Bağdat, doğudan batıya akan, medeniyetimizin önemli bir başlangıç ve duru ırmaklarından birini oluşturur. Bu ırmakta yıkandığımızda bize ses veren, besleyen, arıtan duygunun ve düşüncenin yoğunluğu bizi şekillendiriyordu. Şiirimizin ve düşüncemizin büyük bölümü bu kanaldan akıp gelir bize. Fuzuli nin "Su kasidesi" burada doğdu. Peygamber Efendimize olan sevgi ve bağlılığın şah şiiridir bu.
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(Umduğum odur ki yargılanma günü mahrum olmayayım
Özlediğim güzel yüzünü kavuşma çeşmesinde susuzluğumun giderileceğini ummaktayım.)
Böyle bir özlemin ve güçlü duygunun, ruhumuzda akıp gittiğini hep yaşadık. Bağdat tan Mekke ye, Medine ye ruh dünyamızın merkezine yol alıp duruyorduk. Maneviliğimizin gücü oralarda belli olmaktaydı. Bağdat, Şam, Halep, Diyarbakır, Urfa, Mardin ta Sarayevo ya uzanan büyük medeniyet doğrultusu benim medeniyetim, şehirlerim, kültürüm, bilincimdi. Bunu hep taşıdım, taşımaktayım.
Ben şehirlerimin ruh merkezlerinin çok uzağındayım. Paramparça olmuş bir coğrafyanın bir bölgesindeyim.
Fuzuli bir milletin büyük şairi. Fars mı dense, Arap mı, Türk mü, Kürt mü. Tek millet olan bu kavimlerin her biri Fuzuli yi kendi şairi bilir. Şimdi bu şairi kaç parçaya bölüp kime vereceğiz Kim dediklerimiz kim
Şiirin ırmaklarından akan bu millet aynı ruh hamurunda yoğrulup dururken ve bir millet iken, ne oldu da ayrılık rüzgârları, yabancı ruhlar aramıza girdi de bizi darmadağın etti. Bağdat ın pencerelerinden bakan yabancılar bizi birbirimizle dövüştürür öldürtürken, nefreti ve öfkemizi artırırken, kim bilir ne kadar sevinç duymakta.
Kuklacı, kuklalarını oynatıyor. Kuklacılar kendilerinin bir şey olduklarını vehm ediyorlar.
Bağdat a, düşen her bomba benim semalarımdan geçip gitti. Benim topraklarımdan vuruldu maneviliklerim. Benim topraklarımdan bana vuruldu. Benim topraklarımdan vurulup durmaktayım.
Kuklalar kuklalara kızıp duruyorlar. Kuklalar birbiriyle kavga ede dururken kuklacı kıs kıs gülmekte, göbeği durduğu yerde hoplayıp durmakta. Kuklacı kuklalarını dövüştürürken, kuklalar birbiriyle boğuşup dururken, bir millet, bir medeniyet, bir kültür yerle bir olmakta.
Kuklalar bahane edilerek uçurumlar büyütülmekte. Kuklacı ise gözden ırak, ama ruhumuzun damarlarını işgal ederek yapacağını yapmakta. Kuklacılar birbirinize bağırıp durmayın. Bu sorunlar Kuklacının evinde ve elinde çözülmez. Kuklacının gözlerinin içine bakarak yalvarıp durmayın, siz siz olun kendi ruh damarlarınıza dönün.
Bağdat ta durup Anadolu ya ve dünyaya baktığımda felâketlerin nerede kaynaklandığını görebiliyorum. Ortalığı kaplayan pus ve sis, insanlığın görüş alanını daraltmış bulunuyor. Bağdat ve çevresinde ölen milyonlarca insanın, akan kanın, oradakilerin ahları, eninleri, inleyişleri, çırpınışları kör dünyanın kılını bile kıpırdatmıyor. Aynı ruhtan, kandan, medeniyetten olan insanlar dünyevî olanın peşine takılıyorlar. Onlar, yüzlerini batıya çevirmiş bakışları ve görüşleri oradan. Onların bakışıyla kendine bakıyorlar.
Batı dediğiniz ne Ruhu karanlık eli kanlı, dünyayı sömüren büyük bir vahşet. Batı dediğiniz ne, Abede, İngiltere, İspanya, Fransa, topyekun batı. Kurtlarla dansı bırakın Mevlana sevgisinde dönün ve ruhunuzun derinliklerine erin. Fuzuli nin sevgi damarlarında birbirinizi bulun. Fuzuli ne Türk tü, ne Acem, ne Arap tı ne Kürt. Fuzuli İslâm medeniyetinin ve ruhunun büyük şairi. Sizi, hepimizi duru sulara çağırarak Sevgiliye götürmeyi umuyor ve diliyor.