Avunma Seansları

Abone Ol

Filistin’de süregelmekte olan zulmün boyutları arşı titrettikçe, kimi vicdan sahipleri Batı’da giderek seslerini yükseltemeye, parlamentolarda karşı çıkmaya başladılar. Bu, giderek etkili oluyor. Hollanda’da bakanların istifası bir başlangıç. Kimilerinde bireysel çıkışlar belirdi. Halkların direnişi etkisini gösteriyor. Öyle olmaya başladı ki artık istense de bu gerçek insanlığın gözünden kaçırılamıyor.

Müslümanlar ise kış uykusunda. Kamuoyunun sesini yükseltmesi, sivil toplum örgütlerinin ve kimi siyasal partilerin tutumu bu dengeyi bozuyor. Uykularının kaçırılmalarından rahatsız oluyorlar. Krallar, despotlar bu durumun farkına varılmasının tedirginliğini yaşıyorlar. O zaman uykularının derinliğinin giderilmemesi için arada bir uyanır gibi yapıp bir hamaset korosunu başlatıyorlar. Sloganlar, yürüyüşlerle kitlelerin enerjilerinin boşalması için en iyi yol ve yöntem yüksek sesli slogan atmak, yumruk sıkmak ve güç gösterisinde bulunmak.

Daha önce de yazmıştım. Merhum babam köy yerinde herhangi bir yere gittiğinde namaz vakti gelince bulunduğu yerde abdestini alır, bir tümseğe çıkar ezan okur, namaza dururdu. Evlerin olmadığı bir vadide bir kayanın üzerine çıkıp ezan okuduğunda tam o sırada bir tilki geçiyor, ezan sesini duyunca arka patilerinin üzerinde ayakta duruyor, ezan bitince yoluna devam ediyor ormana karışıyor. Bunu bir öykümde anlatmıştım. Bir diğerinde ise kirvesinin evine ziyarete gidiyor, orada da evin damına çıkıyor ezan okuyor. Bir iki evli bir mezra. Ezanı dinleyen evin hanımı, ilk kez duymuş, eşine soruyor: “Kirvemiz damda ne okuyor, niye bağırıyor?” “Ezan okuyor, namaz kılacak.” “Peki, onun bu sesinin malımıza davarımıza bir zararı olmaz mı?” “Hayır olmaz.” “Öyle ise bağırsın çağırsın” diyor.

Direnişler ve karşı çıkışlar şu büyük zulmün yaşandığı bir zamanda fiili, etkili vazgeçirici eylemler dururken, toplumun nabzının yükselmesi, tansiyonun doruk yapması haklı olarak bir tedirginliğe ve telaşa neden oluyor. O zaman anında bir mitingi, bir slogan seansı, şiddetli bir ses yükselişi oluyor. Kitlelerin enerjileri boşalıyor, rahatlamayla evlerinin yolunu tutuyorlar. Siyonizm ve emperyalizm istediklerini dilediklerini yapmayı sürdürüyor. Bu bağırıp çağırmaların nasılsa bir etkisi olmuyor, nasılsa onları ırgalamıyor o zaman da ezandan habersiz kadının masumiyetinin ötesinde, “Bağırıp çağırsınlar” düşüncesi ağır basıyor.

Aklı başında diye bildiğimiz kimi kalem sahipleri, titr sahipleri, akademisyenler, gazeteciler bin bir tevil ile bu koroya eşlik ediyor. Yabancıların çıkışlarını önemsiyor onları öne çıkarıyor. Kendilerinin yapamadıklarını onlar yapınca onlarla övünüyorlar. Dahası sosyal medyanın uyuşturucu olan bir ayağını bunun için kullanıyorlar bununla yetiniyorlar.

Fiili eylem caydırıcı adımlardır. Ekonomik yaptırımlar, uluslararası ilişkilerin kesilmesi, onları destekleyen her kim ve ne varsa onları sınırlamasıdır.

Müslüman ülkelerde minarelere eşlik eden yabancı üsler yükseliyor ve onlarla o ülkeleri denetim altında tutuyorlar. Onların evlerinde onları gözetliyorlar.

Emperyalizmle direnmenin türlü yolları var. Bir zamanlar bu ülkede “çekiç güç” diye emperyalizmin uzantısı bir güç vardı. İktidar değişince bir gecede etkisiz hale getirildi, çekip gitmek zorunda kaldı. Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında uçak lastikleri verilmedi, Kaddafi bize uçak lastiği, uçak benzini verdi. Diğer Arap ülkeleri uçak benzini vermedi. Türkiye çok kısa zamanda uçak lastikleri ihtiyacını karşılamak için Petlas’ı kurdu ve hayata geçirdi.

Dara düşülünce uzun bir zamandır sadece slogan ve hamaset ile ortamın ateşi düşürülüyor. Hollanda’ya kızarız onların ürünlerini bir süreliğine protesto ederiz, İtalya’ya kızıyoruz kravatlarını, kimi mallarını ayaklar altına alır ateşin harı sinince kalınan yerden devam ediyoruz. Şimdilerde kimi çevreler kimi malları boykot ediyor, ama TV reklâmlarında, evlerin sofralarında banyolarında onların mallarını kullanmaya devam ederiz. Ateş yükselince hadi bir miting, bir gösteri seansı için meydanlara çağrısında bulunuluyor.