Babalar ve kızları

Abone Ol

“Gül-ay kapı örtüldü mü”?

Sormakla kalmıyor.

Oturduğu ön koltuktan kalkıp arkada yatar vaziyette duran kızının kapısını açıp, tekrar kapatıp kendi kendine söyleniyor;

“Düşersin yavrum”.

Yavru elli yaşlarında sağlık sorunları had safhada; dolaşım bozukluğu, aşırı kilo, şeker, damar tıkanıklığından arka koltukta sancıdan oturamayan yatmaya çalışsa da kıvranan kızı.

Muhtemelen yüzü gülsün diye Gül-ay ismini verdi baba.

Ne gezer.

Önce yarı yolda bırakıp giden eş.

Sonra evlenip yuvadan uçan, arkaya, anneye bakmayan çocuklar.

Annesi de Gül-ay’ın kendisi gibi sağlık sorunları ile uğraştığından, baba eli ayağı olmuş, çok zor bindiği araca; yaşlı adam yardım etmekte, çoğu zaman gücü yetmediğinden, etraftan kalabalık bir grup anında imdada koşmakta idi.

En fazla Gülay’ın annesi şükran duymakta idi eşine.

Ne şefkatli baba idi.

Gülay’ın eşi terkedip de baba evine geldiğinde küçük çocukları ile Güneydoğu töresine göre hareket eden akrabaları akıl vermişlerdi kocasına; “Barışsın kocası ile gitsin, sen mi besleyeceksin elin çocuklarını gelsin sahipleri alıp götürsünler, senin de durumun malum, emekli adamsın nasıl bakacaksın bu kadar nüfusa”.                    

Fakat her seferinde karşı durmuştu.

“Ben yanarım yavruma, Yavrum yanar yavrusuna”, demişti.

Nasıl göndereyim bebeleri, yavrum zaten hayırsızın birine çatmış, gönlü yaralı bir de ben mi vurayım, garibim onlarla ayakta durmakta.

Aslında yeryüzünün bütün babaları, oğullarından önce kızlarının yüzünün gülmesini dert ederlerdi.

Bu yüzden değil mi, Osmanlı sultanları, kızları ile evlenen damatları için kesin kuralı koymuşlardı.

Asla üzerlerine ikinci eş alıp başkası ile evlenemezlerdi.

Kuma derdi ile uğraşıp kızlarını üzemezlerdi.

Ki Peygamber Efendimiz de kızı Fatıma’nın eşi Hz. Ali’ye, şart koşmuştu, kızının üzerine başkası ile evlenmeyeceğine dair; “Fatıma bendendir, Fatıma’yı üzen beni üzmüştür” demiştir.

Âlemlerin Efendisi, kızı odaya girdiğinde kalkıp yerini verecek kadar şefkat ve hürmet gösterdiği güzel baba rolünü de ümmetine miras bırakmıştır.

Bu yüzden babalar, genç olsun yaşlı olsunlar; evlatları arasında kızlarına daha fazla şefkat göstermişlerdir tarih boyunca ve günümüzde de.

Onların tahsil görmesi, iyi bir iş sahibi olması, sâlih bir eşle yuva kurmaları hususunda çok hassas davranmışlardır.

Başları dara düştüğünde de kaç yaşlarında olurlarsa olsunlar şefkatli kanatları arasına alıp, örselenmiş yaralı yüreklerini tamire çalışmışlardır.

Yuvaları bozulup yanlarına geldiklerinde de yine evlatlarının o can sıkıcı yıllarında, en sağlam kale olarak yanlarında durmuşlar, bu kez onların yavrularına ellerinden gelen şefkat ve sevgiyi göstermişlerdir.