Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Abone Ol

Babalar, korurdu kollardı ama böyle pastayı bilmezlerdi. Babalar dağ gibi ardımızda dururlardı, annemizi ve bizi çok severlerdi ama böyle pasta yapmayı bilmezlerdi. Babalar isteğimiz doğrultusunda göğü yerinden söker, bize armağan ederlerdi de… Böyle pasta yapmayı bilmezlerdi… Babalar otoriteydi. Babalar kuraldı, kaideydi. Babalar ahlaktı. Babalar ağıttı. Babasızlık, narin bir sanat dalıydı mesela… Babaların varlığının da, yokluğunun da çok derin manaları vardı. Anne sevilen, baba sayılandı. Anne zarafet, baba adaletti. Hasılı baba, evin direğiydi…

Sonra 2011 yılında bir gıda firmasının bir reklamı yayınlandı. O günden beri babalarımız pasta tarifi arıyorlar… Annelerimizin ne yaptığını ise kendileri dahi bilmiyor…

En son babalar duyduğunda anlamalıydık!

1990 yılında Sovyetlerin dağılmasının ardından eski İngiliz başbakanlarından Margaret Thatcher, İskoçya’da yapılan NATO toplantısında; “Sovyetler Birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam’dır.” şeklinde konuşma yaptığında o tarihten itibaren babaların her zaman en son duyacağını anlamalıydık.

Babadan gizli yığınla harama bulaşan, tüm ahlaksızlıkları yapabilen evlat profili, babalardan bir şeyler saklamaya çalışırken yalan söyleme noktasında şeytanı şaşırtan performanslar sergileyen anne profili, tüm bunların yanında cılız, çelimsiz, biçimsiz, etkisiz, dünyadan bihaber bir baba profili hayatımıza girdiği günlerde anlamalıydık Thatcher ablamızı… İslami değerler açısından “ailenin”, aile açısından fıtrata uygun rollerin ne denli önemli olduğunu bilmediğimiz için babalarımız her zaman en son duyar hale geldi.

Tüm ideolojilerde “aile” ilk yıkılması gerekendir…

Çünkü doğrunun da yanlışın da teminatı, güvencesi, dayanağı ailedir. Terör örgütleri, yeni katılan gençlere ilkin ailelerin ne denli hain ve yanlış olduklarını anlatır. Çünkü bilirler ki, devletin en küçük yapı taşı ailedir. Aileye isyan, devlete isyan anlamına gelir. Sosyalistler, feministler, ateistler, faşistler, modernistler… Hasılı cümle kâfir, öncelikle kişinin içinde aileye karşı olan bağlılığı bitirirler. Bitirirler ki; tüm ahlaki değerlere bağlılık, insanlığa saygı ve sorumluluk bilinci ortadan kalksın…

Böylelikle aileye bağlılığı bulunmayan birey, egoist ve anarşist hatta infilak etmek üzere olan bir bombaya dönüşür. Ve cümle ifsat projesine kul köle olur…

Aslına bakıldığında bu İslam dininde dahi kısmen bu şekildedir. Haşa aileye isyan genellemesi anlamında söylemiyoruz. Fakat farkındalığın ilk aşamasında ailenin dahi yanlış olabileceğini kabullenip Musab bin Umeyr gibi bir uyanış gerekir çoğu kişiye… Ailenin yanlışlığı kabul edilmeden, yani Kur’an-ı Kerim’in ifadesi ile ataların dininden, babaların dininden dönülmeden, hakiki iman mümkün değildir. Çünkü ifsat üzerine inşa edilmiş olan iskelet sökülmeden, iman ile bir şahsiyet inşa edilemez.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ailenin, bireyin doğumundan itibaren birey üzerindeki inşaat sürecinin varlığı, o kadar net bir kabuldür ki; İslam dini dahi, değiştirmeye dönüştürmeye ailenin kalıntılarından başlar!

#GenetiğiDeğiştirilmişAilelerKapatılsın

Babanın bulaşık yıkaması, pasta yapması, çocuğun altını değiştirmesi marifet değildir. Annenin para kazanması, ağır iş yapması, kendini eksik hissettiğini bu denli dile getirmesi marifet değildir. Elbette hayat müşterek, elbette eşler birbirlerine her konu da yardım edecekler. Peygamber Efendimiz de eşlerine yardım etmiştir. Hiçbir gerçek Müslüman baba, eşine yardımcı olmaktan, hiçbir gerçek Müslüman anne, eşine çoluk çocuğuna sofra kurmaktan imtina etmez. Tam aksine mutluluk vesilesi sayar. Müslüman erkeğin görevi; her şeyden önce Allah’ın rızasını kazanmak için evlat olmaktır, eş olmaktır, baba olmaktır. Müslüman hanımın görevi; her şeyden önce Allah’ın rızasını kazanmak için evlat olmaktır, eş olmaktır, anne olmaktır. Diğer meşgaleler sonra gelir.

Otorite olmaya çalışan kadından, eve uğramayan adamdan aile olmaz. Ev, ev işi yüzü görmeyen kadından, eşinin yüzünü güldürmeyen adamdan aile olmaz. Para hesabı yapan kadından, yemek hesabı soran adamdan aile olmaz. Anne görümce bilmeyen kadından, eşine ve ailesine değer vermeyen adamdan aile olmaz. Kavga sırasında durmayı bilmeyen kadından, kavga çıkmadan önce durmayı bilmeyen adamdan aile olmaz. Evlat yetiştirmekten önemli meşgalesi olan kadından, evlatlarının eğitimi ile zerre miskal ilgilenmeyen adamdan aile olmaz. Misafir sevmeyen kadından, misafir almayan adamdan aile olmaz. Uzar gider. Namaz kılmayanlar aile olamaz. Birbirlerine ölümü hatırlatmayanlar aile olamaz. Birbirlerine iltifat etmeyenler aile olamaz. Birbirlerine eşten öte anne, baba, arkadaş, yoldaş, sırdaş kısacası birbirlerine “her şey” olmayan eşler aile olamaz. Allah’tan korkmayanlar, aile olamazlar.

“Bitmiş duvar” metaforu

Yüce Rabbim, hanımı da erkeği de öyle bir intizam içerisinde yaratmış ki… Birbirlerini tamamlar vaziyette, biri olmasa diğeri yarım kalır… Buna bir inşaat işi üzerinden bir örneklendirme yapalım. Adına “Bitmiş Duvar” metaforu diyelim. Cafcaflı olsun… Farz edin Yaradan tarafından güzelce bir duvar örülmüş, tüm işi bitmiş, sadece boyası badanası yapılacak… Bu duvar “aile” olsun… Yaradan, boya badana işini de imtihan maksadıyla biz insanlara bırakmış sayalım.

Fıtraten, erkekler daha az duygusaldır. Hanımlar daha duygusaldır. Daha az duygusallık, detaya takılmadan kaba işi bitirtir. Erkeği, duvara çalınacak alçı gibi düşün… Ancak hanımların duygusallığı, nezaketi, zarafeti olmadığı zaman ortaya çıkan iş kurudur. Yavandır. Kabadır. Hanımları da ince işçilik boya gibi düşün… Bu durumda evlatlarda ortaya çıkan desen olsun, manzara olsun… Yaradan tarafından her şeyi tamam edilmiş duvara son alçıyı çalar, üzerine güzelce uygun boyayı nakşedersen ortaya biricik, şükür vesilesi desenler çıkar. Manzara çıkar. Bitmiş duvarın asıl ustasını bilen güzel Müslüman bir aile silüeti çıkar. Yok eğer duvarın asıl ustasını unutur, fıtrata kafa tutar, rolleri değiştirmeye kalkarsan… Alçı gelecek yere boya, boya gelecek yere alçı katarsan… Deseni de, görüntüyü de, Yaradan tarafından bitirilmiş vaziyette sana teslim edilmiş olan sapasağlam duvarı da mundar edersin! Ne alçı kalır, ne boya kalır, ne desen ne de manzara… Ne anne kalır, ne baba kalır, ne evlat kalır, ne aile kalır, ne devlet kalır ne de ümmet…

Buradan HAMAS yetkililerinden bir ricamız var. Genetiği değiştirilmiş aileler kapatılsın lütfen. İsrail terör örgütünü kapattıkları gibi, bu soruna da bir el atarlarsa seviniriz. Allah, onlardan razı olsun inşallah!