‘Ayıp olmasın diye söyleniyor çaylar’

Abone Ol

İftara daha çok var; susuzluğum dorukta. Su bardağında deniz görüyorum. Bütün haritalar ıslak. Şimdi bir şair gelse bir şeyler söylese de bu çölü ırmak eylese. Tam iç çekip böyle düşünürken masamın üzerinde çoktandır -ha bugün ha yarın diye- okumayı sonraya ertelediğim “Mukaddime Harfleri” şiir kitabına gidiyor ellerim. İsmail Söylemez’in ilk şiir kitabı. İsmi şiirinin hareket alanını kısıtlıyor gibi. Ne bileyim, mesela bu kitabın ismi pekâlâ “siyah sükut” olabilirdi. Bu ismi beğenmedinizse “Şehre Yağmur Yağıyor” da olabilirdi kitabın ismi. İçeride hallerinden memnun şiirleri aydınlatmak için şu başlık da fena değil: ‘bir ışık tutsam üç paraya’. İsmail Söylemez’in şiir başlıklarının her biri dize kıvamında. Şiire derin bir nefes alarak başlıyor gibi. Bu gelecek güzel günlerin şiirini yazmak açısından çok iyi bir başlangıç. Okutuyor ve daha da önemlisi merak ettiriyor kendisini. ‘Merak ettirebilirlik’ şiir için çok önemli bir özellik. Okuyucunun haz beklentisi tecessüsle gideriliyor. Ben merak saikına önem verdiğim için İsmail’in kitabında ilk önce “Saksıda Harf Yetiştirmeye Yeminli Münevver Abla” şiirini okudum. Yani tersten başladım şiire. Belli ki şairin kelimelerle çok köklü bir meselesi var. Bu iyiye işaret. Kitap bitti bitecek, kelimeler ve harfler kendilerini yeni kurulacak bir cümleye hazırlıyor gibiler. Susuzluğuma iyi geldi şiirler. İftara hâlâ çok var. (Mukaddime Harfleri-İsmail Söylemez-Yedi İklim)

Harf dedim de aklıma geldi, Senem Gezeroğlu bir süre önce “Harflerin Aşkı”nı yazmış denemelerle. Şimdi bana harflerin de aşkı olur muymuş, demeyin. Bir harf bir harfe çarpılır ve bu çarpışmadan aşk doğar. ‘Âh’ tam da böyle bir vurulmuşluğun sayhasıdır. Ayın, şin ve gâh harfleri de bu aşkın şarkısını bir ağızdan söylüyorlar. Kendisine Malatya’da bir kitap-kafede dostlarla otururken rastladım. Hayal ve rüya üzerine konuştuk biraz. Denemeyi de aşıp öyküye doğru yürüyen bir dünyası olduğu anlaşılıyordu. Harfleri bir hikâyede buluşturmak en iyisiydi. Senem Gezeroğlu da böyle yapmıştı ve “zaman dursun istedim” adıyla ikinci kitabı ile yeniden okuyucuların karşısına çıktı. Yine kopan bir cümlenin dağılan harflerini arıyordu yazdıklarıyla. Son çare bir imama gitmişti kaybolan harflerini bulsun diye. Hikâye bu ya, bağlama duasıyla kaybettiği harfleri geri getirmek için dua reçetesi yazar imam. Sonra psikologa gider aynı dertten, o da harfleri nasıl geri getireceğini değil, harflerin neden gittiğinin peşine düşmesini söyler. Gerçeklikle kurgu, anlatanla anlatıma konu olan arasında gidip gelen hikâyelerde bir an için zamanın gerçekten durduğunu hissediyorsunuz. Şunu söyleyeyim: Senem Gezeroğlu hikâye tekniği ve işleyişi bakımından çok da kolay olmayan bir yola talip olmuş. Okuyucuyu sıkmamayı da başarmış üstelik. Bu hikâyeler dinleyicisini de beraberinde getirecektir eminim. Anlatıcı anlattığı hikâyeyi dinleyebilecek kulakları da sanki kendisi oluşturuyor, ben bunu sezdim. Birazdan imsak girecek, harflerin zaten dili bağlı, acaba kelimelerin ve cümlelerin de dili bağlanacak mı

Özgür Ballı, 1977 doğumlu şair. “Ben Seni Sonra Ararım” dedi, lakin aramadı. İyisi mi dedim, evet iyisi dedi. O halde ben arayayım dedim. Aradım ve aradığımı buldum. İşte bu: “biliyor musun denizler okyanusa dökülür/ ayıp olmasın diye söyleniyor çaylar/ aynı dili konuştuğum kimse kalmadı/ On iki puanı komşuya veriyorlar/ zaten bizi sabahtan akşama komşuya veriyorlar/cemal abi, güzel abim, edip sen de bi Dakka!!!111!!!” Hemen bir önceki kitabı İronika’yı bulup okumalıyım. İronika da ertelediğim kitaplar arasında idi. ‘Ben seni sonra okurum’ demiş, bir kenara bırakıvermiştim. Özgür Ballı şiirin zorlamaya gelir bir kurgusal metin olmadığını, acı ve mutluluk gibi sahici bir akışkanlığa sahip olduğunu gösteriyor. İronisinde acı var. Söyleyeceği çok şey var, ama acelesi yok. Dört yıllık bir aradan sonra yeni bir kitapla gelişi sonrası için de heyecan verici. Bana öyle geliyor ki şu dizeler de bir Özgür Ballı şiiri olarak şu mübarek günlerde iyi gider:

‘ben hiçbir zaman hiçbir kapıyı çarp.

madım, madım deyince madımak, madımak deyince

özgür ballı şiirlerini ortaya saçmalar halinde

bilinç akışı şeklinde, kurgusu yok

edebiyatın gücü adına cansever affet

affet beni annemin bıçakla açtığı kurşun kalem, annem dedim, gelme Freud, müsait değilim

affet.

şair bu eserinde gıcıklığına sesleniyor.”