Asrın Ünsiyeti

Abone Ol

Standart bir kurgunun sonunda haklı haksız ortaya çıkar, adalet yerini bulur, senaryoda varsa mutlu sona ulaşılır. Aksiyon, dram ya da macera, filmin türü her ne ise bu gerçeğe en uygun şekilde yapılır. Hâlbuki bu toprakların dramı, insanların yaşadığı ya da halklara yaşatılan maceralar, güne ve gündeme dair gerçeklik, olaylar, olgular, olgu haline getirilmeye çalışılanlar asla mutlu sonla bitmez. Zaman geçer, hiçbir sorun giderilmez, problemler çözülmez, üstü örtülenler açıklığa kavuşmaz, kapalılık vuzuha ermez… ‘O sadece filmlerde olur!’ cümlesinin kurulacağı yer tam da buralardır. Ve izleyenler gösterileni, gördüğünü, şahit kılındığını, maruz bırakıldığını bir film kompozisyonuyla kurgulayıp, planlayıp, toparlayamayacağına göre herhangi bir sonu tahmin edemez. Hayatın gerçeği, mutlu sonu umuda bağlamayı gerekli kılar ama yaşananda öyle bir son bulunmaz. Filmin sonunda zalim kral ölür, esirler kurtulur, prenses kaçırılır, düşman üzülür, esas oğlan sağ salim meseleyi halletmiş olmanın kıvancını yaşar. Hayatın gerçeğinde düşmanın, zalimin, kralın, kötünün zulmü devam eder; iyiler mezarda ya da zindandadır, halklar yokluk içindedir, çoluk çocuk katledilmektedir ve prensesle kahraman gününü gün eder.

     İnsanlar ‘O iş öyle olmuyor, bilmediğiniz şeyler var’ türünden, ezbere kurulmuş cümleler duymaktan bıkar. Mamafih her cihetten bağnaz söylemler işitmekten de… Kimse büyük resmin meraklısı değildir. Biri de çıkıp Paul Klee, Vasili Kandinski, Vincent Van Gogh, Piet Mondian, Pablo Picasso falanla ilgilenmek istemez. Her büyük resim muhabbetinde akla buna benzer adamlar gelse de… Çünkü ademoğlu büyük resim neyin nesidir merak ederken küçüklerini, henüz devlet dersine girmemiş çocukların çiziktirdiği resimleri gözden kaçırır. Veya görmezden gelir. Gözden kaçan her şey tıpkı bugünkü gibi insanın tepesinde, gözünde, göğsünde patlar. İnsanın kendini zor idare eden kıt aklı büyük resimlerin ardında telef oladursun, küçücük nüanslar koskoca coğrafyaları duman eder.

     Belli ahbap tayfalarının ununu elemiş eleğini asmış Konyalı bilim adamı tavrı, bu her şeyi bilen Hıncal abi pişkinliği, bu bir türlü yağmura dönüşüp yere dökülmeyen buluttan nem kapma alışkanlığı; iyilikleri kendinden kötülükleri başkasından bilme saplantısı, basit dil oyunlarıyla hakikati manipüle ederken bunu üstün başarı diye satma girişimi, doğru olan sadece bizim elimizde ve bizim yöntemlerimizle şekillenir diye inanmak, bir başkasını dinlerken söylenene mukabil sadece kendi yanıtlarına odaklanmak, kendi sesinin gürültüsünden bir başka sesi duyamayacak hale gelip bunun farkına bile varmamak, geliştirilen tezlerin ergen romantizmini aşmayışı ama dile getirirken adeta olağanüstü bir icatta bulunmuş gibi davranmak cümle âlemi bezdirir.

     Aslında dileyen gidip biraz ötede oynayabilir. Gayrı buralar oyun kurulacak yer olmaktan çıkmış, bayağı savaş alanı haline gelmiş görünür. Oyunların arasına artık bomba bile düşmez; oyun artık hayalden ibarettir. Toptan mı olmuştur, yavaş yavaş mı alışılır orası dahi hiç mühim değildir. Pandemi diye uydurulan ama elde fırsat varken köklü bir itiraz geliştirilmeyen dönemde, günün hasılatı gibi canından eksiltilen insanların dinlemeye alıştığı ölüm raporlarına, daha mevzu tamamen sona ermeden depremle, doğal ya da yapaylığı tam olarak bilinmeyen bir afet sonucu aynı hızda devam eder. Her gün doğal kabul edilmeyecek ve ancak oranlarla bildirilen; aileler, yakınlar, tanıdıklar açısından acının sayılara vurulduğu, rakamlarla ölçüldüğü biçimde insan ölümlerine alabildiğine alışılır. Yetmemiş olmalıdır ki şimdi Filistin cenahından sadece ölüm raporları dinlemekle iktifa edilir. Her bir memlekette inananların başarısızlığı, kerameti kendinden görme hastalığı, kendinden başkasının yan çizme ihtimaline karşı vazifeye atılmak için içinde bulunduğu vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeden öne çıkma kaygısı, ancak iş başına gelmek şartına bağlı eylemde bulunma umutları dövecek bir dizin dahi kalmadığı çaresizliği getirir. O sebepten, her ne için olursa olsun ‘Oyunu görmüyor musun’ demek artık beyhudedir. Oyun görülmemektedir. Ölüm görülmektedir. Hâlâ oynamak isteyen gidip biraz ötede eğleşebilir.

     Kavi bir şart olarak Nuh nebiye inanılır. Onun zamanından emsaller vermek kimseyi haklı hale getirmez. Hayat gibi ihtiraslar da geçicidir. Nuh’un dışında peygamber tanımamaya ant içmiş gibi davrananlar, cümle yoldaşları, ahbapları, tanıdıkları, gizli ve aleni emelleriyle birlikte üstüne su içebilir. Geçer.