“Avanak Amerikalı ve NATO”

Abone Ol

By Joshua Partlow

Washington Post Staff Writer
Tuesday, November 23, 2010; 12:16 PM

“KABUL - A man purporting to be one of the Taliban's most senior commanders convinced both Afghan President Hamid Karzai and the NATO officials who flew him to Afghanistan's capital for meetings, but two senior Afghan officials now believe the man was a lowly shopkeeper from the Pakistani city of Quetta.

Joshua Partlow tarafından

Washington Post muhabiri,
Salı, 23 Kasım 2010; 12:16

Türkçesi:

“KABİL - Taliban'ın en üst düzey komutanlarından biri olduğunu iddia eden bir adam, hem Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'yi hem de kendisini görüşmeler için Afganistan'ın başkentine getiren NATO yetkililerini ikna etmişti; ancak iki üst düzey Afgan yetkilisi şimdi bu adamın Pakistan'ın Quetta şehrinden sıradan bir dükkân sahibi olduğuna inanıyor.”

Haberin tamamının İngilizcesi ve Türkçesi internette duruyor.

“ABD, Rusya ve NATO, birlikte hareket edebilirler mi?” diye sorsam, Rus taraftarları da ABD taraftarları da “hayır” diyebilirler.

Neden çünkü böyle olduğunu politikacılardan ve haber kanallarından yazan ve söyleyen olmadı.

Hıristiyan Rusya, o günlerde daha parçalanmamıştı. Varşova Paktı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olarak pakta boyun eğmeyen Afganistan’a savaş açar ve 1979’dan 1989’a kadar yüz binlerce Müslüman’ın kanını akıtır ve medeni diye bize yutturulan Batı da ağzını açmaz.

“Bir avuç cahiller grubu” diye hafife aldıkları o değerli Müslümanlar, paktın dağılmasına sebep olur ve pakt mağlup olarak geri döner.

Şimdilerde Rusya’nın, fazla askeri gücü olmayan Ukrayna ile başı derde girdi ve dünyadaki taraftarlarının hayallerine füze sıktı.

Hıristiyan Rusya, geri çekildi ama hemen Hıristiyan ABD ve NATO, 2001-2021 on yıl yine Rusya’nın bıraktığı yerden Afganistan’da Müslüman öldürmeye devam etti.

Sonunda Afganistan’dan kaçarak kendilerini kurtardılar.

Bu iki Hıristiyan ülke, bunu anlaşmalı olarak mı yaptılar?

Anlaşma nasıl olur ki?..

Para için kurulan iki mafyanın aynı kuruma sataşmasında sözlü anlaşmaya gerek yok.

Bu ikisinin de gücünü gözlerde büyütmeye de gerek yok.

Hürmüz Boğazı’nı geçemeyenlerin yapabileceği bir şey de yok.

Başta verdiğim haberi, ben “TALİBAN TUZAĞI VE “AVANAK AMERİKALI” başlığıyla 24/11/2010/Çarşamba/Millî Gazete’de yayımlamıştım.

Buyurun okuyun:

Türkçede “Sulu dereye götürür, susuz getirir” diye bir atasözü vardır.

İşte öyle bir olay olmuş Afganistan’da.

New York Times gazetesinden alıntı yapan Türk gazetesinin dün yayımladığına göre Taliban liderlerinden Molla Ahtar Muhammet Mansur, barış görüşmeleri yapmak için Afganistan’daki NATO ve diğer yetkililerle üç defa görüşmüş.

Bu görüşmelerde çok miktarda dolar almış.

Daha sonra Amerikalı, Avrupalı ve NATO temsilcileri bu görüştükleri adamın Molla Mansur olmadığını ve Pakistan’dan gelen, kendini Molla Mansur diye yutturan biri olduğunu ve aldatıldıklarını anlamışlar.

Köy odasında sohbet ederlerken biri “O, adamı sulu dereye götürür, susuz getiririm” der.

Orada bulunanlardan biri, “Ben sulu dereye varacam, susuzken su içmeden oradan ayrılacam. Kimse yapamaz bunu” der.

Bir diğeri, “Ben seni sulu dereye götürürüm, susuz getiririm. Getiremezsem sana bir koyun vereceğim” diye bahse girişir.

Öbürü de, “Su içirmeden getirirsen ben de sana bir koyun verecem” der.

Muhtar ve köy ileri gelenleri olaya şahitler.

İkisi birlikte bir saat yürüyerek sulu dereye varırlar.

Susuz adam tam su içeceği anda öbürü, “Biz yanlış yaptık. Şimdi sen içeceksin ve içtiğini söyleyeceksin. Ben de yalan söyleyerek içmediğini söyleyeceğim.

İkimizin de şahidi olmadığına göre ispatı mümkin olmayacak.

Geri gidelim, köy odasından yanımıza bir şahit alalım ve gelelim. Ben sana içirmezsem koyunu ben alırım. İçersen sen alırsın” deyince adam, mantıklı bulur ve içmeden geri gelirler.

Köy odasında durumu anlatırlar.

Muhtar da koyunu, içirmeyene verir.

Times’ın haberinde sahte liderin okuma yazma bilmediği de yazılı.

Onlara göre, Grekçeyi bilmeyene okuma yazma bilmez diyorlar.

Kur’an okumasını bilenleri okuma yazma bilir saymıyorlar.

Bu okuma yazma bilmeyen adam, NATO yetkililerini, CIA ajanlarını, Amerikalı asker ve savaş uzmanlarını atlatmış, susuz derede su içirmiş, ödül olarak da bol miktarda dolar almış.

Bu sene, Ürdünlü Halil Belavi’nin 30 Aralık 2009’da Afganistan’da CIA adına çalışır görünürken, önemli bir haber getirdiğini bildirip CIA’nın en önemli ajanlarını bir araya topladıktan sonra avanak Amerikalı CIA ajanlarından 7 tanesini öldürmüştü.

“Avanak” sözü bana ait değil.

Bu söz, ABD'nin Afganistan'daki en üst düzey istihbarat yetkilisi Tümgeneral Michael Flynn’e ait.

Belavi’nin okuma yazması var.

Çünkü tıp eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamlamış.

Ancak yedi CIA ajanını öldürdüğü için geri kalmış ülkelerin siyasileri ve medyasına göre teröristtir.

7 değil, yedi yüz değil, yedi bin de değil, yedi yüz binin üzerinde Müslüman öldüren Amerikalı ajanlar, ülkelerinden uçakla on bir bin elli kilometre uzaklıktaki Afganistan’da ABD ajanlarının ne aradığını sormadan geri kalmış ülkelerin siyasileri ve medyasına göre ABD ajanları masum.

Obama, 2014’e kadar Afganistan’dan çekileceklerini bildirmiş.

Kanlı ellerle geldiniz.

Binlerce tonluk kan içtiniz.

Kan tulumu olarak döneceksiniz ve kan tutacak sizi” demişim.