Ömrümüz aynı oyunu tekrar tekrar seyretmekle geçiyor.
Sadece bu oyuna alet olmamak özelliğimiz var. Ne var ki, bu kanlı oyunda
gönüllü olarak rol almaya hazır olanlar her dönemde bulunabiliyor. Ülkemizde
terörün, hukuk dışı girişimlerin kökünü kazımak için tüm yapılanlara rağmen bu
işin kökü hâlâ kazınabilmiş değil. Uzun yıllardan beri üniversitelerimiz sadece
geçlerimizi hayata hazırlayan kurumlar olarak görev yapıyordu. Ama, birden bire
karışmaya, çatışmalara sahne olmaya başladı. Bu çatışma bazen bazı öğrenciler
ile emniyet güçleri arasında yaşanırken, giderek karşıt görüşlüler arasında
görülmeye başlandı. Bu gelişmelerin PKK terörünün sona erdirilmesi çalışmaları
ile ortaya çıkması insanı düşündürüyor. Sanki belli iç ve dış merkezler PKK
terörü ile istediklerini elde diyor, başka alanlarda terör ve şiddete gerek
görmüyorlardı da PKK terörünün en azından şimdilik durması rahatlarını kaçırdı.
Öyle olunca da PKK terörünün yerine gençleri sahaya sürüyorlar. Dün olduğu gibi
bugün de ülkemizi sürekli çatışma ortamı içinde tutanların sadece iç kaynaklı
olmadığını, senaryonun başka yerlerde yazılıp ülkemizde sahnelendiğini
düşünüyorum. Bunun için de ülkemize yönelik terörün kökünün kazınması için
olayın dış aktörlerinin doğru tespit edilmesi gerekiyor. Eğer tespit edilmişte
onlara rağmen ülkemizde huzurun sağlanacağı düşünülüyorsa yanlış yapılıyor
demektir.
Bu iletişim çağında dünyanın küresel bir köy haline
geldiği, insanlığın belli merkezlerden etkilenmesinin eskiye göre çok daha
kolaylaştığı bir gerçek Eskiden sadece ideolojik farklılıklar çatışma sebebi
olarak kullanılırdı, şimdilerde ideolojilerin yerini ırkçılık almış görünüyor.
Ne yazı ki, bu yolla da ülkeleri karıştırmak, çatışma ortamına sürüklemek
mümkün. Terör örgütleri eliyle yürütülebildiği gibi, aktif örgütler bir kenara
çekilmek istenmişse onun yerine yedekte bekletilen bir başka terör örgütü ya da
gençlerimiz devreye sokuluyor. Her durumda karanlık iç ve dış odakların planı
uygulanıyor.
Emperyalist güçler dünyayı küresel sömürü alanı haline
getirmek için bir takım planlar yapıyor, ülkelerdeki farklılıkları körüklüyor
ya da olmayan bir takım farklılıklar çıkartarak toplumları taraflara ayırıyor.
Bunu söylerken tüm yaşadıklarımızın faturasını sömürgeci güçlere kesmeye
çalışıyor değilim. Elbette, bu oyunu göremeyenler ile gördükleri halde oyunun
bir parçası olanların vebali onlardan az değildir. Benim dikkat çekmeye
çalıştığım husus 1960 darbesi öncesinden bu yana yaşadıklarımızı düşününce
ülkemiz üzerinde hesapları olanların çok farklı senaryolar hazırlamaya ve
uygulamaya koymaya bile gerek duymuyor oluşları. Ülkemizde aklımın erdiği
yaklaşık 55 yıldır aynı mihraklar aynı senaryoları sahneliyor ve bize de
bunları seyretmek düşüyor. Son yıllarda gerek darbecilere, gerek bir takım
devlet içindeki illegal yapılanmalara karşı başlatılan mücadele ve yargılamalar
bundan böyle ülkemizin bu tür oyunlara sahne olmayacağı ümidini yeşertmişti.
Ancak, görünen o ki, yapılanlar bu odakların kökünü kazımaya yetmemiş.
Özelliklede laikçi Kemalist kadrolar ile sol kesimin tahammülsüzlüğü, devlette
sahip oldukları gücü yitiriyor olma endişesi onları yeniden kucaklaşmaya itmiş
görünüyor. Bahaneleri ise rejimi koruma ve kollama. Yani 50 yıldır söylenenler.
Kısacası, gençlik yıllarımızda gördüklerimiz ve
yaşadıklarımız tekrar sahneleniyor. Aynı oyunun tekrar seyredilmesinden zevk
almak da mümkün ama sözünü etmeye çalıştığım kanlı oyun olunca tekrarından zevk
almak için ruh hastası olmak gerekir diye düşünüyorum. Yoksa bizimde geçmişte
birkaç kez seyrine gittiğimiz filmler ve tiyatro oyunları olmuştur.