İlginç bir memleketin ilginç insanlarıyız. Klasik Akdenizli
dalgacılığı ve duygusallığıyla anlık coşkularla, anlık heyecanlarla
yaşayıp, sağlam kafayla düşünmeden hareket etmeyi seviyoruz. Anlık
çıkışlara, efelenmelere bitiyoruz. Gerçekte bir etkisinin olmayacağını
biliyoruz ve çok kısa bir süre sonra da unutup gidiyoruz her şeyi.
2011in Temmuz ayında, kredi derecelendirme kuruluşu Fitchin
Türkiyenin cari açığını riskli olarak değerlendirmesi üzerine
fırtınalar koparan ve söz konusu kuruluşların güvenilirliğini kaybettiği
açıklamaları yapanlar, bugün neredeyse gündüz vakti havai fişekle
kutlama yapacaklar. Fitch denen kuruluş, Türkiyenin kredi notunu
BBB-ye yükseltince "güvenilir bulmadıkları" Fitchin doğru yolu
bulduğunu söyleyip kendince geçiyor "Yeni Türkiye" masalına inananlar.
Diğer iki kuruluşun da benzer not artırımları yapmasını istiyorlar
şimdi de. Bilindiği üzere Başbakan Erdoğan, bu kerameti kendinden menkul
kuruluşlardan Standard and Poors, Türkiyenin kredi görünümünü
düşürünce "Gerekirse seni bir kredi kuruluşu olarak tanımıyorum"
demişti. Hem bu kuruluşların ağızlarının içine bakıp, hem de duruma göre
önemsemiyor gibi davranmak tam bir tutarsızlık ve kafa karışıklığına
delalet.
Fitch adlı kuruluşun not artırımı kararı üzerine her zamanki gibi
"borsa coştu" ve medya kendinden geçti. Eğer ki borsa coşuyorsa, bir
dakika durup düşünmek gerekiyor. Borsanın coşması demek, orta ve uzun
vadede vatandaşın aleyhine gelişmelerin olacağı anlamına geliyor sanki.
Borsanın coşmasına bir mim koymak gerek. Medyaya gelince; 2004te AB ile
tam üyelik müzakereleri başladığında da "Avrupanın Ay Yıldızı", "İşte
Bu Kadar", "Dik Durduk Kazandık" gibi manşetleriyle zafer naraları
atılmıştı. Bugün de pek farklı değildi iktidara göz kırpan medya. "Lig
atladık"tan "Sınıf atladık"a, "Türkiyeye yatırım yağacak"tan "Fitch
yola geldi"ye kadar yine zafer sarhoşluğu yaşayan başlıklar, manşetler
atıldı. Tabii konu Türk medyası olunca pek fazla bir şey söylemeye de
gerek yok. Zaten ortada medya diye bir şey de yok!
Geçen sene Fitchin Türkiye ile ilgili olarak yaptığı cari açık
uyarısına Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, "Fitch yine Fitchliğini yapmış.
Bunların kredibilitesi sarsıldı. İtibar sınavını geçemediler" diye
karşılık vermişti. Anlaşılan bu sefer Fitchlik yapmamış Fitch.
Uluslararası tatlı kazanç peşinde koşan spekülatif sermayeye, sıcak
paraya yatırım rotası çizme görevi gören bu kerameti kendinden menkul
kredi derecelendirme kuruluşlarının birinden kapılan bir not artışı
üzerine neredeyse bayram yapacak ahali. "Yatırım yağacak", "dövize
boğulacağız" lafları dolanıyor ama daha fazla üretimden, daha sağlıklı
ve istihdam üreten büyümeden söz edilemiyor nedense. Söz edilmemesi
normal aslında; çünkü Türkiyede uygulanan ekonomik büyüme modeli
tüketime ve spekülatif sermaye hareketlerine dayalıdır. Üreterek
büyümeden ziyade sıcak paradan, borçlanmadan medet umar. O sebepledir
ki, faizi "dünya gerçeği" olarak kabul ederlerken, spekülatif sermayeyi
bile "sermayenin rengi olmaz" diye meşrulaştırmışlardır.
Fitch, Türkiyenin kredi notunu yükseltirken hangi gerekçelere
dayanmış derseniz, ilginç başlıklar ortaya çıkıyor. Not artırımının
gerekçeleri olarak kamu maliyesindeki düzelme, güçlü bankacılık sistemi
ve iyi ekonomi sayılmış. Kamu maliyesindeki düzelmeden kasıt göreli
olarak borcun milli gelire oranının düşmesi. Açık hedefi bile tutmayan
bütçe açığı, bunu kapatabilmek için yapılan vergi artışları, zamlar
Fitchin ilgisini çekmemiş demek. Güçlü bankacılık sistemi denmiş,
bankacılık sisteminin ne kadar da iyi olduğunu anlamak için son
yıllardaki rekor kârlara ve banka borçlularının sayısındaki artışa
bakmak yeterli zaten. Son gerekçe olan "iyi ekonomi" konusunda ise
Fitch, herhalde Sayın Başbakanın en ufak bir şeyde sarf ettiği
"Yunanistan gibi oluruz" sözlerinden haberi yok demek düşüyor sadece.
Not artışının muhtemel sonuçlarını Güngör Ursa güzel özetlemiş. Artan
not döviz girişlerini artıracak, döviz ucuzlayacak. Borsada fiyatlar
yükselecek. (Coşmasının sebebi belli) Ucuzlayan döviz ithalatı arttırıp
ihracatı ve rekabet gücünü azaltacak. Türkiye daha bol şekilde "sermaye
hareketlerine" açık olacak. 2012de Türkiyeye gelen 53.3 milyar doların
sadece 6.8 milyar doları doğrudan yabancı sermaye girişiyken, geri
kalanı faiz için, dövizden para kazanmak için gelmeyen döviz olarak
gelmiş.
Vehasıl-ı kelam Türkiye "sıcak para" girişlerine, spekülatif sermaye
hareketlerine daha açık hale gelecek. Üreterek değil de, taşıma suyla,
yani borç parayla, paradan para kazanmak için gelen sermayeyle değirmen
döndürme yoluna iyice girilecek yani. Önceden "çağ atlardık", şimdi
"lig" atlıyoruz, "sınıf" atlıyoruz. Her atlayışta daha da küresel
sistemin bataklığına da gömülüyoruz.