Pencereyi zangırdatan gürültü Itır ve Pıtır‘ın pamuk şekerinden rüyasını dahi tir tir titretti. Gözlerinden uykuları saklanan çocuklar büyük bir korkuyla uyandılar. Odanın içi bir gündüz bir gece... Göğün perdelerini uçuran damar damar ışık, peşi sıra ışığa yetişmeye çalışan, ondan daha şiddetli bir ses, ağaçların boynunu büküyordu. Kuşlar şaşkınlık ve koku içinde sarmaşıkların arkasına saklanıyor, karıncalar yuvalarına kilit vuruyordu.
Itır ve Pıtır‘ın fırtınadan korkacağından emin olan annesi hızla çocukların odasına girdi.
Kapı açılır açılmaz çocuklar annesinin boynuna atıldılar, arkalarına bakmaksızın merhamet çadırına saklanıp bir müddet dinlendiler. Annelerinin bağrında korkularını atan çocuklar bir ağızdan: ‘Dışarıda neler oluyor anne‘ dediler.
- Şiddetli bir şekilde yağmur yağıyor.
- Ama bu nasıl yağmur, odanın içi önce aydınlık sonra karanlık oluyor, sonra da kocaman bir ses içeriye girmek istiyor ve giriyor, bizi çok korkutuyor. Oysa biz yağmurdan korkmayız ki, dedi çocuklar.
- Fırtınalı havalar genellikle böyle olur, gördüğünüz ışıklar şimşektir, ardından gelen gürültü de onun kardeşi gök gürültüsüdür. Şimşekle gök gürültüsü fırtınalı havalarda yarış yaparlar ve hep şimşek kazanır. Çünkü Şimşek gök gürültüsünden daha hızlı koşar ve biz ilk önce onu görürüz. Sonra da gök gürültüsünü işitiriz, diyerek açıklama yapan annesi elinden geldiğince çocukları korkutmadan fırtınayı anlatmaya çalıştı.
Çocuklar annelerinden izin istedi
Gözlüğünün üzerinden torunlarının çekişmesini kısa bir süre izleyen dede, iki resmi de eline aldı:
- Hmmm dedi sonra tekrar hımmm dedi ve gülümsedi.
- İkisi de çok güzel, ikiniz de güzel resim yapıyorsunuz dedi.
Pıtır bu cevaptan memnun olmasa da Itır son derece memnundu. Odayı dolduran kuş sesleri, yağmurla gelen buram buram toprak ve ıslak çimen kokusu karşısında daha fazla sabredemeyen çocuklar, annelerinden dışarıda oynayabilmek için izin istediler.
Sevimli yakarışlarıyla ve ısrarlarıyla izni koparan çocuklar, bahçede su birikintileriyle oynamaya başladılar. Hızla ayaklarını suya vurup birbirlerini ıslatmaya çalışan çocukları anneleri uyardı:
- Birbirinizi ıslatmayın, hasta olursunuz. Sonra hasta hasta dışarıda oynayamazsınız.
- ‘Tamam, anne‘ dedi çocuklar, fakat yaramazlık peşlerinde...
Çocuklar yaramazlıktan kaçabilirler mi?
Pıtır kurbağaları saymaya çalıştı
Bu kez de ağaçların altına geçip, ağaçları sallamaya başladılar. Sanki yeniden yağmur yağdı. Sırılsıklam oldular. Çocuklarının ıslandığını gören anneleri, onların neşeli oyunlarından alıkoymak istemese de Itır ve Pıtır‘ı temiz kıyafetler giydirmek için çağırdı.
Pıtır eve giderken birden durdu.
Ağaçta, yerde, sarmaşıklarda, su birikintisinde, yağmur havuzunda her yerde kurbağa...
Pıtır kurbağaları saymaya çalıştı sayamadı. Aklına gelen düşüncenin ilginçliğiyle bağırdı:
- Kurbağa yağmış, kurbağa yağmış.
Itır kaşlarını çattı kendisinden emin bir şekilde:
- Olur mu hiç, gökten kurbağa yağsa kurbağaların hepsi yere düşünce ölürdü, ama bunlar canlılar dedi.
Eve gittiler, anneleri üstlerini değiştirdi. Tekrar oynamak için izin isteyen çocuklarından annesi üzerlerini ıslatmayacaklarına dair söz aldı. Onları sıkı sıkı tembihledi. Itır botunu giyecekti ki, Pırrrrr... Aaaa! Bir kurbağa çıktı botun içinden.
Düşünceleri Itır‘ı ürkütüyordu
Itır çok korkmuştu. Kurbağanın ayakkabının içine girebileceğini hiç düşünemezdi. Kurbağayla ansızın olmayacak bir yerde karşılaşma ve de onu ezme düşüncesi Itır‘ı ürkütüyordu. Kapıdaki seslere gelen babaannesi ne olduğunu sordu:
- Babaanne babaanne, Itırın botunun içinde kurbağa vardı, Itır görmeseydi onu ezecekti, dedi. Ve kendi botlarını da kontrol etti. Onunkisinde kurbağa yoktu.
Babaannesi Itır‘ın başını okşadı:
- Korkma yavrucuğum, bak geçen gün benim ayakkabımın içinde de küçük bir böcek vardı.
- ‘Zıpladı mı?‘ dedi Pıtır gözlerini kocaman açarak.
- Hayır, zıplamadı dedi, babaannesi.
Itır şakın şaşkın sordu:
- Öyleyse nasıl gördün küçücük böceği?
- Ben ayakkabılarımı giyerken önce kontrol ediyorum içinde bir şey var mı yok mu, sadece ayakkabılarımı değil kıyafetlerimi de giymeden önce kontrol ederim. Onları giymeden önce de çırpıyorum.
- İçinde böcek varsa düşsün diye mi?
- Evet, dedi babaannesi. Bunu alışkanlık haline getirseniz, üzülmezsiniz, korkmazsınız.
Itır ve Pıtır bundan sonra ayakkabılarını giymeden önce babaannesinin öğrettiği bu güzel uygulamayı yapmaya karar verdiler.
Su birikintileri Itır‘ın oyun iştahını kabarttı
Itır ve Pıtır‘ın korkuları gölgenin güneşe vedası gibi usulca kayboldu. Yağan yağmuru seyretmek için pencereyi açtılar. Pencere mermerine düşen damlalar oldukça iriydi. Pıtır avucunu açtı, çok kısa bir süre de avucu suyla doldu. Bahçede kocaman kocaman su birikintileri oluşmuştu. Su birikintileri Itır‘ın oyun iştahını kabartmıştı.
Pencerede yağmurun dinmesini uzun bir süre bekledi, Itır ve Pıtır. Son damlalar düşerken, tepenin ardında beliren göğün belini bağlayan rengârenk kuşağı gördüler. Kuşlar sarmaşıkların ardından çıktı, karıncalar çalışmalarına kaldıkları yerden devam ettiler. Tekir ve yavruları su birikintisinin başında su içmeye çalışıyordu.
Pıtır resim defterine gök kuşağını çizdi. Itır kardeşinden hiç geri kalır mı? O da daha güzelini daha renklisini, hatta gördükleri gök kuşağının aynısını çizmek için oturdu masasının başına. Itır ve Pıtır bir müddet en güzel gök kuşağını kimin yaptığı konusunda tartıştılar: ‘Dedeme soralım kimin resmi daha güzel‘ dedi Pıtır. Dedesinin yanına giderek:
Dede, hangimizin çizdiği gök kuşağı daha güzel, dedi Pıtır. Benimkisi daha güzel değil mi?