Ateşkes sağlandı da cinayetler bitecek mi?

Abone Ol

"Su testisi su yolunda kırılır" diye bir atasözümüz vardır. Kabadayılığı marifet sayanların sonunda bir başka kabadayının kurşunu ya da bıçak darbesi ile hayatını kaybettiği bilinir. Hatta çoğu zaman kör kurşunu sıkanın ille de kabadayı olarak geçiniyor olması gerekmez. Bardağı taşıran son damla hayatı boyunca kimseye ilişmeyen,sessiz sakin hayat süren bir kişiyi kabadayı katili haline getirebilir. Kısacası vura vura yaşamını sürdürenin bir gün vurulması da mukadderdir.

Bu mukadder son İsrail için ne zaman gelecek bilemiyorum ama böyle devam etmeyeceğini artık sadece İsraili yönetenlerin değil, İsraile destek veren tüm ülkelerin anlaması gerekiyor. Çünkü, İsrail Gazzeye saldırıyor, günler süren saldırıların ardından yüzlerce, hatta binlerce insan hayatını kaybediyor, çok daha fazlası yaralanıyor, on binler evsiz kalıyor sonunda bir takım devletler devreye giriyor ve ateşkes sağlanıyor. İşin garip tarafı saldırgana karşı hiçbir müeyyide uygulanmadığı gibi, sanki İsrailin ateşkese razı olması dünyaya bir lütuf gibi takdim ediliyor. Nedense bu katillerden hesap sormak, döktükleri kanda boğulmalarının önünü açacak bir adım atılmıyor, atılamıyor. Bu atılamayışın sebeplerini yeniden sıralayacak değilim. Bunun sebebinin Birleşmiş Milletler denen zulüm mekanizmasının hep zalimlerin ve katillerin yanında yer alması olduğunu sıkça dile getiriyorum. Bu gerçek bilinmesine rağmen söz gelimi İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu bir makalesinde İsrail saldırılarının engellenmesi konusunda Başkan Obamanın insiyatif kullanmasını talep ediyor. Aslında Obama Filistin konusunda Başkan seçildiği günden beri insiyatif kullanıyor ama bu insiyatif hep İsrail lehine oluyor. Bu gerçeği bilerek ya da görmezden gelerek katillerin suç ortağından devreye girmesini istemenin kafayı kuma sokmaktan farkı yoktur.

İsrail 2008de yine Gazzeye saldırmış 1600 Filistinli hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmış yine önceki gün olduğu gibi bazı devletler devreye girerek ateşkeş sağlamışlardı. Ateşkes, katilin yaptığının yanına kâr kalması, cinayetlerini ileri bir tarihe kadar ertelemesi anlamına geliyor. İşin acı tarafı sağlanan ateşkes bir başarı gibi takdim ediliyor. Halbuki ateşkesin başarı kabul edilebilmesi için katilden hesap sorulması/sorulabilmesi gerekir. Eğer hesap sorulmuyor ya da sorulamıyorsa cinayetlerin geçici bir süre ertelenmesinden öte bir anlam ifade etmiyor. Gazetemizin dünkü manşetinde de dikkat çekildiği gibi, İsrailin hak, hukuk gibi bir derdi yoktur. O sadece güçten anlar. Birileri harekete geçip haddini bildirmediği sürece İsrail vahşetinin Gazze ve diğer Filistin topraklarında son bulacağını sanmak gafletten başka bir anlama gelmez. Kaldı ki İsrailin saldırılarının sadece Filistin ile sınırlı kalacağını sanmak da ayrı bir aymazlıktır. Tüm bunların ardından yine aynı noktaya geliyor, aynı düşüncelerimizi tekrarlıyoruz; İslam ülkeleri birleşmediği sürece İsrail ya da bir başka zalim saldırılarını sürdürecektir. Zalimler yaptıklarının karşılığını en azından misliyle göreceklerini hissetmedikleri sürece kendilerini yenilmez ve engellenemez sanmaya devam edecekleridir. Yine dünkü gazetemizin manşetinde dikkat çekildiği gibi bugün ateşkes için arabuluculuğa soyununlar 10 yıllık iktidarları boyunca AB ve ABDye yönelik kabul görme gayretlerini D-8leri işler hale getirmeye sarfetmiş olsalardı ne İsrail böylesine saldırganlığını sürdürebilir ne de Irak ve Afganistan işgal edilebilirdi. Geçmişe takılıp kalmamak gerektiği söylenebilir ama hiç olmazsa bundan sonrası için İslam Birliğine giden yolda daha önce atılmış adımlara işlellik kazandırmak gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece nutuklarla zalimlerin zulmünü engellemenin mümkün olmadığını olaylar sıkça gösteriyor. Birleşmiş Milletler denen teşkilatın bugünkü halinden kurtarılması için artık lafın ötesine geçecek adımlar atılması gerekiyor. Söz gelimi İslam ülkeleri BMnin tavrını protesto etmek adına bu teşkilattan istifa edemezler mi Ya da başka bir fiili protesto ortaya koyamazlar mı Çünkü, BMyi kontrolleri altında tutan Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi sahip oldukları imtiyazları kendiliklerinden bırakacak değillerdir.