Bahaettin Karakoç Ve Ülkü Tamerle Bir Hafta Sonu

Abone Ol

Geçtiğimiz hafta sonunu kültür, sanat ve edebiyat etkinlikleri bakımından dolu dolu yaşadık. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş’nin gelenekselleşen bir etkinliği olan ve organizasyonunu bizim yaptığımız 3. Naat Şiirleri Şöleni 26 Nisan Cuma gecesine mührünü vurmuştu. Bahaettin Karakoç, Metin Önal Mengüşoğlu, Adem Turan, Tayyip Atmaca, Özcan Ünlü, Abdurrahman Adıyan, Hüseyin Kaya, Mustafa Baki Efe, Yunus Emre Altuntaş gibi şairlerin katıldığı naat şöleninde şiirlerin dışında kısa tebliğler de sunuldu. Mengüşoğlu ve Karakoç’un daha programın başında yaptığı konuşmaların yanı sıra, Adıyan’ın “İslâmî Kürt Şiirinde Naat” ve Altuntaş’ın “Naat Geleneği Öldü mü / 1950 Sonrası Türk Şiirinde Naat” başlıklı tebliğleri oldukça ilgi çekti. Bu tebliğlerin ilkinden Kürtçe’yle geçmişten bugüne zengin bir İslâmî edebiyat oluşturulduğunu öğrendik. İkincisi ise günümüz şairlerinin azımsanmayacak derecede naatlar yazdıklarını haber veriyordu.

3. Naat Şiirleri Şöleni ile ilgili tafsilat şimdiye kadar çeşitli yayın organlarında ele alındığı için konuyla ilgili sözü burada keseceğim. Fakat şölene katılan şairlerden bazılarıyla ertesi gün geçirdiğimiz dolu dolu bir günü de kısa cümlelerle paylaşmak istiyorum. 

27 Nisan Cumartesi günü sabah saatlerinde Bahaettin Karakoç, Metin Önal Mengüşoğlu ve Özcan Ünlü ile Bursa Bilim ve Teknik Merkezi’nde bir araya geldik. Naat şölenimize de ev sahipliği yapan Bursa Kültür A.Ş’nin Bursa ve Türkiye bilim dünyasına hediyesi olan bu merkezde bizi buluşturan kişi Genel Müdür Rıfat Bakan’dı.

BTM’deki birbirinden ilginç bilimsel araştırma ve inceleme sistemlerine hayran kalmamak mümkün değildi. Bir saatlik bir zaman zarfı içinde çeşitli düzenekler üzerinde onlarca deney ve uygulama yaptık. Bununla birlikte bizim dikkatimizi çeken husus, şimdilerde 83 yaşının keyfini süren Bahaettin Karakoç’un bu bilim ortamındaki şevk ve heyecanıydı.

Cumartesi gününün öğleden sonrasını ise Mudanya’da geçirdik. Mudanya’ya gidiş amacımız Karakoç’u yolcu etmekti. Fakat orada ikamet eden Abdurrahman Adıyan’la da görüşecektik. Onun Çınaraltı mevkiindeki terzihanesine uğradık. Çınaraltı’nda çay içip şiir konuştuk. Karakoç’u feribotla uğurladıktan sonra Mudanya’nın tarihi sokaklarını gezdik, şimdilerde ardı ardına restore edilen Mudanya evlerinin fotoğraflarını çektik.

Günün akşam saatlerini ise Nilüfer Belediyesi’nin bir etkinliğine ayırmıştık. Bursa’da belirli ‘dar’ bir çevreye yönelik olmakla birlikte Nilüfer Belediyesi kimi sosyal etkinliklere imza atmaktan kaçınmıyordu. Belediyenin Ertuğrulkent’teki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki bu akşamki misafiri Ülkü Tamer’di. “Şairin Şiir Evreni” başlıklı söyleşiyi Efnan Dervişoğlu yönetecekti. Gecikmeyle de olsa Abdurrahman Adıyan’la birlikte NHKM’ndeki söyleşiye yetiştik.

Doğrusu oturduğum ilçenin sınırları içindeki bir kültür merkezi olsa da buraya ilk kez uğruyordum. Demek ki şimdiye kadar benim seçiciliğime hitap edecek bir faaliyeti olmamış Nilüfer Belediyesi’nin!

Ülkü Tamer ise, Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri adlı akademik çalışmamda merkeze yerleştirdiğim yedi şairden, alfabetik sıralamayla gidersek, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Edip Cansever, İlhan Berk, Sezai Karakoç, Turgut Uyar’dan sonra yedincisiydi. Haydi, açıklayayım, bir Bursa Kültür A.Ş. programı olarak yürüttüğümüz Edebiyat Akşamları’nın davet edilecekler listesinde Ülkü Tamer de vardı. Fakat şimdiye kadar bu daveti gerçekleştirmek mümkün olmamıştı. Şimdiyse, işte şairimiz şehrimizde, hatta ilçemizdeydi. Onu dinlemek, birikimlerinden istifade etmek bizim için kaçınılmaz bir şeydi. Üstelik kendisine sormak isteyip de yıllardan beri biriktirdiğimiz sorularımız vardı. Dinleyicilere soru sorma fırsatı verilirse bunların bir kısmını sorabilirdik.

NHKM’ne bu heyecanlar eşliğinde girdiğimizde karşımıza çıkan güvenlik görevlilerine “Şairin Şiir Evreni” programının yerini sorduk. Dördüncü kattaydı. Asansöre doğru yönelirken duvarların görsel bir zenginlikle donatıldığını gördük. Şöyle bir göz attığımızda ise bizim zenginlik sandığımız şeyin aslında bir tür “sığ”lık olduğunu fark ettik. Duvarlara monte edilen edebiyatçılar maalesef “dar” bir zihniyet yapılanmasını işaret ediyordu. Gerçi bunu izah etmek için bir bahanesi vardı Nilüfer Belediyesi’nin: Ara Güler’in fotoğrafçılığına sığınabilirdi. Fakat bu açıklama bir şeyi örtbas etmenin ötesinde neye yarardı

NHKM’nin dördüncü katına çıktığımızda devasa bir salonla ve yüzlerce dinleyiciyle karşılaşacağımızı zannediyorduk. Oysa sıradan bir binanın çatı katını andırır bir salonuna girmiştik. Görebildiğimiz kadarıyla penceresi dahi olmayan bu taş çatlasın 50 kişilik salona bunaltıcı bir hava hâkimdi. Salonun küçüklüğü yüz yüze bir sohbete zemin hazırlar diye bekleyenler için belirtelim, zemin herhangi bir eğime, kürsü de herhangi bir yüksekliğe sahip olmadığı için, orta sıralardan geride oturan dinleyiciler, konuşmacıyı görmek için sürekli konum değiştirmek zorunda kalmaktaydı.

İşe bakın, 41. ve 42. kişiler olarak Adıyan’la ben, Ülkü Tamer’i, yani İkinci Yeni Hareketi’nin yaşayan bir ‘dev’ini dinlemeye gelmiştik. Evet, şairimiz şimdi sahnede Efnan Dervişoğlu’nun sorularını cevaplandırıyordu. Ama bu ortam…

Gördüğünüz gibi, salonun maddi konumuna takılıp kaldık. Ülkü Tamer’in konuşmalarından ve akabinde bizim kendisine yönelttiğimiz sorulardan, dahası ünlü şairin bize verdiği cevaplardan bahsedemedik. Ne dersiniz, gelecek yazımızı da bunlara ayıralım mı