* Düşünsenize, bir tarafta HDP’li Müslüm Doğan ile Ali Haydar Konca, diğer yanda Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş. Nasıl bir diyalog olacak aralarında Netice olarak aynı oval masanın çevresinde olacaklar.
* Herkesin aklına geleni ben de ifade edeyim; mesela özellikle PKK ve terör konularında ne gibi konuşmalar, anekdotlar yaşanacak Çözüm Süreci’ne kesinkes karşı olan Başbakan Yardımcısı Tuğrul beyle, Çözüm Süreci’nin devamından yana olan HDP’liler konu açılınca ne diyecekler
* Mesela, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun iki HDP’li bakan hakkında “Yurtdışında ‘PKK terör örgütü değildir’ diyemezler. Başbakan benim…” cümlesi ilk Bakanlar Kurulu toplantısında nasıl yankılanacak
* Bakanlığa atanan Ayşen Gürcan her ne kadar bir dönem kamuda Genel Müdürlük yapsa bile Bakanlar Kurulu’nda siyasi mülahazalar karşısında nasıl bir tutum takınacak Zira, Ayşen Hanım, siyasetle alakası olmadığını baştan ifade etti…
* HDP’ye düşen Kalkınma Bakanlığı ve Avrupa Birliği Bakanlıklarında nasıl bir seyir izlenecek Bu iki bakanlıktaki çaycıların şimdiden birbirlerine “çayları sen servis yap, ben ocakta kalayım…”dedikleri, bu yöndeki sohbetlerinin tüm Bakanlık binalarında duyulduğu söyleniyor. Ankara’yı bilen bilir; Bakanlık çaycıları Ankara’nın çevre illerinden Başkent’e yerleşenler arasından seçilmiştir, çoğunlukla; Kırıkkale, Yozgat, Çorum (vb) gibi… Dolayısıyla bakanlık çaycılarının “milliyetçi” duyguları da bir hayli yoğun. Bakalım neler yaşanacak
* Daha da ilginç bir şey var; İki bakana HDP teşkilatlarından gelen telefonlar sorun olacak mı, olmayacak mı
* Hemen her Bakanın göreve geldikten hemen sonra attığı bir adım var; kendisine en yakın çalışan Özel Kalem Müdürünü, sekreterini ve Basın Danışmanını seçmek. “Geçici” yeni bakanların kaçta kaçı “en yakın” bürokrat ataması yapacak, göreceğiz…
* Merak ettiğim bir başka şey daha var; “Geçici” Bakanlara “gizli” bir anlaşma imzalatıldı mı, imzalatılmadı mı Bakanlardan, “Mevcut Bakanlık kadrosu ile çalışmaya devam edeceğim…” türünden sözler alındı mı, alınmadı mı “Daire Başkanı bile değiştiremezsiniz…” dendi mi, denmedi mi
* Zaten şöyle bir şey de var; “Geçici” Bakanlar, bürokratlarını değiştirmeye kalksalar, “kendi ekibimle çalışmak istiyorum…” diye bir direnç gösterseler bile unutmamaları gerekir ki önlerinde 2 büyük engel var; Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Atamalarda bu iki ismin imzası şart. Bir şekilde Davutoğlu engelini aşmış olsalar bile Beştepe’yi arkadan dolanmak oldukça zor. Çünkü bakanlıklarda kim hangi görevde en iyi bilen Tayyip Erdoğan. İsimleri o makamlara getiren de kendisi değil mi, zaten!
* Hepsinden öte, -yerinde olmak istemezdim- Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu parçalı bulutlu yapıda nasıl bir orkestra şefliği ifa edecek
BAŞBAKAN DAVUTOĞLU’NA HATIRLATMA!
Biliyorsunuz, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa’nın 114. maddesi çerçevesinde kurulacak Geçici Bakanlar Kurulu’nda görev alması için bazı milletvekili ve dışardan isimlere teklif götürdü.
Bu kişilerden bazıları teklifi kabul etti, bazıları etmedi.
Teklifi reddeden isimler bir de cevabi mektup yazdı, Başbakan Davutoğlu’na. Örneğin, Deniz Baykal’ın 3 sayfalık mektup yazdığını biliyoruz.
***
İşte bu “ret” mektuplarına ilişkin, Davutoğlu’nun son derece ilginç bir yaklaşımı oldu; “Gelen mektupları bir hatıra olarak saklayacağım her biri ayrı bir mantığı yansıtıyor. Bazılarının içten içe bir vicdani muhasebe yaptığını, bazılarının nezakete itina gösterdiğini, bazılarının farklı bir tavır sergilediğini, bazılarının ders vermek için bunu bir fırsat olarak gördüğünü tarihe kayıt düşmek için, hepsi de bir tavırdır.”
***
Sayın Başbakan; Bunlar sizin şahsınıza gönderilmiş mektuplar değildir. Bunlar “Anayasa” gereği “Devlet”e gönderilen mektuplardır. Buradan bakıldığında, bu mektupları şahsi arşivinizde değil, devlet arşivlerinde saklanması gereken belgelerdir.
Sadece hatırlatayım istedim!
ZALİMLERİN SALTANATI HAKKIN KILICININ ULAŞACAĞI YERE KADARDIR!
YUŞA Taşçı, İmam Hatip Lisesi’nde öğrenci. Okuduğu kitaplardan, dinlediği anekdotlardan, öğretmenleriyle arkadaşlarıyla ve yakın çevresiyle yaptığı sohbetlerden edindiği izlenimleri, notları adeta “vecize’leştirmiş. Cümlelerden her biri aslında bir gerçeğin ifadesi. Bunlardan bir kısmını bana da gönderdi. Buyursunlar…
* Detaylarda saklıdır en derin çizgiler.
* Bilmem ne yapıyorum bu edeb nankörü dünyada!
* Haksızken haksızım diyemiyorsan, o gurur hiçten ibarettir.
* Yanlış yaptığın bir şeyden illa ki hesaba çekileceksin.
* Allah’ın yasakladığı şeyler aslında zevkli şeylerdir ama boş zevktir. Unutma; değmeyecek şeylerle uğraşma, ahireti ucuz görme.
* Suskunluğa bürünüp kayboldum.
* Artık inat koridoru kurmayı bırak.
* Adam olmamı senin lafın değil, karakterim belirler.
* Gurur haksızken nefsini yenebilme mücadelesi, haklıyken ise affetme mücadelesidir.
* Herkes kendi hakkını savunur ama sadece bir doğru vardır.
* Bir olayı kendi menfaatine ya da kendine göre değerlendirme; doğruya, hakikate, hakka göre değerlendir.
* Cesaret yerinde kullanıldığı zaman işe yarar.
* Bu insanlara edeb ile had lazım ve bir de “neme” lazım.
* Doğrunun peşine düşersen, tüm dünyayı kendine engel bulabilirsin.
* Bilgi üç aşamada fethedilir; bilmek(okumak), anlamak ve uygulamak.
* Cesur olmadıkça iş çözülmez.
* Edebin bozulması adamlığa ağır bir tokattır.
* Zalimlerin saltanatı, hakkın kılıcının ulaşacağı yere kadardır.
* Görünüş aldatıcıdır.
(YUŞA TAŞÇI-İHL ÖĞRENCİSİ
İSTANBUL)
THY’YE MİNİ BİR ÖNERİ!
YURTİÇİ ya da yurtdışına uçuyorsunuz…
Malum, uçak havalandıktan hemen sonra bir hareketlenme oluyor; ikram hazırlıkları.
İşte tam da burada küçük bir itirazım var; 150 kiloluk adama da aynı kumanya (bir tane) veriliyor, 3 yaşındaki çocuğa da…
“Eşit” ama “adaletsiz” bir durum söz konusu!
Her ikram sırasında, “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa!” diyesim geliyor; tabii “içimden!”
Keşke, koltukların hemen yanında kime kaç kumanya verileceğini belirten bir ikaz işareti olsa! Yapılamayacak bir şey mi bu
NOT: Bugün, 31 Ağustos 2015 Pazartesi. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!