Avrupalıların keyfi için alınan kararlara bakarak ümitsizliğe düşmeyin.
İslâm ın aleyhine karar alanlar Allah ın affını celbedecek işler yapmadan giderlerse cezalarını çekerler. Şunu da bilelim ki, alınan her karar öyle karartıldığı kadar karanlık sonuçlar doğurmayabilir.
Kur an-ı Kerim i çocuklara okutmak kanunla yasak olmasına rağmen savcının kızı, karakol amirinin oğlu, kaymakamın çocuğu, kadın hakimin kuzusu, cami kurslarında Kur an öğreniyor.
İslâm ı yaşayan ve yaşamayan bu halkın tamamı dinini sever. Dinine söz ettirmez. Kendisi etse bile gavurdan bir sataşma geldiğinde hemen karşılığını verir.
Yöneticilerin çoğunluğu Amerika ya karşı sırıtır gibi görünse de halkın yüzde seksen üçü Amerika ya karşıymış.
Geriye kalan yüzde on yedi de takiyye yapıyordur.
"Biz, sizi Türk halkına sevdiririz, bizi destekleyin" diyenlerin çalışması sonucunda Amerika ya nefret oranı artıyor.
Amerikan okullarında okumuş, Amerikan karşıtı olmak gibi bir görev üstlenmiş, böylece komünizme engel olmuş birkaç insancığımızın dışında Amerika sevenimiz yoktur bizim.
Batıyı iyi tanıyanlardan biri bu yazıyı okuyup da hem çok dindar hem de Amerika veya İngiltere de çok büyük işler yapan ve de Amerika muhipleri arasında sayılan insanları tanıdığını söyleyebilir.
Müslüman Kardeşler/İhvan-i Müslimin teşkilatını kuran Hasan el Benna (1906-1949) Müslümanların özgürlüğü için mücadele verirken Mısır ve İngiliz ajanlarınca kurşunlanarak öldürtülmüştü. Amerika ve İngiliz basınının bu şehadet haberini bayram havası içinde vermesi ise Seyyit Kutub un İhvana katılmasına ve hareketin bütün dünya çapında yayılmasına sebep olmuştu.
Şimdi bu günlerde o nun torunu Tarık Ramazan ise Tony Blair n danışmanlığını yapıyor.
Şimdi bu haberi birileri "Başka çıkar yolunuz yok. Bu büyük güç karşısında yapacak bir şeyiniz yok. Bak bir zamanların şanlı şehidinin oğlu dedesini öldürtenlerin danışmanlığını yapıyor" diye yorum yapabilirler.
Aynı haberi bir başkası ise "Bizim krallarımızın, şahlarımızın, zalim Saddamlarımızın hamisi ve iplerini elinde tutanlar bunlar. Öyle ise oraları İslâmlaştıralım. Onlar Müslüman olunca bizimkiler balıklamasına dalarlar ve "Biz, sizden bin yıl önce Müslüman dık" diye de hava atarlar inancıyla oralarda hizmet veriyorlar" diye yorum yapabilir.
Peki, biz hangisine inanalım. Siz, iki yorumada inanmayın.
Türkiye de yatırım yapacak büyük iş adamları sağcı liderlerin de solcu liderlerin de mangalda kül bırakmayan siyasi sözlerine bakmazlarmış.
Türkiye nin üretimini, tüketimini, ithalatını, ihracatını, iş gücünü ve özgürlük oranını belirleyen belgelere bakarak kararlarını verirlermiş.
Siz de İngiltere de, Amerika da Müslümanlara karşı her türlü baskı, karalama, yaralama, iftira, gözaltına alma kampanyalarına rağmen yayılmakta olan dinin hangisi olduğu konusunda yazılanlara bakın ve ona göre karar verin.
Dünya genelinde yayılan dinin İslâm dini olduğunu dost düşman herkes itiraf ediyor.
"Bu kadar karalama karşısında çok iyimsersin" diyen dostlarıma "Benim dediklerime de bakmayın. Siz haberler ne kadar yanlı olursa olsun kendi açınızdan bakmaya çalışın" diyorum.
Mesela, bütün dünya basını "Taliban"ı dünyanın en vahşi insanları olarak tanıtmıştı. İngiliz bir bayan gazeteci bu vahşileri görüntülemek için Afganistan a gizlice girer, Taliban a yakalanır. Bir ay esir kalır. Serbest bırakılınca İngiltere ye gelir ve şahadet getirerek Müslüman olur.
Bu hanımefendi, 04/02/2006 Cumartesi Mecidiyeköy Kültür Merkezinde yaptığı konuşmasında "Ben şükrediyorum ki, iyi ki Amerika nın eline değil de, Taliban ın eline düşmüşüm" diyor.
Onlar bizim ülkelerimizi sömürüyor, biz, onların insanlarını kazanıyoruz. Bakalım kırk yıl sonra kim kazançlı çıkacak dünya görecek.