İlk ve sonbahar mevsimleri Bağdat‘ın en güzel zamanıdır. Kışı da güzeldir de rutubetli sıcak yazları çekilmez. Anadolu halkının gönül sarayında Bağdat‘a verdiği değer olağanüstüdür: "Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz!"
Irak Gençlik ve Spor Bakanlığı‘ndan bir davetiye geliyor. Yerel ifadeleriyle "Şairul elem val kalem Muhammed Fuzuli el Bağdadi" Elem ve kalem şairi Fuzuli için uluslararası anma toplantısı Kerbela şehrinde düzenlenmiş. Davetiyenin sağ alt köşesinde de başarı ve hizmetlerini yakından takip ettiğimiz bakan sayın Cesim Muhammed Cafer beyin imzası var. Vazir el Şebeb el Riyaza. Aynı etkinliğe tartışmasız Türkmen şairi Abdulaziz Bayatlı, Muhsin Kevser, Cevdet Kadıoğlu Tuz ve Kerbela valisiyle birlikte arkadaşımız Fevzi Ekrem terzi de katılıyor. Eylem ve söylemleriyle Amerika karşıtı tavırlarıyla tanınan Kerküklü şair ve eğitimci Fevzi Ekrem Terzi, Mukteda Sadr‘ın partisinde seçilmiş milletvekili olarak da mecliste yoğun çalışmalar yapıyor.
Bu davetiye bize aziz bir okuntu gibi geldi. Eğer o mübarek topraklara vasıl olabilirsek, Habibullah‘ın sevgili torunu imam Hüseyin efendimizi de ziyaret edebilecektik.
Hayrettin bey ve İsa bey gibi iki güzide yazar ve öğretim görevlisi arkadaşımla birlikte, Şemseddin Kuzeci rehberliğinde yol hazırlığına başlıyoruz. Tezlerimizin çıktıları bilgisayarlardan alınmıştır. "Neden Fuzuli Anadolu Alevi-Bektaşileri Tarafından Sevilmektedir", "Mehmed bin Süleyman Fuzuli" Tebliğ çalışmaları arkadaşlarımın dosyalarındaydı. Bendeniz de 1987 gençlik heyecanlarının rüzgarıyla yayınladığım "Kerbela Türküleri" kitabımı yanıma aldım ve birlikte her türlü riski göze alarak "Tevekkeltu alallah!" diyerek yola revan olduk.
"Sora sora Bağdat bulunur!"
İlk ve sonbahar mevsimleri Bağdat‘ın en güzel zamanıdır. Kışı da güzeldir de rutubetli sıcak yazları çekilmez. Anadolu halkının gönül sarayında Bağdat‘a verdiği değer olağanüstüdür:
"Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz!" "Sora sora Bağdat bulunur! "Yanlış hesap Bağdat‘tan döner!"
Nihayet daha çok güneyde söylenen ve paylaşılamayan bir Antakya türküsü: "Bağdad‘a giden olsa -Yarimi gören olsa- Yıkarım seni Bağdat - Yarime ziyan olsa!" Zara, dokunaklı ipek sesiyle bu türküyü zılgıtlarla çalar çığırır. Bağdat nere Antakya nere demeyin. Bağdat‘la bağlarımız tarihidir ve kadimdir.
Irak, 7 yıldır işgal altında
Abbasi İslam Devleti döneminde Başkent Bağdat‘tan kalkıp gelen Halife Harun Reşit, Bereketli Hilalin bir sınır şehri olan Antakya‘da aylarca misafir edilir. Buna karşılık Kanuni Sultan Süleymanla dördüncü Murad‘ı tarih yazarları Bağdat sokaklarında kaydederler. Huzura kabul edilen Fuzuli, Osmanlı‘nın Bağdat fatihlerine mersiyeler ve methiyeler yazar.
Biz Saddam baskısının sürdüğü yıllar içinde defalarca Irak‘a gidip kültürel etkinliklere katıldık ve döndük.
Fakat şimdi kapkara Haçlı işgali altında ve her gün bombaların patladığı, ticari ve sosyal yaşamla ilgili hiçbir güvenliğin kalmadığı ülkeden yerli halk dahi kaçışırken bizler nasıl gidebilirdik.
Yedi yıldan beri işgal altında yaşayan -buna da yaşamak denirse- Iraklı kardeşlerimizle buluşacak ve zor zamanlarını paylaşacaktık. Yanlarına gelişimizle onları rahatlatacak ve rehabilite edecektik. Daha önce Selahaddin Eyyubi ve Kılıçaslan döneminde yaptıkları gibi yine o eli kanlı Fransız, İngiliz, İtalyan, İspanyol, Sırp, Sloven, Kanadalı ve hatta uzak doğudan Koreli askerler bir İslam diyarını işgale ve zenginliklerini sömürmeye gelmişlerdi.
Her evden mutlaka bir veya daha fazla şehit çıkmıştı. Kontrolsüz zulümler karşısında mevcut nüfusun dörtte biri sınır dışına kaçmış, ev-bark sahibi insanlar can havliyle mülteci olmuşlar. Bir milyonu aşkın Müslüman Iraklı kardeşlerimiz şehadet şerbeti içmiş. Ortadoğu‘nun petrol kaynaklarıyla en zengin ülkesi talan edilmiş ve halkı yoksulluğun pençesine terkedilmiş. Başta Türkiye olmak üzere, iktidardaki işbirlikçiler yüzünden, halkı Müslüman olan hiçbir İslam ülkesi istese de onlara yardım edemiyordu. Amerika stratejik ortağımız. Militer ve sivil siyasetçilerimiz böyle söylüyor.
İşgalcilerin suç ortakları...
Karayoluyla ticari mal taşıyan Türk Tır ve kamyonları Musul-Bağdat yolunda soyuluyor, yakılıyor ve şoförlerimiz katlediliyor. Erbil‘de görevli beş sivil polisimiz gündüz gözüyle karşılıklı müsademeyle şehit ediliyor da resmiyetin sesi-soluğu çıkmıyor. Memleketlerine getirilen cenazelerinde "Kanı yerde kalmayacak!" gibi hamasi nutuklar atılıyor. Hepsinin de kanı yerde kalıyor. Fakat Amerikan Conileri tarafından Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup yedi subayımızın Süleymaniye‘de kafalarına çuval geçirilince çok sert bir karşılık veriyoruz. Canpolat, Kurtlar Vadisi Irak filmini çeviriyor. Yuh olsun! İşte size İzzetten Zillete düşüşün iki paradigması!
Amerikan ordusunun Anadolu‘yu çiğneyerek Irak‘a kuzeyden girmesine Başbakana rağmen TBMM oylarıyla izin vermedi. Fakat aktif bir Amerikan üssü olan İncirlik hava alanı gece gündüz çalıştı. Adana‘dan Irak‘a bomba yüklü uçakların dört bin sorti yapmasına izin verildi. Hatta bazı bombalar Urfa kırsalında Türkiye topraklarına düştü. Şüphesiz içimizden buna ses çıkarmayan yetkililer suç ortağıdır.
Selahaddin‘den Telafer‘e, Basra‘dan Tuzhurmatu‘ya kadar çarşılar ve pazar yerleri, çoğu uzaktan kumandalı canlı bombalarla kan gölüne döndü. Amerikan haçlılarının kestiği yollarda sayısız genç kayboldu. Ya kurşunlanıp gömüldü ya da Ebu Gureyb Hapishanesi‘nde işkenceye çekildi.
Yarın: Apaçiler Bağdat semalarında