Ayrı gezme, etme gardaş

Abone Ol

Mutlu bir bayramdan sonra bir kez daha akbabaların eli değiyor toplumun huzur esintisine.

Çekip alıyorlar bir kez daha kardeşliğin büyülü güzelliğini.

Suruç’u kana buluyor yarasalar.

Çoğu genç 33 canımız gitti.

Sadece aileleri değil hepimiz, Türkiye toprakları can evinden vuruldu.

Bu topraklarda yan yana kardeşce yaşamanın haram olduğu bir kez daha katliamla, vahşetle, kanla, cesetle anımsatıldı.

Arkası kesilmeyen katliamlar zinciri.

Polislerin, askerlerin, sivil halkın öldürülüşü.

Bir de tehlikeli tırmanış.

Sadece sakallı olduğu için DAEŞ üyesidir gerekçesiyle mazlumlar öldürüldü. Marketlere temizlik malzemesi satan, ekmeğinin peşindeki M. Gül Gaziosmanpaşa da katledildi. Adana’da kendi halinde bir vatandaş olan E.Türkmen , “sakalını kes”diye PKK nın gençlik yapılanmasından tehdit alır, hamile eşinin ve çocuklarının gözlerinin önünde yemek sofrasında öldürüldü.

Kimileri de basına yansımamakta.

Mahallenin kontrolörü gibi davrananlar gözünün tutmadığını vurmakta.

Soğuk savaş mimarlarının masasındaki projeler hayata geçirilmekte, kardeşi kardeşe kırdırtma yeniden start  almakta.

Adıyaman’ dan önemli sayıda genç, IŞİD’e katılmak için şehirden ayrılıp gitmiş.

Suruç’ taki canlı bomba da bu şehrimizden.

Daha yirmi yaşında bir çocuk.

Bu nasıl bir girdaptır ki, dünyanın her tarafından kızlı erkekli gençler tatile gider gibi IŞİD’e katılmaya koşmakta.

Ölmeyi göze alarak, tıpkı PKK için dağlara çekilen gençler gibi.

Olan ailelere, hepimize, ülkemize, insanlığa olmakta.

İki yıl önce yaşadığımız gezi olaylarının ardından Kobani eylemlerinin yeniden canlandırılması için göz göre göre Suruç’ta gençler ateşe atıldı, diri diri yakıldı.

Sadece ölen çocukların yakınlarında değil kimsede huzur kalmadı, nasıl devletin istihbaratı bu saldırıları haber almaz, nasıl önleyemez, nasıl içerde yardımcı olan hainlerin farkına varmaz. Fitne çok büyük. Tıpkı dedelerimizin babalarımızın yaşadığı toplumsal kamplaşmaların fitili yeniden ateşlenmek istenmekte. Dışarıdan destekli yeni bir bölünme, parçalanma, sokak savaşına duçarız.

Dahası tüm bu olaylar bahane gösterilerek korkunç bir savaşın içine çekilmekteyiz. Ölenlerin yasını tutarken sürükleneceğimiz çok daha büyük Suriye savaşında daha büyük kitlelerin yasını tutmak istemiyoruz. Savaş sadece coğrafyamızdan değil bütün yeryüzünden uzak olsun. Zaten acılı, yoksul, geri bırakılmış yaralı coğrafyamızın savaşa değil daha görkemli barışlara acilen ihtiyacı bulunmakta.

Son günlerde her ölüm haberi ile elimiz, ayağımız, yüreğimiz kilitlenmekte.

Kızılca kıyametimize kırmızı kurdele bağlayanlara karşı inadına kardeşlik ritimlerini canlı tutmalıyız.

Coğrafyamızın vebası olan yoksulluktur asıl savaşmamız gereken ki, çocuklarımızı kapıp yarasalar götürmesin.

Bu günlerde Âşık Mahzuni Şerif’i daha çok dinler oldum.

“İnce ince bir kar yağar, fakirlerin üstüne Neden felek inanmıyor fukaranın sözüne öldük öldük biz açlıktan Etme ağam n’olur n’olur kimi mebus kimi vali bize tahsil haramdır dayanamam artık senin bu yalancı pozuna yandık yandık bize okul bize yol bize hayat etme ağam n’olur n’olur adam mı ölür okul olunca yol yapılınca çeşme olunca kendin bulunca n’olur n’olur yandık yandık öldük öldük biz açlıktan yapma beyim n’olur n’olur n’olur İstanbul’un benzemiyor neden o Urfa’lara bir yudum su etme ağam n’olur yolsuz Maraş susuz Urfa ya Diyarbakırların öldük öldük bir mektup yaz yapma ağam n’olur n’olur adam mı ölür toprak verince insan sevince kendin bilince bir de sizler gelin bakın şu çamurlu yollara acıdır ki bu yüzyılda düştük biz ne hallara işte durum, işte yorum kızma beyim n’olur biz de Allahın kuluyuz etme ağam n’olur sen anandan ben babamdan ağa doğmadık dostum gel beraber yaşayalım sanma ki sana küstüm yandım yandım ayrı gezme etme gardaş n’olur n’olur.