Asrın transiti

Abone Ol

Bir TV kanalında moderatör eşliğinde dört yorumcu konuşmaktadır. Yorumculardan ikisi bilindik troll sürüsünün hücum oyuncusu vazifesini başarıyla yerine getiren, her bir kanalın müdavimi, kimi zaman elinde çubukla harikalar yaratan; biri hukukçu, biri de gazeteci diye tanıtılan fertleridir. Diğer iki yorumcu da yarı muhalif görünen biri eski vekil, biri de yine hukukçu diye tanıtılan bireylerden oluşur. Reflektif olarak değil ama bu muhalif görünenlerden hangisi konuşsa yandaş ekip ve moderatör itina ile konuşanın söylemini boğar, yalanlar; duyulmaz, anlaşılmaz hale getirir. Daha davası görülmeden yerine kayyum atanan bir belediye başkanının gözaltına alınış şeklini konuşmaktadırlar. Muhalif görünen hukukçu, bunun böyle olmaması gerektiğini, çağırılsa ifadeye gelecek birini sabahın köründe kapısını zorlamak suretiyle evinden almanın biraz tuhaf olduğunu falan söyler. Yandaş hukukçu derhal atılıp, ‘Kapı zorlama falan yok, yalan söylüyorsun, siyasi konuşuyorsun’ diye lafı muhatabının ağzına tıkar. Yandaş gazeteci de hararetle benzer cümleler kurup arkadaşına destek çıkar. Aynı anda arkalarında yer alan ekranda koçbaşıyla kapı kırma görüntüleri dönmektedir. Bir an gözleri takılınca yandaş hukukçu, ‘Bu görüntüler bu olaya ait değil!’ diye atılır. Yancısı da onu destekler. Bunun üstüne moderatör, rejiye, ‘Arkadaşlar, bu görüntüler bu olaya ait görüntüler mi?’ diye sorar. Bir yanıt gelmez ya da gelmişse kimse duymaz. Olaya ait kendilerinin gösterdiği görüntüleri yalanlayan televizyon yayıncıları, herhalde izleyicilerinin gözlerine ve gördüklerine inanmamasını arzular! Nice çıplak gözle görülebilen fecaatin itina ile yalanlandığı gibi… Cümle yetkilendirilmişlerin önemli ya da önemsiz herhangi bir mevzuda milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyebildiği gibi… Dünyayı kendilerine, kendilerini de bu dünyaya ait hissedenlerin yalanı sermaye eyledikleri gibi…

     Gözünün gördüğüne, kulağının duyduğuna, elinin dokunduğuna inanmaktan imtina eden insan evladı, kendisine simülasyon niyetine sunulan her bir yalanı havada yakalar. Hangi suyun sakası kesildiği pek belli olan insanları, Siyonistler arasında acayip ticaretin döndüğüne inandırmak hayli güçtür. Tedarikçi olduğu en iyi bilinen, Avustralya’da vicdanlı insanlarca protesto edildiği Anadolu Ajansı tarafından haber yapılan ZIM Lojistik civarda fink atar. Sadece Mardaş değil hangi limana uğransa onların konteynırlarıyla dolu olduğu görülür. Lakin dün muhtelif ülkelerde protesto edildiği gururla söylenen firmayı aklamak için cümle yandaşlar seferber edilir. Gemi, şirket, lojistik firması ismi vermek beyhudedir. Bizzat içinde ne olduğu, hangi malzemelerin taşındığı gösterilse, cansiparane savunucular marifetiyle bunların Filistin’e, Batı Şeria’ya, Kudüs’e gittiği iddia edilir. Kahrolası İsrail yetkilileri bir an insafa gelip ‘Hayır, bunları biz teslim alıyoruz’ diye itirafta bulunsa, onların dahi etki ajanlığı yaptığı, hükümetlerini karalamak için iftira attığı haykırılır. Oysa en iyi kınayanın kendileri olduğu, başka kimsenin Filistin’i dert etmediği, van minit dendiği zaman akan suların durduğu ama pek de beklemeden Yafa’ya doğru akıp gittiği falan söylenir.

     Şimdiki halde Yahudi boykot etmek niyetine zaman zaman ‘Kahrolsun İsrail’ diye bağırmak, işini bilirkişilerce Yahudi ürünü olduğu ilan edilen malzemeleri satın almamak, bazen gaza gelip kahveci dükkânı basmak, kahveyi yandaş sermayenin işletmelerinde içmek, kola dökmek, bazı marka çikolataları yememek kâfidir! Gemiler dolusu malzeme göndermek, her alanda Yahudi’nin lojistiğini üstlenmek bir yana, ABD’nin babasının malı gibi kullandığı üsler, anlaşmalarla tescillenmiş enerji nakli, jet yakıtı gibi mevzular akla bile gelmez. Dile getirildiğinde elbet ona da bir kulp bulunur. Memleketin ticaret nezareti çıkıp hiç sıkılmadan ‘Jet yakıtını mazlum Filistin halkına satıyoruz’ deyiverir, olur biter. Bitmezse dışişleri, ‘Biz ABD’nin konduğu üslerden Filistin’e istihbarat sağlıyoruz’ diye söylese kim itiraz edebilir? Simülasyon ehli bu durumdan büyük keyif alır ve kola içmemek, kahve dökmek, temizlik malzemesi almamak suretiyle Yahudi’yi mahvettiğini zanneder. Öyle standart zan da değildir, besbelli büyük resmi görmüş olmalıdırlar ki, Yahudi koladan, kahveden para kazanamayınca silah yapımında kullanılan malzemeleri tedarik edemez; çelik, dikenli tel, jet yakıtı, asker kıyafeti vs. satın alamaz, böylece Yahudi’yle aradaki ticaret de kesilmiş olur! Yani Yahudi’yle aradaki ticaretin fesada uğrayabilmesi, ancak Yahudi’nin alım gücünün düşmesine bağlıdır. Zaten yirmi küsur senenin en son beşinci ayından beri hiçbir ticari ilişki yoktur; boykot edilenler de zahir başka Siyonistlerin malıdır!