Ayasofya, El Aksa’nın  müjdecisi olsun…

Abone Ol

Mescid-i Aksa ve Ayasofya, çağımız Müslümanlarının iki gönül yarasıdır. Daha önce yapılan kanlı işgallerde defalarca zarar gören Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa, Büyük Sultan Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethinden sonra 7 asırdan fazla bir süre İslam hâkimiyeti altında kalmıştır. Ayasofya ise peygamber müjdesine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han tarafından çağ açıp çağ kapatan fethin nişanesi olarak camiye dönüştürülmesinden sonra tam 480 yıl minaresinden ezan sesi yükselen bir ulu mabed olarak müstesna bir yere sahiptir. Ne yazık ki 20. asırda, Müslümanların atalet ve gafletle zahiri yenilgiyi yaşadığı bir dönemde, birbirlerine çok yakın tarihlerde Müslümanlar açısından anlam ve önemi çok büyük olan bu iki mabed hüzne bürünmüştür. Bu hüzünlerinin Müslümanlar için ifade ettiği anlam ve zaman bakımından Mescid-i Aksa ve Ayasofya ortak hüzne bürünmüş iki kardeş gibidir…

Hem Mescid-i Aksa’nın hem de Ayasofya’nın içinde bulundukları mahzunluktan kurtarılması için ümmetin ortak bir ideal etrafında bir araya getirilmesi ve bir bilinç oluşturulması gerekiyordu. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğindeki Milli Görüş hareketi, yola çıktığı ilk günden itibaren ümmeti bu bilinç ve ideal etrafında toplamak için her türlü bedeli ödemeyi göze alarak, tarihe not düşülecek bir mücadele yürütmüştür. Mescid-i Aksa sevdasını yerkürenin her köşesinde yaşayan Müslümanların kalbine nakşeden Milli Görüş hareketi ve Erbakan Hocamızdı. Başta Müslüman Topluluklar Birliği kongresi olmak üzere birçok uluslararası toplantılarda farklı ülkelerden çok sayıda temsilcinin Kudüs, Mescid-i Aksa sevdasını Erbakan’dan öğrendiklerini ifade ettiklerine bizzat şahitlik ettik. Sadece Kudüs değil, Ayasofya mücadelesinin, insanlarımızda Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması gerektiğine dair bilincin oluşması mücadelesinin de ana damarı Milli Görüş ve merhum Erbakan Hocamız olmuştur. Milli Görüş davasına mensup olan her genç yıllarca Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği tarafından organize edilen Fetih şölenlerinde Erbakan Hocamızdan “Ayasofya, Hakk’ın batıla olan galebesinin sembolüdür” haykırışını dinleyerek yetişmiştir. Yıllar boyu Ayasofya Meydanı’nda Fetih Şöleni günü sabah namazı kılarak, dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlarla Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması için dua eden de, Ayasofya’nın açılması için milyonlarca imza toplayarak mücadele veren de Milli Görüş hareketi olmuştur. Elhamdülillah, bugün verilen mücadeleler, yapılan dualar, durulan kıyamlar karşılığını bulmuş ve Danıştay tarafından Ayasofya’nın müze olmasını sağlayan Bakanlar Kurulu kararının iptali sonrası, Cumhurbaşkanlığı kararıyla Ayasofya ibadete açılmıştır. Allah da, kulları da Milli Görüş camiasının 50 yıldır Ayasofya için verdiği mücadelenin şahididir ve inşallah herkesin niyetinin ve mücadelesinin karşılığını alacağı gün, verilen büyük mücadele mutlaka karşılığını bulacaktır.

Elbette Ayasofya’nın ibadete açılması bizi sevince boğmuştur ama sevincimiz buruktur. Mescid-i Aksa’nın mahzunluğu devam ettiği sürece de buruk kalacaktır. Bir menzile ulaşılmış, bir mücadele meyvesini vermiştir. Şimdi daha büyük bir hedef için, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın kurtulması için aynı kararlılık, daha büyük bir gayretle mücadeleye devam edilmelidir ki; Ayasofya’nın açılması Mescid-i Aksa’nın kurtuluşunun müjdecisi olsun. Ayasofya konusunda alınan netice ihlas, kararlılık ve azimle verilen mücadelenin Allah’ın yardımıyla mutlaka sonuca ulaşacağının göstergesidir. O halde vakit, Ayasofya mücadelesinin hedefine ulaşmış olmanın coşkusu ile Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü ve tüm insanlığın saadeti için gayrete gayret katma vaktidir. Zira, Hakk’ın ve adaletin hâkim olduğu bir dünya nizamının kurulduğunun ve Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğünün müjdesini Merkezefendi’ye götürerek Erbakan Hoca’ya muştulamak, ömrünü Mescid-i Aksa’nın kurtuluşu ve bütün insanlığın saadeti davasına adamış Erbakan Hocamıza borcumuzdur…