İyi niyetlerle yasa çıkarmanın yeterli olmadığına,
yasaların uygulanabilir olması gerektiğine bu köşede zaman zaman dikkat
çekiyor, özellikle de uygulama imkânı olmayan, uygulandığında toplumda
rahatsızlıklara yol açan yasaları çıkarmaktansa çıkarmamanın daha doğru
olacağına vurgu yapıyorum. Aslında Batılılaşma ile birlikte pek çok kanunun
Batı dan tercüme edilerek alınmış olması berberinde birtakım çelişkileri de
getirmiş bulunuyor. Söz gelimi evlenme yaşının ülkemizin her köşesi için 18
olarak belirlenmiş olması, küçük yaşta kızla ilişkiye girdiler diye yuvaların
yıkılmasına yol açıyor. İki genç, ailelerinin de izni ile evlenmiş, bir hatta
iki çocuk sahibi olmuşlar ama bir de bakıyorsunuz evin erkeği tutuklanıp içeri
atlıyor. Geride kalan eş ise çocukları ile tek başlarına kaldıklar için gözyaşı
döküyor. Var olan bir yasa uygulanıyor olsa bile ülkemizin gerçekleri ile
çeliştiği için, toplum düzenini sağlamak için çıkartılan yasalar, düzen bozucu
bir işlev üstlenmiş oluyor.
Geçtiğimiz günlerde madenlerde çalışan işçilerin çalışma
sürelerini ve koşullarını iyileştirmeye dönük bir yasa çıktı. Bu yasaya göre
ocakta çalışan bir işçinin günlük mesaisi 6 saat olarak belirlendi. Bunun
sonucu olarak artık maden ocaklarında 8 saatten 3 vardiya halinde yürütülen
çalışmalar bundan böyle 6 saat üzerinden 4 vardiya olacak. Kanun böyle
emrediyor. Böyle bir uygulamanın yanlış olduğunu söylemek elbette mümkün değil.
Yerin atında çalışanlar ile üstünde çalışanların mesai saatlerinin aynı olması
yerin atında çalışanlar aleyhine bir sonuç veriyordu. Bu arada emeklilik
yaşının 55 ten 50 ye indirilmesi de gerekli bir düzenlemeydi. Ancak, yasanın
yürürlüğe girmesi ile birlikte bazı işverenlerin ocakları kapatma kararı
almaları üzerine bu defada işçiler çalışma şartlarının düzelmesine
sevinemediler bile. Çünkü şartlar düzeldi ama bu defada işsiz kaldılar. Hâlbuki
insanlar ocaklarda yapacak başka işleri olmadığı için kömür karasına
katlanıyorlar. Bu noktada daha sağlıklı şartlarda çalışmak mı yoksa işsiz
kalmak mı gibi bir tercihle karşı karşıya kalan işçiler işsiz kalmamayı tercih
etme noktasında iseler çıkartılan yasanın fazla bir anlamı kalmıyor. Yani,
uygulama imkânı olmayan bir yasa çıkartılmış oluyor.
Bunu söylerken yasanın çıkartılmış olmasına karşı olduğum
anlaşılmamalı. Yasa gerekliydi ve yeraltında çalışan insanların çalışma
şartlarının iyileştirilmesine yıllardan beri ihtiyaç vardı. Ancak, son
çıkartılan yasa karşısında işlerinden olan işçilerin işverenler ile devletin
anlaşma sağlaması dileği dikkat çekiciydi. İşçiler çalışma şartlarının
iyileştirilmesini sevinçle karşılarken işverenlerin şikâyetlerine dikkat
edilmesini istiyorlardı. Son çıkartılan yasa kömür ocağı işletmecilerinin
söylediği gibi katlanılması mümkün olmayan bir yük getiriyor ise yasanın
yeniden ele alınması kaçınılmaz olacaktır. Ancak, işlerini kaybeden işçilerinde
işverenlere kaldıramayacakları bir yük yüklenmesini istememeleri çalışma
hayatımız açısından olumlu bir gelişmedir. Kısacası yasalar tüm taraflar ve ülkenin
şartları dikkate alınarak çıkartılmadığı takdirde istenen soncu vermiyor.
Dileriz maden işverenleri ile mutabakat sağlanır da şartları iyileştirilecek
diye beklerken işçiler işsiz kalmazlar.