Aynadaki gerçekler

Abone Ol

Postmodern dünyadayız. Yeni nesille irtibat kurmak, sağlıklı bir iletişim yürütmek, onları anlamak, dikkatle dinlemek, onların dilinden konuşmak, onların dünyasını tanımak kolay olmasa da mümkün. Her türlü eleştiriye rağmen pırlanta gibi bir nesille muhatap olduğumuzu bilmek durumundayız. Gerçekten çok yetenekliler, aslında iletişime çok açıklar, yenilikleri hemen kuşanma kabiliyetleri var, çok üretkenler ve belki de babalarından, dedelerinden daha çok okuyorlar, daha fazla düşünüyorlar. Ayrıca aşırı gerçekçiler. Sadece onları bir konuda ikna etmek için ciddi ve sağlam delillere ihtiyacınız var. Öyle basmakalıp sözlerle hemen tamam demelerini beklemeyin. İşte bütün bunlar yeni neslin temel özelliklerinden bazıları.

Yeni nesli hayata hazırlamak, onlara hayat tecrübelerimizi aktarmak, yılların birikiminden faydalanmalarını sağlamak için onları bizi dinler, sözümüze kulak verir hale getirmemiz lazım. Bunun için de onların dilinden anlamamız gerekmektedir. Onlarla doğru iletişime geçmenin yolları belli başlı şeyleri yapmaktan geçiyor. Tabi ki bu etkili iletişimle alakalı birçok madde var ama bunların en önemlilerinden bir tanesi onlara zaman ayırmak.

Postmodern dünyanın en büyük dertlerinden biri de zaman yönetimi problemi. “Aşırı yoğunum, işlerim çok, toplantı trafiğim bitmiyor, gece gündüz çalışmak zorundayım” ve benzeri bahanelerle geçen yıllar ve hayatın en önemlileri olarak unutulan evlatlar. Bir insan ne diye aşırı yoğun çalışır? Neden dolayı gece-gündüz evlatlarına vakit ayırmaz? Özellikle Allah rızası için gece-gündüz çalıştığını iddia edenler, onlar evlatları ile ilgilenmenin Allah’ın rızasının dışında bir şey olduğunu mu düşünür acaba? “Çok yoğun çalışıyorum” bahanesi ile sağda solda boşa zaman harcayan anne-babalara ne demeli? Bir de evlat büyütme sorumluluğunu bilmeyen, taşıyamayanlar var. Neresinden ele alacağımızı bilemediklerimizi maalesef gündem yapamıyoruz.

Çok yoğun çalışan anne-babalar, evlatlarının ihtiyaçlarını neden görmezden gelir. Onların anne-babaları ile kahvaltı yapmak istediklerini, akşam yemeklerinde beraber olmak istediklerini, çay sohbetlerinde konuşmak istediklerini, hafta sonları birlikte gezmeler hayal ettiklerini neden görmezden gelirler. Yoksa farkında bile değiller mi? Yeni nesille sorunlarımız olabilir ama eğer sorunların içinden çıkamıyorsak ve zaman ilerledikçe sorunlar derinleşiyorsa o zaman çareyi kendimizi kontrol etmekte, kendi hatalarımızı düzeltmekte aramalıyız. Evet, işte tüm hikâyenin en önemli noktası burası olsa gerek. Yeni nesille iletişim sorunlarının kaynağı çocuklar değil anne-babalar. Eğer iletişim sorunu çözülecekse doğru adımları atması gerekenler yine anne-babalar.

Karanlığa küfrederek, öğretmenlere kızarak, zamanı ıskalayarak, kendimiz dışında her yerde sorun arayarak, problemleri müthiş bir şekilde tespit ederek bir yere varılması mümkün değil. Öncelikle bir günümüzü, sonra haftamızı ve aylarımızı gözden geçirmekte fayda var. Çocuklarımızla bir masa etrafına oturarak yüz yüze, gözlerinin içine bakarak, elimizde akıllı telefon ya da televizyon kumandası olmadan en son ne zaman konuştuk? En son ne zaman oyun oynadık? En son ne zaman baş başa gezmeye gittik? En son ne zaman aynı kitabı okuyup üzerine konuştuk? En son ne zaman önemli bir konu hakkında kısa da olsa bir aile toplantısı yaptık? En son ne zaman birlikte bir yardım faaliyetinde bulunduk? En son ne zaman ailecek bir film izledik? En son ne zaman çocuklarımızı oynarken, ders çalışırken ya da başka bir meşguliyet esnasında izledik?

Aile olmak, anne-baba olmanın hakkını vermek, hayata tutunmak, insanlığa faydalı bireyler yetiştirmek, iyiliği yaymak, yaygınlaştıracak yürekleri hayata hazırlamak bizim elimizde. Gözlerimizi açalım yeter.