Akıl ile sezginin bir arada olması gereken bir zaman sürecindeyiz, her adım, her söz, her davranış gelecek zamanı belirliyor. Gelecek zamana yürürken nasıl olunması gerektiğine dair bir dikkat bu zamanda en önemli olan durum.
Böylesi zamanlarda dönüp tarihin derinliklerine bakmada ve buna göre bir tutum takınmada yarar var. Medeniyet tarihimizin en önemli kesiti Hicret olayıdır. Hicret, bir kaçış değildir, korku değildir. Hicret gelecek zamana daha sağlıklı yürümenin bir yoludur. Bir düşünceyi boğmanın, bir hareketi etkisiz hale getirmenin yola kör bir kuyuya atlar gibi ateşin ortasına atlamaktır. Fikirde ve düşüncede de kimi zaman hicret gerekmektedir. Ateşe ateş ile yürümek hiçbir zaman sağlıklı bir sonuç doğurmaz. Ateşi ateşe vermek kendini yakmasıdır insanın.
Bu kalem sahibi bu köşede sıklıkla vurgulamaktadır ki egemen güçler ve emperyalist güçler oyunlarını tek taş üzerine oynamazlar ve tuzaklarını tek yanlı ve bilinecek şekilde kurmazlar. Her taş, her hamle geleceğe dönük bir hesap içermektedir. Her tuzak yeni bir tuzağın hazırlayıcısıdır. Güvenilerek bağlanılanlar, yeni ve zamanı geldiğinde, gözlerini kırpmadan en sadık kölelerini feda ederler. Müslüman ın bilinci olayları alt etmek için dikkat gerektiriyor. İnsanın kalbinden geçiyor ve sevgiyle geçiyor. Bu zamanda sevgisizlik en önemli sorunu insanlığın. Sevgi olmayınca saygı da olmuyor.
Dışımızdaki güçler kendi oyunlarını oynuyorlar. Hesapları çıkarları üzerine kuruludur. Bir anda istendiğinde havaları değişir. Bir tetikçiyi, bir köleyi gözden çıkarmak çok daha kolaydır.
Tetikçiler ateşi harlandırmaktan hoşlanırlar. "Kurt dumanlı havayı sever" bu bir atasözümüzdür. Bu onların bir yönetimidir. Gerilim tırmandırmak, gerilim üzere yaşamak ve var olmak ilkelerindendir.
Türkiye bir ateşin ortasında. Bu ateşi nasıl söndüreceğini değil bu ateşi nasıl harlandıracaklarını düşünüyorlar. Psikolojik gerilim sözün ve düşüncenin anlamını bile kaydırabiliyor. İşin dozu ve ayarı iyice kaçıyor. Yaratıcıdan kaçıp bir kişiye tapınma noktasına gidilebiliniyor. Bu aşırılık büyük tehlikelere gebe. Seküler ayrışmanın vardığı sonuç oldukça vahim bir süreç oluşturuyor. Bir halk türküsünün bir dizesini değiştirme ve buna farklı anlam yükleme bu aşırılığın bir sonucu.
Düşünün ki bir mitingde sözün anlam değiştirdiği ve giderek işin çığırından çıktığı bu zamanda sağlıklı düşünebilme ortamı bile kalmıyor. "Arkadaşım İbrahim çavuş Allah ına emanet" dizesinin anlamı kaydırılarak, Tanrıdan uzaklaştırma ve bir insana kul olmaya götüren bir yaklaşım bile söz konusu. Bu dizenin değiştirilmiş halini bile ifade etmekte zorlanıyoruz. Ölmüş bir insanın kurtarıcılığına sığınmak ne kadar da akla aykırı.
Buna ortam hazırlamanın ve yol vermenin de insanın ferasetiyle ilgilidir. Ateşe ateş ile gitmenin herkese zarar vereceği bilinmelidir. Önceki yazımda kavgadan taraf olmadığımın ifadesiydi bu ve tam da zamanında söylenmiş bir sözdü.
İslâm a düşmanlık yeni bir süreci bu olayların ve tetikleyicisi. Kimileri bunu iyice azıya aldı.
En tehlikeli süreç bu süreçtir. En kullanılmaya müsait süreç.
Abede, her halükarda sonuçtan memnundur. Sekülerleri de kullanabilir, ılımlı müttefiklerini de. Güçlü olmanın bir yolu vardır. Ruh dünyasıyla örtüşen ve bağdaşanlarla birlikte olmak.
Abede oyununu ustaca oynuyor. Bir anda ayak değiştirebiliyor.
Orta Doğu ateşi daha da alevlenecek. Giderek kuşatacak. Bu, onlar için bir fırsat. Dönüşü olmayan bir süreç.
Türkiye yeni bir ayrışmayı kaldıramayacak duyarlı bir dönem geçiriyor. Böylesi bir durum Abede nin, dolayısıyla emperyalizmin işini daha kolaylaştırır. İçine düşülen ateşten çıkılması daha zorlaşır. İnsanların birbirini anlaması ve birbiriyle anlaşması güçleşir. Bu keskinleşmeler herkese zarar verir.
Türkiye zor dönemlerden geçti. Zor dönemlerden geçiyor. Her şey bir kıvılcıma bağlı. Tetikte bekleyenler bunu her an devreye sokabilirler.
İçimizi ışıtacak olan ışığın etrafında birleşmeliyiz. Sevgi ve merhamet ile.