Aynı geminin yolcuları

Abone Ol

Ülkemin dini hassasiyetleri olan, geleneklerine bağlı ve dindarlığıyla bilinen bir şehrinde, bir ev düşünün. Şehrin merkezinde sayılan bu evin insanları, iyi insanlar. İbadetlerini aksatmayan, sohbetlerden, camilerden geri durmayan ve aynı zamanda insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya gayret gösteren insanlar. Düşünün ki, bu evden günde beş vakit “Allahü Ekber” sesleri yükseliyor.

Bu evin insanları bir sabah uyandıklarında görüyorlar ki, evlerinin üç bir tarafı harabeye dönmüş. Aslında bir süredir devam ede gelen yıkım gerçekleşmiş ve neredeyse kendi evlerini de içine alacak kadar büyük bir çukur oluşturmuş. Bir zamanlar sevdikleri, görüştükleri komşularının evleriymiş bu yıkılan. Maddi ama en önemlisi de manevi bir yıkım! Sürekli iyi ilişkiler kurmaya, yanlışlıklardan sakındırmaya çalıştıkları komşuları, gitgide bataklığın içine düşmüş ve şimdi insanları da o bataklığa çeker duruma gelmiştir. Arka, sağ ve sollarındaki komşularının ibretlik hayatları, ahir zaman fitnelerine konu olurcasına gözlerinin önünde cereyan eder durumdadır.

Arkadaki komşularına dönüp bakar ev sahipleri. Evin kadını, iyi bir insandır. Sessiz, sakin, elinden geldiğince dinini yaşayan. Ama kocası, etraftan haraç toplayan, hak etmediği bir kazancı zorla ele geçirmeye çalışan ve kendine karşı çıkanlara da kendince cezasını veren bir mafya babasıdır. Ne huzurlu bir ev! Bir gün bu evden bir düğün kartı alırlar; evin oğlu evleniyordur. Çünkü damat beyin bir süredir görüştüğü kız arkadaşı hamile kalmıştır. Böyle şeyleri haberlerden duyunca bile korkudan titreyen ev sakinleri, “Burnumuzun dibine kadar geldi demek” diye dövünerek sağdaki komşularına bakarlar.

Onların da bir çilingir ustasıyla kendi evlerinin kapısında olduklarını görürler. Şaşırırlar, çünkü bir süre önce başka bir şehre taşındıklarından dolayı evleri boştur. Hemen koşup giderler ve telaşla ne olduğunu sorarlar. Ama komşuları da en az onlar kadar şaşkındır. Çünkü kendi anahtarları kendi kapılarını açmamaktadır. Çilingir ustasının kapıyı açmasıyla korkarak içeri girerler. Her şey normal görünüyordur. Arka bahçeye varıncaya kadar her şeyin yolunda olduğuna inanmışlardır. Ama arka bahçenin de kapısını açınca şaşkınlıktan oldukları yere yığılırlar. Çünkü onların şehir dışında olduğu sürece, koskoca bahçeye afyon ekilmiştir!

Olanların şaşkınlığı içerisinde kendilerini güvenli evlerine atmaya çalışırken, bu kez de sol taraftan bazı sesler duyarlar. Soldaki komşuları yaşlı bir çifttir ve onlar öldükten sonra oğulları evlerini kiraya vermiştir. Yeni kiracılar halim selim insanlara benzer, biraz da fakir görünmektedirler. Ama bu insanların evinde böyle lüks arabaların, takım elbiseli insanların ne işi olduğunu anlayamazlar bir türlü. Sorgulamaz, öylece bırakırlar. Fakat sonra fark ederler ki, bu arabalar sürekli gelmeye devam ediyor. İstanbul, Ankara plakalı, modelli arabalar, iyi giyimli insanlar gelmektedir, üstelik gecenin ikisinde üçünde. Gündüz kendi haline gibi görünen bu ev, gece tam bir ticarethaneye dönüşmektedir. Artık geceleri takibe başlarlar. Trafik gitgide artmaktadır. Bakarlar ki, ticari taksiden inen gencecik kızlar kasketleriyle kendilerini gizlemeye çalışıyor ve hızlıca evin duvarına gelip uyuşturucuyu alıyor.

“Ne zaman bu hale geldik ” diye düşünmekten kendini alamaz ev halkı. Onlar evlerinde aile olmanın sıcaklığını yaşarken, üç bir taraftan zelzele başlamış ve yuvaları tehlikeye girmiştir. Çünkü kendi evlerinde de genç kız ve erkekler vardır. Kıldıkları namazlarının, yaptıkları ibadetlerinin kendi çevrelerine faydası olmamış ve şimdi, o harlı ateşin bir gün gelip de evlerinin içine girme korkusuyla yaşamaktadırlar.

* * *

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), haram-helal çizgisine uyan ve uymayanlar için bir gemiyi örnek veriyor bizlere. Kura sonucu bazı insanlar geminin alt tarafına, bazıları üst tarafına yerleşmişlerdir. Alt tarafındakiler her seferinde yukarıdan geçerek sularını almaktadırlar. Ve yukarıdakileri rahatsız etmeyelim düşüncesiyle geminin altından bir delik açmak ve oradan su almak isterler. Eğer üst taraftakiler alt taraftakileri uyarmazsa hepsi helak olup gider. Ama eğer uyarır ve bu yapmak istedikleri şeyin yanlışlığını anlatırlarsa hem kendilerini hem toptan gemi halkını kurtarırlar.

Hayali bir kurgu gibi görünen, ama tamamen gerçek bir hayat kesitinin sunulduğu örneğimizdeki ev gibi, günümüzde her birimizin etrafı, hatta evlerimizin içi bile gemiyi delmek isteyenlerle dolu. Sokak ortasında, kimseden çekinmeden yapılan zinalar, kızlı erkekli müstehcen partiler, evimizin dibine kadar gelen uyuşturucu kullanımı ve tacirliği, hırsızlık, mala ve cana tecavüz, internet tuzakları, diziler, filmler... Ve artık öyle bir boyuta ulaştı ki bu edepsizlikler, karşılarına geçip uyarmaya korkar olduk. Çünkü bu insanların birçoğu ulaşılamayacak ve bulaşılmak istenmeyecek belalı tipler.

Peki, yapmamız gereken nedir Bırakalım o çukur bizleri de mi alsın içine Gördüğümüz yanlışlığı düzeltmeyi emretmedi mi bize Allah ve Rasulü “Elinizle, dilinizle düzeltin, olmuyorsa kalben buğz edin” demedi mi Uyarmazsak, iyiliği emredip kötülükten nehiy etmezsek insanları ve buna önce kendi çevremizden başlamazsak, biz de helak olmaz mıyız onlarla beraber Uyuşturucu tuzağına, zinanın kucağına kendi çocuklarımızı atmış olmaz mıyız Biz etrafa şaşkın gözlerle bakarken belki kendi evimize kadar girmiştir bu hastalıklar da, haberimiz yoktur kim bilir. Kolay olmasa da insanları uyarmak ve uyarılanlarda kalmasa da kızarası yüzler; bir kişiyle bile göz göze geliyorsak, ona bildiğimiz hakikatleri anlatmakla sorumluyuz.

O halde yapılacak şey bellidir. Yapılacak şey; evlerimizin etrafını saran ateş çemberine atlamak, hem bizi yakmasına hem de başka yerlere sıçramasına engel olmak için Hz. Peygamberin müjdelediği gibi devrimizin Ebu Bekirleri, Ömerleri olmaktır.