Adam, malı almayı, satmayı, para kazanmayı biliyor da
muhasebeyi bilmiyor.
Almış, satmış bir kaç yıl içinde köşeyi dönmüş ve satış
yaptığı sokakta en zengin esnaf olmuş.
Bir gün maliye müfettişleri kontrole gelmişler ve geriye
doğru araştırmaya başlamışlar.
Günlük muhasebe işlerini yapan kişi işin sonunun nereye
varacağını anlamış ve patronu uyarmış.
“Patron” demiş, “Bu adamlar çok ciddi. Hediye almıyorlar.
Böyle giderse kesilen cezalar ve cezaları faiziyle tahsil seni sıfırlayabilir.”
Etraftaki mali müşavirlerden yardım ister ama durumun
kötülüğünü gören müşavirler düzeltemeyeceklerini söylerler.
Ama Bakanlık’ta tecrübeli bir maliyecinin adını verirler.
O tecrübeli maliyeci davet edilir ve kurtarması istenir.
Görevinden istifa edip gelmesi için şartlarını ortaya koyan
bir kitapçık yazar ve patrona sunar.
Patronun muhasebecisi, “Bu şartnameye uyarsan yüksek
maaşıyla, göreve son verdiğin takdirde ödeyeceğin tazminatla, transfer
ücretiyle seni iflas ettirir” der ama patron hiç düşünmeden şartnameyi imzalar.
Tecrübeli maliyeci altı ayda şirketin hesaplarını derli
toplu hale getirir ve cezalardan da kurtarır.
Tecrübeli maliyeci odasında rahat rahat otururken patronun
yanına gelip giden müşteri ve ziyaretçilerin çay kahve istekleri için patron
oturduğu yerden tecrübeli maliyeciye; “Bir kahve kapıver gel. Boşları alıver.
Şu malı karşıya bırakıver gel. Geç kalma...” gibi bağırıp emirler vermeye
başlar.
Yirmi yıl bulunduğu makamda sözü kesilemeyen, önünden
geçilmeyen, nice patronların teftişine gittiğinde yoluna halı serilen bu
maliyeci, işyerini terk edip gitse tazminatı alamayacak. Hep patronun atmasını
beklemekte.
O da atmadığı gibi çok samimi bir şekilde, “Haydi yeğenim
koşturuver. Geç kalma. Orada bekleme daha çok işimiz var” türünden sözlerle
içli dışlı olduklarını ortaya koyar.
Bunlara dayanamayan tecrübesiz maliyeci bir gün kızar ve
“senin kahveni de çayını da” der ve terk edip emekliliğini ister.
Patronun istediği olur ama maliyeci kendisinin istediği
olduğunu zanneder.
1965’li yıllarda polislikten emekli “Polis Ahmet” diye
bilinen bir adam anlatmıştı.
İzmir’de hamal pazarından palabıyıklı birini işçi olarak
arabasına alan adam Kordonboyu’nda arabadan indirir ve “Sen şurada bekle” der.
Adam içeri girer, içerde kasasına dayanarak oturan zengine yolun kenarında
bekleyen adamı göstererek tehditle zengini soyar ve kayıplara karışır.
Polisler vardığında yolun kenarında bekleyen palabıyığı
yakalarlar ve durumu öğrenirler.
Kılı kırka yaran, yardığı her kıl parçasının içine delik
açan ve oradan çalışanların hepsini gören bir bürokrat anlattı bana:
“Tek yetkili makamla aramız çok iyi.
Her sabah işe benimle görüştükten sonra başlar ve akşam
ayrılacağımızda tekrar görüşür ve öyle ayrılırız.
Bir gün büyük işadamlarından biri önce benimle görüştü ve
kendi işyerine geçmemi istedi. Başlangıç maaşımı da ‘şimdilik’ kaydıyla
söyledi.
Aldığım maaşın birkaç katı olan bu para benim dikkatimi
çekti ama tek yetkili makamı da kırıp gidemezdim.
İşadamı, tek yetkiliyi gördü ve ikna etti.
Ben istifa edip fabrikaya geçtim.
Altı aya varmadan hoşa gitmeyen emirler vermeye başladı ve
ben kendim oradan ayrıldım.
Sonradan öğrendiğime göre benim bürokratlıktan ayrılmam için
bu tezgâhı benim o sevdiğim tek yetkili adam kurmuş.”
İster siyasete soyun, ister gazeteci ol, ister maliyeci.
Her nereye geliyor veya getiriliyorsan dikkat et.
Yapacağın iş, yapabileceğin iş olsun.
Seni getiren veya onu da getiren götürür.
Sen de kendin gittin zannedersin.
Tarihçiler de, “Ayrıldı” veya “Ayırıldı” diye ikiye ayrılırlar.
İkisinin de çok sağlam delilleri vardır.
Ayıranı da ayrılanı da dinlerler ve ikisi de kesin olanın
kendi söylediği olduğunu iddia ederler.