Önceki yazımızda siyasetin en önemli sorununun “tutarsızlık” olduğunu ileri sürmüş ve dünü ile bugünü birbirini tutmayan siyasilerden yakınmıştık.
Bugün bu yakınmamıza canlı bir örnek vereceğiz.
Geçmişte AKP iktidarına muhalifmiş gibi görünen bir siyasiye soruyorlar:
Seçimleri yine AKP kazanırsa siz de AKP’ye geçer misiniz?
Muhalifmiş gibi görünen siyasetçi bu soruya karşılık olarak “Tabii ki geçmem AKP’ye” cevabını veriyor.
Ve hemen ardından ekliyor:
Ne işim var AKP’de?
AKP iktidarına muhalifmiş gibi görünen siyasi bu söyledikleri ile yetinmeyip bir de şunları ekliyor.
Bindiğim araçtan inmem!
Evet, o günlerde böyle konuşan siyasi şimdi ne yapıyor?
Geçmem dediği AKP’ye geçmiş bulunuyor.
Ve de “ne işim var” dediği AKP’den belediye başkan adayı!
Yani bindiği araçtan ineli de epey oluyor.
Önce bindiği araçtan indi!
Sonra geçmem dediği AKP’ye geçti.
Daha sonrasında da “ne işim var” dediği AKP’den belediye başkanı adayı oldu!
Bizim yakındığımız “tutarsızlık” da tam böyle bir şey işte!
Biz siyasete soyunan insanların dünü ile bugünü birbirini tutmasını isteyenlerdeniz.
Onların ise böyle bir derdi yok!
Her yeni güne uyum sağlayan bir yol izliyorlar.
Ne dün söylemiş olduklarını hatırlıyorlar.
Ne de bugün yaptıklarından dolayı sıkıntı duyuyorlar.
Yani Süleyman Demirel’in “dün dündür bugün bugün” söylemi hep baş tacı ediliyor.
Bu nedenle de siyaset âlemi bir türlü düzen tutmuyor.
Dünü ile bugünü birbirini tutanlar prim yapmazken dünü ile bugünü birbirini tutmayanlar el üstünde geziyorlar.
Onlara hayal bile edemeyecekleri makamlar mevkiiler sunuluyor.
İsimlerini bir anda Türkiye’nin sayılı devlet adamları arasında görmeye başlıyorlar.
Hal böyle olunca ilke sahibi olmak değil ilkesiz olmak öne çıkıyor. Ve rüzgârgülü gibi olanlar kazanıyor!
Siyaset de bir türlü belini doğrultamıyor!