Aydınlanma, liberalizm ve jakobenlik

Abone Ol

Kavramların, ilkelerin, öğretilerin, ideolojilerin ve dünya görüşlerinin; düşünce geleneği sürecinde ortaya çıkışı, oluşumu, gelişimi ve belli şartlarda dönüşümü sistemli irdeleme, çözümleme ve eleştiriye tabi tutulmadığı taktirde, aralarındaki ilişkilerin, bağlantıların gözden kaçırılması kaçınılmazdır. Bu, isteristemez "bölmeli düşünme", kategorik kavrayış şeklinde nitelendirilebilecek ve oldukça sakıncalı bir sonuca götürür bizi. Bir başka, aynı zamanda vahim olarak nitelendirilmesi yerinde olacak bir yaklaşımı tek doğru biçiminde algılayacak tutum da bu durumlarda ortaya çıkma zeminini daha rahatlıkla elde edebilir.

Düşünce dünyamızda dikkatle irdelendiğinde böyle yaklaşımların, tutumların bir hayli ağırlıkta olduğu söylenebilir. Özellikle kavramlar sözkonusu olduğunda bu durumu daha açık-seçik gözlemlemek olasıdır, hatta yerindedir. Aydınlanma, Liberalizm, daha doğrusu Liberalcilik ve Jakobenlik kavramları, bölmeli düşünme bakımından uygun kavramlardır. Buradaki uygunluk, bu kavramların bağlamı dolayısıyla tesbit edilen bir nitelik değil, bölmeli düşünmenin çıkarımları açısından dikkat çekici örnekler olarak irdelenebilirler.

Aydınlanma üzerindeki tartışmaları, değerlendirmeleri şimdilik sonraya bırakarak, meselenin daha iyi anlaşılması için kısa tesbitlerle yetinelim. Aydınlanma, Batı düşünce geleneğinde XVIII. yüzyılda öne çıkartılarak vurgulanan bir kavram, bir ölçüde de düşünce hareketlerine, ya da belli kabullere dayanan düşünce tutumları olarak nitelendirilebilir. Bu düşünce tutumu içinde olanları tanımlamak için "Les philosophes" ibaresi özel olarak kullanılmıştır. "Les philosophes" olarak nitelendirilmesine rağmen, Voltaire, Diderot gibi yazarlar, düşünürler, klasik ve teknik anlamında filozof tanımına tam oturmazlar. Ancak felsefenin birtakım kavramları, ilkeleri, konu ya da sorunları bu türden yazarlar, düşünürler tarafından ele alınıp tartışılmış, eleştirilmiş, savunulmuş, sonuçta düşünce ve bilim dünyalarının yanında aydın çevrelerin, dolaylı yoldan halkın arasında yayılma imkânı bulmuştur. Ayrıca kuram düzeyinde kalmayarak algılama alanlarına da yansıma istidadını göstermiştir. "Aydınlanma" kavramının ortaya çıkışı, ya da bu dönemi simgelemek üzere benimsenmesi bu durumla yakından ilintilidir.

Liberalizm i de bu çerçeveye yerleştirmek gerekir. Varoluşsal bağlamda insanı bütüncül bir varlık temelinde kavramak isteyen Bireycilik (Indivudualisme), doğal olarak Liberalliğin çıkarsanmasına imkân verir. Ama Bireycilik ile Liberalliği eşanlamda kullanmak, neredeyse bizde kural haline getirilmiş sekter düşünme tavrının başat niteliğinde olduğu gibi, hakikate yöneltilmiş en vahim yanlış, hatta bühtandır. Liberalizm, Bireycilik ilkesini ve anlayışını toplumsal, siyasal alana belli bir bakış açısından yansıtmayı amaçlar.

Sözgelimi insanın özgürlüğünü savunurken toplumsal, siyasal arkaplanı hep gözönünde tutar. Nitekim klasik liberalizm de özgürlük, somut anlamını "temel hak ve özgürlükler" temelinde kurar. Bu da siyasal hak ve özgürlükler olarak XIX yüzyılın ortalarına, daha açık ifadesiyle, Sosyalizmin kuramsal düzeyden sınırlı tepkilerle kendini dışa vurmasıyla "sosyal ve ekonomik" alanda da arayışa yönelmesine yol açar.

Anlaşılacağı üzere konuyu bir sonraki yazımızda irdelemeyi sürdürmek gerekiyor.