Avrupa'da yeni tehlike- Xenaphobia (Yabancı düşmanlığı)

Abone Ol

Fransa ve tüm Avrupa da tehlike çanları çalmaktadır. Avrupa ülkeleri, irili, ufaklı olarak adeta bir orkestra şefi tarafından idare edilircesine sırasıyla aynı notayı tekrarlıyorlar. Türkleri veya İslam ı aşağılamaya Müslümanları taciz ve rahatsız etmeye çalışıyorlar.

Avrupadaki Değişmeler:

Fransa, 18. yüzyılda yapmış olduğu Fransız İhtilali ile tüm dünyaya eşitlik, adalet, kardeşlik, hürriyetler ( söz ve fikir/ din,inanç ve ibadet / özel yaşam hürriyetleri buna dahil olmak üzere) yayma iddiasıyla, birçok ülkede devrimlerin başlamasına sebep ve önayak olmuştur. Aynı Fransa, tarihin bu noktasında tüm inandıklarının tam tersini yaparak fikir ve söz hürriyetini yasaklamaya hazırlanmaktadır. Üstelik bu tarihi hatayı yaparken hem tarihi kanıtları, hem de bilimsel araştırmaları reddederek bunu yapmaya yeltenmektedir. Bu arada, insanın en tabii hakkı olan inanma, düşünme ve düşündüğünü ifade etme hürriyetine de gem vurmaya kalkmaktadır.

Fransa ve tüm Avrupa da tehlike çanları çalmaktadır. Avrupa ülkeleri, irili, ufaklı olarak adeta bir orkestra şefi tarafından idare edilircesine sırasıyla aynı notayı tekrarlıyorlar. Türkleri veya İslam ı aşağılamaya Müslümanları taciz ve rahatsız etmeye çalışıyorlar. Hakikat bütün çirkinliği ile ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Fransa, bu işin başını çekmektedir ama Almanya da Fransa dan geri kalmamaktadır. Bu kervana Belçika ve Hollanda da katılmaktadır. En son ele alınan konu da Ermeni Soykırımını inkar etmeyi yasaklayan ve bunu yapanları da cezalandıracak olan bir yasayı gerçekleştirme çabasıdır. Buradaki ana motif Türk düşmanlığı ve Türkiye nin AB ye girme korkusudur. Adeta mantık, adalet ve objektif yaklaşım tamamen unutuluyor ve yerini koyu bir taasuba, ırkçılığa ve din düşmanlığına bırakıyor. İşte Avrupa nın yeni tehlikesi bunlardır.

Fransa da birçok aydın bu gidişata dur demeye çalışmaktadır. Mesela, 19 tanınmış tarihçi bildiri yayınlayarak, "böyle hiç bir araştırması yapılmadan, sırf politik propagandaya bakarak soykırımı yapılmıştır demek büyük bir yanlış ve haksızlık olur. Bu asla yapılmamalıdır" demektedir. Buna rağmen Fransız politikacılar kendi ilim adamlarından gelen uyarıları bile dinlemez hale düşmüşlerdir.

Avrupa Birliği de Fransa yı bu konuda uyarmıştır. Böyle bir hareketin, Avrupa fikir dünyası ve dünya görüşü ile bağdaşamayacağı ve Türklere karşı böyle bir "yargısız infazın da doğru olmadığı" konusunda onları uyarmışlardır. Buna rağmen, Fransa, kimseyi dinlememeye kararlı görünmektedir.

İşin başka garip yönleri de bulunmaktadır. Mesela, bu konuda İstanbul Ermeni Patriği nin, "bizler bu tip davranışlara karşıyız, bu Türklerle olan ilişkilerimize kötü etki yapar. Böyle birşey istemiyoruz " demesine karşın, Fransa bunu kaale almamaktadır. Daha da ilginç olanı, Chirac ın Ermenistan ı ziyareti sırasında Devlet Başkan Koçeryan ın, bizzat Chirac tan böyle bir eylemden vazgeçmelerini istediği ve bu aralar Türkiye ile aralarında başlamış olan ılımlı ilişkilerin bu sebeple zedelenebileceğini" belirtmiş olduğu da basından öğrenilmiştir ama bu da Fransa yı durduramamıştır. Adeta zembereği bozulmuş ve otomatiğe bağlanmış gibi hareket edilmektedir.

O zaman sormak gerekir: Fransa nın ve Avrupa nın derdi ne

Fransa, tamamen katolik bir anlayış içinde defalarca, "böyle büyük bir Müslüman kitle Avrupa ya girerse Hıristiyanlık mahvolur" inancı ile direnmektedir. Bunu daha 2004 raporu ile " Türkiye tüm şartları başarı ile tamamlasa bile, kabul etmeden önce Fransa da referandum yaparak, Fransız halkına soracağız ve ancak ondan sonra onaylar veya onaylamayız" demişlerdir.

Avusturya, Belçika ve diğer küçük birkaç ülke aynı şeyi tekrarlamıştır. Buna rağmen, Türkiye nin her hakareti ve aşağılamayı sineye çektiğini ve her ne pahasına olursa olsun AB ye girmeye çalıştığını gören Fransa, sonunda içindeki düşmanlık ve itici gücü ortaya dökmüş bulunmaktadır.

Alman şansölyesi Angela Merkel in ziyareti ile de görülmüştür ki, Almanya, Türkiye nin mutlaka Ek Protokolu yerine getirmesi, tüm deniz ve hava limanlarını Rumlara açmasını istemektedir. Son yaptığı önemli konuşmada da Merkel, Almanya nın, Türkiye için özel statüyü daha uygun ve yakışır bulduğunu kesin bir dille ifade etmiştir.

Hollanda ise seçimlerinde çeşitli partilerden adaylıklarını koyan Türk kökenli adaylardan kurtulmak için onları, "sözde Ermeni soykırımı" testine tabi tutmuş ve istediği cevabı alamayınca da adaylıklarını düşürmüştür. Bu Avrupa da son derece tehlikeli bir uygulamanın başlangıcıdır ve Avrupa bu olaya sessiz kalmıştır.

Danimarkalılar, inanması güç bir hırs ve öfke ile İslam a ve onun peygamberi için yeni karikatürler üretmeye devam etmektedirler.

Avrupa toplumlarında gizli kalmış öfkeler, eziklikler, ırkçılık ve din düşmanlığı tamamen su yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

Dini ve Milli kimliğini terketmiş bir Türkiye:

Avrupa Parlamentosu nun Türkiye Raporu nu hazırlayan Hollandalı Hıristiyan-Demokrat Parlamenter Camiel Eurlings, Avrupa Birliği nin dini ve milli kimliğini terketmiş bir Türkiye istediğini söyledi. Bu arada, Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac da, Türkiye nin AB ye girmeden önce sözde Ermeni soykırımını mutlaka tanıması gerektiğini kaydetti.

Avrupa Parlamentosu nun, Türkiye nin 3 Ekim 2005 tarihinden bu yana katılım sürecinde kaydettiği ilerlemeye ilişkin değerlendirmelerini içeren raporunu hazırlayan Hollandalı Hristiyan-Demokrat parlamenter Camiel Eurlings, "Türkiye nin AB ye üye olması için birliğin kural ve değerlerine saygı göstermesi gerektiğini" söyledi.

Türkiye ye bu tavsiyelerde bulunan Avrupa nın yaptıklarına bakmak, durumun vahametini anlatmaya yetmektedir.

Durumun analizi yapıldığında görülmektedir ki, Avrupa da tehlike çanları çalmaktadır. Avrupada Irkçılık, din düşmanlığı, kısacası tam bir Xenophobıa yani yabancı düşmanlığı uyanmaktadır. Diğer taraftan da Türkiye nin alternatifleri ve tercihleri konusunda da son derece sığ ve insanı sinirlendiren analizler yapılmaktadır. Türkiye nin mutlaka bu cendereden kurtulması, kişiliğini ezilmekten kurtarması, kendine daha net ve rahat bir yol çizmesi gerekmektedir. Bunu da ancak sürekli taviz veren ve kabullenen bir hükümet değil, Dik durmasını ve icabında "hayır" demesini bilen bir hükümet yapabilir.