Zorunlu eğitimin kesintili de olsa 12 yıla çıkartılmış olmasına itirazım hâlâ sürüyor. Çünkü, böyle bir zorunluluğun her gencin istese de istemese de liseyi bitirmeye mecbur edilmesi anlamına geliyor. Peki, herkes ister zekâ ister heves bakımından liseyi bitirecek kapasitede midir Bu soruya ‘evet’ karşılığını vermek gerçekçi olmaz. Çünkü her çocuğun okumaya ilgi duyması, zevk alması beklenemez. Buna rağmen iteleye kakalaya liseyi 20-22 yaşında bitirmiş olan bir genç o yaştan sonra hayatta ne yapacak, hangi mesleğin sahibi olacak Ya da bir baltaya sap olabilecek mi Bu soruya “Herkesin Anadolu ya da fen lisesini bitirmesi gerekmiyor. Okumayı sevmeyenler meslek liselerine gidebilir, orada bir meslek sahibi olabilir” karşılığı belki verilebilir. Ancak, ülkemizin pek çok yerinde bir emirle kurulmuş pek çok meslek lisesi eğitime katılmıştır. Yani, geçen seneye kadar düz lise olarak faaliyet gösteren bir okulumuz bu ders yılından itibaren meslek lisesi olmuştur. Olmuştur ama bu sadece adından ibaret kalmıştır. Çünkü meslek lisesi eski sanat okullarının yerini alacaksa, gerekli atölyeye sahip olmayan bir okulun sadece adını meslek lisesi yapmakla o okul meslek lisesi haline gelmez/gelemez… Gelir diyenler var ise ya bilmiyorlar ya da doğru söylemiyorlar demektir.
Bir talimatla meslek lisesi haline getirilen düz liselerde belki ayrılan bir sınıfa 15-20 bilgisayar koyarak bu yönde bir meslek lisesi oluşturulabilir. Ama o zamanda her ilçede meslek lisesi adı altında bilgisayar eğitimi veren lise açılmış olur. Açılmış olur ama o eğitimi hakkıyla verebilir mi o da ayrı bir konu. Kısacası demek istediğim o ki, meslek liseleri için düz liselerde olduğu gibi sadece bina yeterli değildir. Aslında liselerde de gerekli eğitimi verebilmek için sadece bina yeterli olmaz. Onlarda da çeşitli dersler için laboratuvarların bulunması gerekir. Ne ise derdim liseler ve zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılması değildi. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında mobilya oymacılığını meslek edinmiş bir usta ile görüşülüyor, bu işe nasıl başladığı, nasıl yetiştiği, bugünlere nasıl geldiğini anlatırken söylediği şu sözler dikkatimi çekti:
“Bizim zamanımızda ilkokulu bitirince pek çok genç sanata yöneltilirdi. Bir ustanın yanına çırak olarak verilir orada yetişirdi. Şimdi herkes okuyacak diyorlar. Pek çok usta da kendinden sonra mesleğini yürütecek çırak bulamıyor. Herkes okuyunca bu işi kim yapacak ”
Yani, bir mesleği öğrenmek ve o alanda ustalaşmak için erken yaşlarda başlamak gerektiğine vurgu yapıyordu. Konuşmasında artık yetiştirecek çırak bulamadıklarını söyleyerek yanında kendi çocuğundan başka eleman olmadığını söylüyordu. Bu bakımdan 28 Şubat sürecinin dayatmacıları zorunlu eğitimi kesintisiz olarak 8 yıla çıkarttıklarında pek çok ustanın yetiştirecek çırak bulamadıklarına dikkat çekmiştik. Bu ihtiyacı kendi çalışma alanlarında şiddetle duyan bazı özel firmalar bu alana yatırım yapmaya başlamışlardı.
Evet… Televizyon programında mesleğini anlatan yukarda sözünü ettiğim ustanın, ”Herkes okuyacak diyorlar. Herkes okuyunca bizim bu işi bizden sonra kim yapacak ” sorusunun cevabını birilerinin vermesi gerekiyor.
Bunun yanında bir de herkesi diplomalı yapmak için gayret sarf ederken toplumumuzda kitap okuma oranının giderek düştüğünü, yani “Az okuyan çok bilen bir toplum(!)” haline geldiğimizi de unutmamak gerekiyor. Sakın az okuyan ama çok bilen bir toplum olabilir mi diye sormayın. Her şey tersine dönmeye başlayınca bırakın az okumayı hiç okumadığı halde her şeyi bildiğini sanan bir nesil oluşturuyoruz. Kısacası bir süre sonra ülke diplomalı cahillerle dolacak ama kimsede cehaletinin farkında olmayacak.