Bahane üretmek, cehenneme doğru kürek çekmektir

Abone Ol

Menzil, ebedi hayat yani ahiret.

Dünya, tarla.

Ebedi hayata giden iki köprü var. Ölüm ve Sırat! İkisinden de korkuyoruz.

Bu hayatı kazanmak için yegâne sermayemiz ise ömrümüz.

Ömrümüzü heba ettiğimiz yani ebedi saadete kavuşmaya engel iki şey var önümüzde: Hevamız yani rahatımız ve zevklerimiz ile bir de hiç bitmeyen bahanelerimiz.

Bu yazımızda menzile varmamıza engel olan bahanelerin aslında sadece duygusal/psikolojik ve sanal olduğu, Mevlâ’nın insana yol göstererek bu bahanelerle baş edebilme kabiliyeti verdiği; işte bundan dolayı da hata ve eksikliklerimiz için hiçbir bahanenin kabul edilmeyeceğinden bahsetmek istiyoruz.

1. İblis’i şeytan yapan bahane üretmek; Hz. Adem’i insan yapan ise tevbe etmektir. Şeytan; “Ben zaten iyi bir kul idim. Sen Adem’i aramıza sokarak benim isyan etmeme sebep oldun” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışmıştır.

2. Hata ve eksikliklerimize ilk bulduğumuz bahane “şeytana uymak”tır. Oysa şeytan, bize zorla bir şey yaptırmaz. Sadece vesvese verir yani aklımıza bazı düşünceler sokar. Biz de bunlara ilgi duyup karar veririz. Ve şeytan, insanlara zorla bir şey yaptırmadığını söyleyerek kendini müdafaa etmekte  hatta ilahlık iddiasında bulunan Firavun’dan bile “ben isyan ettim ama ilahlık iddia etmedim zira Allah’tan korkarım” diyerek uzak durmaktadır.

3. Bir başka bahanemiz ise “bilmemek” ya da “bilmediğini bilmemek”tir. Oysa Mevla, akıl vermediği  ve peygamber göndermediği hiç kimseyi mesul tutmamıştır.

4. Cahilliğin bir başka çeşidi de “anne babamızdan böyle gördük” ya da “herkes böyle yapıyor” demektir. Oysa Allah Teâlâ bize, her gördüğümüzü taklit etmeyecek beceri yani iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış ve hak-batılı ayıracak akıl ihsan etmiştir.  Peygamberden zalim, zalimden ise peygamber doğmuştur. İki yaşındaki bir çocuğun kendine yararlı ve zararlı olan bir kısım şeyleri ayırt edebilmesi ve anne-babasına rağmen tercihte bulunması, insanın hakikati ayırt edebileceğine örnektir.

5. Bir başka bahanemiz ise “çevre ya da mahalle baskısı”dır. Yani insanların iltifat ve eleştirilerine ya da hakaretlerine aldırış etmektir.  Oysa gerçekten Allah’a iman edenler ve gerçekten Allah’tan yardım isteyenler; hak bildikleri yolda kendi anne babalarına karşı dahi dik durabilmelidirler. Buna misal olarak da İbrahim AS’ın babası ile mücadelesi verilebilir.

6. Emeğimizin karşılığını görememek ya da umduğunu bulamamak veyahut da kendisini başarısız kabul etmek de bir başka bahanedir. Yunus AS; tebliğinin karşılığını göremediği yani kendisini başarısız gördüğü için kavmini terk etmiş yani mücadeleden vazgeçmiş; bunun neticesinde de ilahi cezaya muhatap olmuştur.  “Ben dava için çok hizmet ettim ama kıymetim bilinmedi, harcandım ve kullanıldım” ya da “falan adam Müslüman ama yaptıklarına bak” gibi bahaneler acizlik ya da tembellik ifadesidir.

7. Bir başka bahanemiz ise “biz mazlumuz, elimizden ne gelir”  ya da “biz büyüklerimize uyduk” demektir. Oysa herkes kendi hesabını verecektir. Firavun’un adamları, “Biz Firavun’dan korkup Musa ile savaştık” bahanesi ile “Ya Rabbi! Bizi bunlar yoldan çıkardı. Sen bunlara kat kat azap et” demişler fakat “Herkese kendi ettiğinin azabı vardır” ilahi ihtarı ile muhatap olmuşlardır.

8. Hastalık, meşguliyet, boş işlerle uğraşmak, çoluk çocuk ve ailemiz, mal ve makamımız; bizi ilahi vazifeyi yerine getirmekten alıkoyan diğer mazeretlerdir. Ve Allah, Eyyûb AS’ı örnek vererek hastalığın, hiçbir emri yerine getirmeye engel olmadığı , çocuklarımızın ve eşlerimizin bize düşman olabileceği  ve mallarımızın da bizi Allah yolundan alıkoyabileceği  konusunda ihtar etmiştir. Dünya hayatı, kuru hayal ve boş işlerle bizi aldatmaktadır.

9. Ölümü uzak görmek, insanı yanıltan bir diğer şeydir.  Şu anda hayatta olduğumuz için ölümün uzak olduğunu zannediyoruz. Allah Teâlâ, bela vermekte acele etmediği için hatalarımızı anlayamıyoruz veya sorumluluklarımızı erteleyip duruyoruz. Oysa ölüm hep beklenmedik bir anda ve aniden gelecek  “işlerimiz hep yarım kalacak” yani Azrail AS, işlerimizi tamamlamamız için bize ek süre vermeyecektir.

10. İnsanın ürettiği bir başka bahane, kendini eksik görmesidir. Yani bir başka ifade ile; “Bizim de Ebubekir RA gibi kalbimiz samimi olsaydı” ya da “Ömer RA gibi adil ve cesur, Osman RA gibi iffetli ve Ali RA gibi âlim olsaydık neler yapardık” demektir. Oysa böyle düşünenleri Allah Teâlâ, lanetlemiştir.  Zira bütün insanlar, aynı ruh ve bedene sahiptir.  Çevre ve terbiyeleri insanları etkileyebilir ama her şeye nihayetinde karar veren biziz.  Peygamberlerin çoğu yetimdir ve hayatlarının belli bir bölümünde bizim anladığımız anlamda basit işlerle (çoğunluğu çobanlık yaparak) meşgul olmuşlardır. Ama onlar bu olumsuz şartlarda bile düzgün bir psikoloji ve sağlam bir şahsiyet sahibi olabilmeyi başarabilmişlerdir.

Hicr, 39.

İbrahim, 22.

Haşr, 16.

A’râf, 172.

İsrâ, 15.

A’râf, 172.

Mâide, 54.

Kalem, 48.

Nîsâ, 97.

Araf, 38.

Enbiyâ, 83.

Fetih, 11.

Teğâbün, 14

A’râf, 51.; Müddessir, 45.

Kâf, 19.

Zümer, 55.

Bakara, 88

Hucurât, 13.

Şems, 8.