Hükümette dört bakanın değiştirilme nedeni, değiştirilenler ile yerlerine getirilen bakanların başarılı olup olmadıkları, hükümetin geleceğe yönelik politikaları bakımından bunun gerekip gerekmediği gibi hususlar üzerinde durmayacağım. Zaten yazılı ve görsel basın-yayın organlarında onaylayan, eleştiren, öngörüde bulunan, dedikodu kabilinden haberler yapanlar fazlasıyla var. Görevden alınan bakanların bu tasarruf karşısındaki tavırları, tepkileri, doğal olarak duydukları ve yaşadıkları üzüntüler gibi daha çok kişisel durumlar, onların davranış ve iç dünyalarına aittir. İçinde yer aldıkları “politik” yapı ve hükümet etme biçimi çerçevesinde, nasıl ki milletvekili olmaları, çoğunluk itibariyle “tensip” üzere gerçekleşmiş ise, görevden “uzaklaştırılmaları” da o belli iradenin “tensip”iyle vuku bulmuştur. Dolayısıyla nesnel bir siyaset ve onun gerektirdiği bir emek, nitelik söz konusu olmadığı için nesnel bir değerlendirmeye konu olacak önemi haiz sayılamazlar. Bununla birlikte, sırf insani takdir ve değerbilirlik güdüsüyle, bazıları için, mesela Ömer Dinçer, İdris Naim Şahin ve Recep Akdağ için, üzüntü duydum. Bakanlıktan ayrılan bir kimsenin davul-zurnayla karşılanması, kim olursa olsun, insana giran gelir. Bu, onların “politik” tutumlarıyla, bakanlık görevinde yapıp ettikleriyle ya da başarı veya başarısızlıklarıyla ilgili de değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki değişiklik dolayısıyla “eğitim”in hâlâ temel, köklü ve derin bir sorun olma niteliğini sürdürdüğü, üzerinde durulacak bir konu gibi duruyor. Türkiye’nin 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra en uzun ve en sürekli hükümetinin işbaşında bulunduğu göz önünde tutulursa, en fazla ve sık bakan değişikliği Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerçekleşmiş gözüküyor. Bir yeni parti, grup ve anlayışın değil, aynı parti ve hükümeti içinde gerçekleşiyor bu değişiklik. Üstelik her değişiklikte yeni bir kişi bakan olurken, öncekinin tasarruf, karar ve uygulamalarını sil baştan ele alıyor ve öncekinin hedef ve politikalarıyla büyük ölçüde ilintisiz, hatta çelişik tasarruflara, kararlara, uygulama ve hedeflere yöneliniyor. Burada “eğitim reçetesi” verecek kadar “eğitim”e saygısız bir tutum içinde gözükmek istemem. Ayrıca eğitimin omurgası konumunda olduğunu düşündüğüm pedagoji üzerine uluorta görüş bildirme cüretinde de bulunamam. Üstelik eğitim bilimleri alanında kuramların anlam ifade edebilmeleri için eğitim tekniğinin (program, müfredat, araç-gereç) ve insan unsurunun (eğitimci, öğrenci, veli, çevre ve toplum) uyumlu hale getirilmesi gereğinin başlı başına sorun olduğunu hesaba katma deney ve gözlemine sahip sayılırım. Ama eğitimciden çok “akademisyen” niteliğim ön plandadır.
Bu açıdan, “eğitim” olgusunu hakkıyla kavramış bir hükümetin işbaşında bulunduğu, en azından bana kuşkulu gözüküyor. Son değişikliği saymazsak önceki dört bakanın, artık yalama olmuş bir kavram olan “reform”ları, pedagojik özü, ilkesi olmayan, herhangi bir eğitim kuramını önceleyip hedeflemeyen ve insan unsurunu “meta” boyutuyla algılayan, eğitim tekniğini “endüstri üretimi” şeklinde kullanmaya yeltenen icraattan öteye gidememiş, denebilir. Üniversiteye gelen iki-üç yıl önceki öğrencinin yeterliliğiyle, beş-altı yıl öncekinin yeterliliğinden nitelik bakımından yetersizliğini genel bir gözlemle tespit edebilirsiniz. Dersliklere, akıllı tahtaların, bilgisayarların konulması, kılık kıyafetin tek tip formaların kaldırılması gibi, eğitimle doğrudan ilişkili ama eğitimin özü itibariyle ilgisiz denecek derecede önem taşıyan konular, ancak “gönül eğlentisi” hükmündedir. Eğitim, eğitilecek adayın kendi varlığını araştırıp tanıma, yeteneklerini keşfetme ve geliştirme, bilgiyi bir değer olarak kavrama muhakeme ve bilincini oluşturuyor mu, oluşturmuyor mu İnsanın tabiatında içkin ve saklı olan “merak” duygusundan bile habersiz bir eğitim sürecinden geçip gelen kimseye üniversite neyi öğretecek Dahası öğretilebilir mi Evet bir tuşla bilgisayarda sınırsız denilecek bir bilgi dünyasına ulaşabilir bugün insan. Muhakeme ve bilinci kapalı ve yeterli derecede uyanmamış bir kimse bu dünyada “sekir” halinde “sörf” yapabilir ancak. Ayrıca eğitim, aynı zamanda vücudun, davranışların, hareketlerin, beş duyunun çalıştırılmasını da kapsar, disiplin ve düzen kazanılmasını da gerektirir. Atının nalında bir mıhın (çivi) eksikliğinde Roma İmparatorluğu’nun izmihlalini görme basiretini veren şeydir eğitim.