Çocuksuz kadınlar fazla da üzülmemeli.
Zira onların herkesten daha fazla çocuğu olmakta.
O gün Ayşe Şasa nın cenazesinde bunu bir kez daha
anladım.
Her çevreden evlatları, arkadaşları, dostları
kendilerinde bıraktığı aziz hatıra hürmetine uzak yerlerde de bulunsalar,
muhterem bir anneyi uğurlamaya koşmuşlardı.
Ayşe lerin bu anacan rolüne, bu hemnâmlığına bir kez daha
şaşarak baktım.
Hz. Aişe de toplumu ile insanlarla, onların eğitimi ile
ne kadar çok ilgilenmişti, çocuksuzluğu hatta yolunu açmıştı.
Ayşe Hanım ile yirmi yıl önce tanışmıştık. O zamanlar
siyasi koşutta da çalışmalarım vardı. 90 lı yıllardı, Bağlarbaşı Kültür
Merkezi nde Hakikati Arayan Sinema isimli halka açık bir program yapmıştık.
Uzun boyu, simsiyah gözleri ile elli yaşındaki bu hanım; güzelliği, bilgisi,
derinliği, inancı, irfanı, samimiyeti, maneviyatı, huzurlu duruşu, dervişan adabı
ile herkesi büyülemişti.
Hakikate, hikmete sevdalanmış bu kadın, dinleyenlerini
sarsmıştı.
68 kuşağının bu mütevazı, tevhide âşık ve dildâde
dervişine insanlar gönülden bağlanmıştı.
Aydınların çok iyi tanıdığı Ayşe Hanım, belki de ilk kez
halkın karşısına çıkıyordu. Uzun saatler boyunca halka, kameranın derviş
gözlere ve yüreklere teslim edildiğinde; irfanın, sezginin, hakikatin
boyutlarına geçilebileceğini anlatmıştı.
Öyle ya 70 li yıllarda kamera, tamamen porno için
kullanılmıştı; insanlar sinemaların önünden geçmeye, film afişlerine bakmaya
bile utanmışlardı.
Daha sonra Yeşilçam Günlüğü çevresinde kendisi ile
yaptığım söyleşi Milli Gazete de yayımlanmıştı.
Ayşe Hanım, fazla sokakların insanı değildi.
Zorlu bir ruh macerası vardı.
Gökyüzü ile yıldızlarla, bulutlarla, güneş ve ayışığı ile
arkadaştı.
Yaşadığı yüksek apartmanın katlarını saya saya kapısına
varan herkes aynı şeyi düşünürdü. Bu içli yürek, bu kadar senaryo yazan,
irfana, hikmete dair samimi kitaplar kaleme alan bu düşünen beyin niçin
insanlardan kat kat uzaklaşıp yeryüzüne ayak basmayıp gökyüzüne yakın durmakta
idi.
Bu ev dergâhı idi; kitaplarla, düşüncelerle sarmalandığı,
sanki dünyanın güzelliklerine fazla da aldanmak istemezcesine, bu dergâhta bir
ipek böceği gibi hakikati kozalıyordu.
Uzun hastalık günlerinden kalan bir inziva ritmi bulunsa
da, telefonla insanlarla çok yakın ilişki içinde idi.
Bu telefonlarla, son vefa bildirilerini de dikte etmekte
idi aslında.
Öyle ya artık kimselerin vakti yoktu, değil eskisi gibi
uzun dost toplantıları yapmak, dijital devrimin gereği, bir mesajla herkesi
saniyede aynı anda hatırlama üşengeçliğini keşfetmiştik.
Uzun telefon konuşmaları çıkmıştı hayatımızdan.
Dostlarla sadece sevdiğimiz birinin cenazesinde
karşılaşmaktaydık artık.
O kadar yüksek bir evde yaşasa da insanlarla rabıtasını
kesmiyordu.
Cerrahi dergâhından arkadaşları ile en özgür ufuklara
açılıyor, el değmemiş güzellikteki mevsimleri yaşıyordu.
Bir gün kendisinden gelen telefonla, insanlarla ne kadar
hemhâl olduğunu bir kez daha anladım, benden bir istekte bulunuyordu:
Bizim bir çocuk var çok mağdur, aslında çocuk dediğime
bakma yetmiş yaşında gayrimüslim bir arkadaşım o kadar yoksul düştü ki, acaba
belediyede o çocuğa bir iş bulabilir misin
İsteğini gerekli yerlere ilettim ama nafile. O yıllarda
siyasetle uğraştığım için bir erk sahibi olabileceğim kanaatine varmıştı. Bir
iş adamı ya da müteahhit olsaydım belediyelerde belki sözüm geçebilirdi ama bir
kalem işçisinin talebini kim dinlerdi ki. O fakir çocuğu bir işe
yerleştiremedik, Ayşe Hanım ile bana acısı kaldı.
Delilik Ülkesinden Notlar ında hangimiz kendimizi
bulmadık ki, kaçıncı kez yaşanmışlıklar ve hayal kırıklıklarıdır anlattıkları.
O gün cenazesinde baktım herkes birbirine, onunla ilgili
değerli anılarını anlatmakta idi. İnsanlara dostluk bırakmıştı. Gençlerle
ilgilenmiş, onları dinlemiş, önemsemişti. Herkes kendi üzerindeki emeğini,
hakkını naklediyordu.
Zira fikrin helvalığını cömertçe dağıtmıştı.
Tuğrul İnançer Beyefendi, dervişî Ayşe niyetine
namazını kıldırırken, hakikati bir kez daha anlattı. Fikrin çilesini çekmiş bir
ermişi, bir bilgeyi, düşünürü uğurlamanın coşkusunu hepimize taşıdı.
Sana hoşça kal demiyorum güzel insan. Rahman ın bir başka
güzel evrenine hoş geldin. Muhtemelen şimdi arkadaşların meleklerdir. İnsanları
kırmayışların, kibirden uzak, mütevazı tavırların, insanlarla alâkayı
kesmeyişlerin, ilgilenip arayışların değerli vakitlerini paylaşışların umuyorum
ki cevherle tartılacak değerli meziyetler olarak seni ukbada taçlandıracaktır.
Ne garip kaç gündür, dualarımın öteye göçen aile
kısmında, Ayşe Şasa da yer aldı. Demek ki çocuksuzluk, o kadar da önemli
değilmiş, Rahman ın bizleri buluşturduğu ruh maceralarına, dost iklimlere hamdü
senalar olsun.