Hiç kuşkusuz felsefe, bilim, sanat ve sosyal hayat içi içedir. Bunları birbirinden ayırmak güçtür. Bazıları ben felsefeden, bilimden, sanattan anlamam der. Bu görünüş itibariyle doğrudur. Fakat sosyal hayatın içinde olan herkes yaşam tarzı olarak mutlaka bir felsefî anlayışın, dinî bir inancın sınırları içinde yerini alır. Ancak bunun farkında olmayabilir. Kendince her şeyden bağımsız bir hayat yaşadığını zanneder, ya da söyler.
Özellikle XIX. yüzyılda olduğu gibi ateist, materyalist bir anlayışın egemen olduğu dönemde, insanların önemli bir kısmı dolaylı ya da dolaysız olarak bu anlayışın etkisi altında kalmıştır.
Kimi bu anlayışı, potansiyel baskının bir sonucu olarak benimserken, kimi reddetmek için, kimi de umursamadan herhangi bir vesileyle ateist anlayışın rüzgârına kapılmıştır.
Günümüzde "laiklik" adına koparılan kıyamet de, bunun yani materyalist hatta ateist anlayışın bir uzantısından başka bir şey değildir. Çünkü laiklik ülkemizde bütün dinlere eşit mesafede durmak yerine bir "din"miş gibi sunulmaktadır.
Günümüzde gazetelerde haber olarak verilenler, köşe yazarları herhangi bir konuda düşüncelerini belirtirken ortaya koydukları tavır çeşitli felsefî anlayışların su üstüne çıkmış yansımalarıdır.
Haberlerin veriliş biçimini, yazarların düşünce istikametlerini kategorize ettiğimiz zaman bunlar mutlaka bir akımın içine sokulabilir, kişi bunun farkında olsun ya da olmasın. Bir şeye taraf olmak ya da olmamak nasıl bir tarafsa iki taraf arasında başka türlü bir taraf olmak da bir taraf olmaktır. Bu da yaşam felsefesinde kendi yerini alır.
Toplumsal hayatta insanlar siyasî, sosyal, ekonomik, dinî ya da başka sebeplerle sürekli olarak bir tartışma içindedirler, bunun temel sebebi ya kendini haklı çıkartmak ya da karşı tarafın hatalı olduğunu ortaya koyma gayretidir. Bu durumda kimse "doğru"yu ve "yanlış"ı bilmemektedir. Dolayısıyla insanlar arasında anlamsız tartışmalar yaşanmaktadır.
Söz gelimi herkes A partisini desteklemek için kendine göre bir düşünce üretmektedir. A partisinin felsefesini tamamen benimsemiş değildir. Bu da temel bir felsefî düşüncenin sulandırılmış halidir, yani felsefî bir tavırdır. Bir tenis maçı seyrediyorsanız, kurallarını bilmiyorsanız yapılan hareketleri yorumlamanız boş konuşmalardan başka bir şey değildir.
Sorumluluk altına girmek istemeyen bazı kimseler işin kolayını bulmuşlardır. Felsefî düzlemde bunun tipik örneği ateistlerin tavrıdır. Ateistler Tanrı nın varlığının ispatı konusunda, ispat yükümlülüğünün teizme ait olduğunu, teistik delillerin yetersiz kaldığını ve bu durumda zorunlu olarak ateizmin geçerli olduğunu ve hatta Tanrı nın var olmadığını ispatlayacak birtakım delillerin bulunduğunu iddia etmektedirler.
Bu bağlamda ateizm negatif ve pozitif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Negatif ateizm, hiçbir olumlu iddiada bulunmadan ispat yükümlülüğünün teizme ait olduğunu ileri sürmektedir.
Pozitif ateizm ise teizmin var olduğunu iddia ettiği Tanrı nın var olmadığını ispatlama girişimindedir.
Negatif ateizmin temsilcilerinden ünlü ateist Antony Flew (d. 1923), eski bir deyimi çıkış noktası olarak almaktadır: "İspat yükümlülüğü inkârcıya değil, iddiacıya aittir." Teizmden beklenen "inancı" bilgiye dönüştürmesidir. Bilgiye dönüştürülmediği zaman ortaya rasyonal olmayan sonuçlar çıkmaktadır.
Antony Flew e göre bir ateist, yaygın kullanımıyla "Tanrı nın var olmadığını iddia eden birisi" olmaktan çok, "teist olmayan birisi"dir. Bu durumda teist olmayan biri, Tanrı nın var olmadığını iddia eden birisinden farklı olarak Tanrı nın varlığının ispatının bir teiste ait olduğunu iddia etmek durumundadır.
Negatif ateistlerin aksine Nicholas Wolterstorff ise ("Can belief in God be Rational", Fait and Rationality: Reason and Belief in God, s. 163) ispat yükümlülüğünün ateizme ait olduğunu savunur. Gerekçesiz olarak Tanrı nın varlığı konusunda olumsuz tavır takınmak, bir yerde "Tanrı nın varlığını inkâr etmek" olarak tanımlanan ateizmi dogmatik duruma düşürmektedir.
Bununla da yetinilmeyerek teizme ispat yükümlülüğü yüklenirken, diğer taraftan teizmin Tanrı nın varlığını ispatlama girişimlerinin yetersiz olduğu söylenmekte ve bu inancın aleyhinde birtakım argümanlar geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Ne mi demek istiyorum, etrafınıza bir de bu gözle bakınız. İlgili, ilgisiz, bilen bilmeyen birçok insanın anlayışının temelinde felsefî bir neşve hatta işve yatmaktadır.