Aynı dili konuşan insanların birbirini anlamaması söz konusu olabilir mi Taraflarda biri zırcahil delse ya da bir taraf ağdalı bir dil kullanmıyorsa anlaşmamak mümkün olmaz. Bir de anlaşmamak üzere hareket ediliyorsa o zamanda kesinlikle anlaşılamaz. Bu bakımdan insanların birbirini anlayabilmesi için dil birliği yeterli olmaz, niyet birliği gerekli hale gelir. Son günlerin iki olayına baktığımız da bile bu durumu görürüz. Bu olaylardan birisi Anayasa Uzlaşma Komisyonun çalışmalarının tıkanması üzerine toplantılarına son verilmesi, diğeri ise dershanelerin kapatılacağı açıklamaları üzerine hizmet hareketinin ortaya koyduğu tavır.
Buraya kadar yazdıklarıma bakarak toplumda görüş farklılıklarını yadırgadığım sakın anlaşılmasın. Elbette, toplumda görüş farklılıkları olacaktır. Belki de insan olmanın gereğidir görüş farklılıkları, olaylara farklı açıdan bakılması. Benim söylemeye çalıştığım husus bu değil.
Anayasa Ulaşma Komisyonu iki seneyi aşkın bir süreden beri çalışarak yeni bir anayasa yazmaya başladı. Gelinen nokta 60 madde üzerinde partiler arasında uzlaşma sağlandı ve görüşmeler tıkandı. Meclis Başkanı Çiçek bu tıkanmayı ‘Son 4 ayda hiçbir madde üzerinde uzlaşma sağlanamadı’ diyerek ifade etti. Ve ekledi, “Bundan böyle komisyonun çalışmaya devam etmesinin anlamı yoktur”. Buna karşılık iktidar partisi dışında kalan üç partinin komisyondaki üyeleri yaptıkları açıklamada, “İktidar partisi katılmasa da kendi aralarında çalışmaya devam edeceklerini” açıkladılar. İktidar partisi olmadan üç parti anayasa çalışması yapamaz mı Elbette yapabilir. Ama daha işin başında yeni aynasının dört partinin uzlaşması ile oluşturulacağı kararı alınmış ve bu karar çerçevesinde şimdiye kadar çalışmalarını sürdürmüş olan komisyondan bir partinin çekilmesi komisyonun sona erdiği anlamına gelmez mi Sona ermiş bir komisyonun bazı üyelerinin kendi aralarında toplanmaları komisyon çalışması olarak nitelendirilebilir mi Olmayacağın göre yapılan iş taktik bir helmeden öte geçer mi Bu gerçeği görmek için aynı dili konuşmaya bile gerek yoktur. İki yıldır çeşitli kereleri ifade ettiğim gibi görülüyor ki daha işin başında Anayasa Uzlaşma Komisyonu uzlaşmak için değil, uzlaşmamak üzere bir araya gelmiş ‘dostlar alış-verişte’ görsün misali günler geçirilmiş.
***
Dikkat çekmeye çalışacağım ikinci husus ise son günlerin gündemdeki konusu dershanelerin kapatılacağı açıklamaları üzerine hizmet grubunun başlattığı tartışma. Kimin haklı olduğu üzerinde duracak değilim. Vurgulamak istediğim tartışmanın sağırlar diyaloguna dönüştürülmüş olmasıdır. Mesele bir çözüm bulmak için kafa yormaktan çok teslim alma çabasına dönüşmüş bulunuyor. Böyle olunca da taraflar birbirlerinin söylediklerine kulaklarını tıkamış görünüyorlar..
Bu kanaate nereden vardığıma gelince; tartışmalar devam ederken hizmet grubunun son bir hamle ile “Talep olursa okulları ve dershaneleri devlete devredebiliriz” açıklaması. Halbuki dershanelerin tartışılmasının özel okulların kapatılması ya da devletleştirilmesi ile hiçbir ilgisi yok. Aksine, hükumet kanadından yapılan açıklamalarda dershanelerin özel okula dönüştürülmesi ve bunun sağlanması için devletin destek sağlaması söz konusu. Yani dershaneler tartışılırken ‘İstiyorsanız okullarımızı da devlete devredebiliriz’ açıklaması tarafların birbirini anlamaması ya da konunun saptırılmasından öte gitmiyor. Aynı dili konuşanların birbirini anlayamadığını görüyoruz. Dershane sahiplerinin yaptıkları işi savunmaları kadar doğal bir şey olamaz. Ancak, bunun neden vazgeçilemez olduğunun ortaya konulması, tartışmanın bu yönde sürdürülmesi gerekir. Her sıkışıldığında istenirse okulları ve dershaneleri devlete devredebiliriz demek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Bu arada meselenin mahalli seçimlerde oy vermemekle iktidarın tehdit edilmesi farklı dillerde konuştuğumuzun göstergesi değil midir