aralarındaki soğukluğu hissedebilirsiniz.

Bu soğukluğun temellerini de ülkedeki nüfusların gelişmişlik derecelerine

bakarak bile anlayabilirsiniz. Birilerinin sürekli Osmanlı mirasına zarar verme

arzuları, oradaki Müslüman nüfusu dışlama keyfiliği her geçen gün daha fazla

hissedilen bir gerçektir. Ayrıca Avrupa da ekonomik temelli ortaya çıkan her

gerilimin bir etnik temizliğe dönüşme potansiyelini de göz önünde bulundurmak

şarttır. Önümüzdeki günlerde meselenin gidişatı Batı ve Rusya nın bölgedeki

yeni politikalarına paralel olarak daha net bir şekilde gözlemlenebilecektir.

Dolayısıyla Bosna nın iyiliğine isteyenler, yeni bir Bosna Krizi nin çıkmasına

aracılık edebilecek her türlü girişimden uzak durmalıdır.