Ekonomiyi sadece para piyasalarından, bankalardan,
borsadan, yabancı sermayeden, sıcak paradan, finans kapitalden ibaret sayan
anlayış, bugünlerde yeni bir günah keçisi arayışında. Zikredilenler dışında
üreten kesimlerin, esnafın, sanatkarın, işçinin, memurun esamesi okunmuyor,
sadece ve sadece faiz lobisi diye sözümona hedef gösterilenler göz önünde
bulunduruluyor.
Koltuğa oturdukları tarihten itibaren bir an olsun IMF
dayatması Derviş-Fischer modelinden zerre milim sapmadan uygulayan siyasi
iktidar, artık öyle bir siyaset mizanseni geliştirmiş durumda ki, kendi
yaptığını ve zımnen savunduğunu bile iyi polis-kötü polis oyunuyla inkar
görüntüsü verebiliyor. Daha doğrusu, halka şirin gözükmek ve tam manasıyla
tribünlere oynamak maksadıyla kendi uyguladıklarına karşıtmış gibi davranabiliyor.
Ekonomik mantalite olarak üretim yerine tüketimi,
borçlanmayı ön plana koyan ve çarpık ötesi bir büyüme stratejisiyle ekonominin
içinde bulunduğu borç sarmalını iyice girift hale getiren ekonomi politikası,
duvara toslamak üzere olan arabayı binbir marifetle halka göstermemeye
çalışıyor. Halka yansıyan olumsuzlukları da kendi politikalarının değil de dış
mihrakların , uluslararası komploların vs bir neticesi gibi sunuyor.
Daha düne kadar Türkiye nin kredi notunu veya not
görünümünü olumlu olarak değerlendirdiğinde yere göğe koyamadıkları kerameti
kendinden menkul kredi derecelendirme kuruluşlarını, olumsuz bir
değerlendirmede anında günah keçisi ilan ediyorlar. Kredi derecelendirme
kuruluşlarının kerameti, Türkiye gibi yabancı sermayeye, uluslararası borç
temin etmek isteyen bağımlı ülkelere sıcak para akışını yönlendirmekte
yatıyor. Hem bunu bilerek bu kuruluşları dikkate alıyorsunuz, lehine bir karar
verince yere göğe koyamıyorsunuz, hem de aynı kerameti kendinden menkul
kuruluşlar ters bir açıklama yapınca başlıyorsunuz vaveyla etmeye. Klasik
komplo , tezgah , dış mihrak , lobi lafları uçuşmaya başlıyor, bulunan
günah keçisi gerçek sorumluları yine örtbas ediyor.
Olumsuzlukları örtbas etmeye ve hedef saptırmaya yarayan
günah keçileri bazen kendi içlerinden bile çıkıyor. Birkaç sene önceki
ekonomide gaz-fren tartışmaları esnasında, makroekonomik dengelerin bu cari
açıkla sürdürülemez olduğunu ve frene basılması gerektiğini söyleyen bazı
kabine üyelerinin neredeyse refüze edilmek üzere oldukları dün gibi
hafızalarda. Popülizm ve halk yalakalığıyla meseleyi sulandırmak için de
Türkiye nin büyümesini istemeyenler ekonomi yavaşlasın istiyor türünden saçma
argümanlar da havalarda uçuşur gibi olmuştu o dönemde. Ekonomide istikrar
olduğu ve kredi notumuzun yükselmesi gibi söylemler, aslında Türkiye nin
borçlarını çevirmek için yeni borçlar alabilmesiyle ilgili hususlar. Borcu
çevirmek için daha rahat borçlanacağız denmiyor da, ekonomide istikrarın
olduğu, Türkiye nin yatırım yapılabilir ülke konumuna geldiği gibi şeyler
söyleniyor halka. Gerçek ise, izlenen ekonomi politikasıyla bize borç veren
rantiyenin sürekli kazanması, ekonomideki çarkların borçla dönen yeni borçlar
sayesinde durmaması aslında.
Geçen sene Gezi Olayları dönemini hatırlayalım. Olayların
patlak vermesiyle birlikte faizler ikiye katlanıyor, Türkiye nin bel bağladığı
yabancı sermayenin kafasında soru işaretleri oluşuyor. Düz bir mantıkla ve
küresel ekonomideki gelişmeleri hesaba katmadan bir değerlendirmeye gidilince,
ortaya faizlerin düşmesi bazı çevreleri harekete geçirdi, tertip edilen
olaylar da ekonomiye darbe vurdu noktasına getiriliyor kamuoyu. Bunu
desteklemek için icat edilen günah keçisi ise (icat eidlen diuyoruz, çünkü bize
göre öteden beri varolan bu tehdit, uyguladığı ekonomi politikalarına bakınca
hükümet için tehdit değil fırsattı) faiz lobisi oluveriyor. Kamuoyuna karşı
günah keçisi ilan edilen faiz lobisinden gelecek olan sermayeye bel bağlamak
ise tam bir tutarsızlık ve samimiyetsizlik örneği tabi. Bugüne kadar hep
başrolde olan ve hiçbir zaman dert edilmeyen faiz lobisine suçu yıkmanın
nedeni de, ABD Merkez Bankası Fed in
tahvil alımını azaltma, yani para musluklarını kısma kararının Türkiye ev
benzeri kırılgan gelişmekte olan ülkeleri sarsmaya başlaması. Bütün dert,
Türkiye ekonomisinin kırılganlığını ve defolarını kamuoyuna göstermemek.
Bugüne kadar icat edilen (gerçekte düşman olmadıkları)
günah keçileri ile ekonominin defolarını ve kırılganlıklarını gizlemenin
bedelini inşallah vatandaş çok ağır şekilde ödemez.