Asrın Tabiyeti

Abone Ol

İyilik, huzur, mutluluk, refah ya da gerçeklikten kopup muasır medeniyetler seviyesi diye anılan afaki hedefe, milliyetçi teamülleri ilkeleştirip kendinden dahi bihaber insanlara dayatarak ulaşılmaz. Çok çok bir futbol kulübünün holiganlaşmış taraftarları gibi sağa sola saldıran, karşıtına küfreden, anlamsızca bağıran hevesliler bulunur. Bunların, ileri sürülen görüşü anlayıp anlamadığı, benimseyip reddettiği sorgudan varestedir. Böyle mevzulara dâhil oluş gerekçeleri de tıpkı maç seyircisinin karşı takım oyuncusuna sövüp saydığında yegâne avuntusu gibi stres atmaktır. Kimi insanlar stres denen şeyi bağırmak, slogan savurmak, sağa sola saldırmak suretiyle atar. Araçlara tekme, duvara yumruk atarak stres giderene rastlanabileceği gibi milliyetçilik ilkesini nimet bilip ırkının, asabiyetinin, mensubiyetinin taraftarlığını güdenlerle karşılaşılır. Öyle rastlantı sonucu tek tük karşılaşılan unsurlardan da değildir; çoğunluk böyle bir tuhaflığı göğsünde karşılayıp taraf olmaya teşnedir. O kadar ki bir başka ırkın adını tezyif addeden, ithamlarını gâvur kelimesiyle özetleyen ve böylece kendi etnik kökeni dışındakilere hakaret etmiş sayılan tipler bulunur. Bir ırktan, milletten, milliyetten olmak veya bunlardan yana tavır takınmak bir yana mesela ‘Aborjin değilim’ demek dışlanmaya, gâvur ilan edilmeye, ötekileştirilmeye sebeptir! 

     Ömrünce edindiği müktesebatı milliyetçiliğe kurban eden zevat, öyle sanıldığı gibi uyumsuz insanlar falan değildir. Ne hâkim ideolojiyle, ne paradigmayla, ne statükoyla ne de küffarla zıtlaşmadıkları, varsa yoksa Müslüman tanımları yaptıkları, kime nasıl iyilik yapılır yerine kime nasıl düşmanlık edilir diye derin derin düşündükleri ve kendilerinden keramet uman müritlerine kekeleyerek anlatmaya çalıştıkları görülür. Tüm uyumsuzlukları, muhtemelen kendi içlerinde dönenip duran hırsı ve hıncı ifade edememekten kaynaklanan ruhsal rahatsızlığın yansısıdır. Hani kale alınmamanın, önemsenmemenin, yeterli teveccüh görmemenin etkisi de değil; bizzat ifade edememenin kabızlığı, huzursuzluğu, hırçınlığı yansır. Ahir ömürde kendini gösteren popülizm sevdası da denebilir; geç dönem ergenliğin getirdiği huysuzluk da…

     İnsanlığın baş belası ırkçı emperyalizm, tabir ve tarif olarak dahi temelini muharref Yahudi inancından, modernize edilmiş şekliyle de Siyonizm’den alır. Binaenaleyh ırksal saikle yola çıkan her düşünüş israiliyattandır. Yüzyıllar boyu barış içinde yaşamasa da bu denli bağnazlaşmamış toplumların milliyetçilik akımları süreğinde ulus devlet derdine düşmesi hayra yorulmaz. Aksine bugün gelinen noktada ulus dışı bir haksızlığı kendi kanından olmadığı, asil kanına aykırı kan karıştığı gerekçesiyle umursamayan kabileler bulunur.

     Irkçılıkla emperyalizmi bir araya getiren terkip, bir sonuç olarak halkların huzursuzluğu, mutsuzluğu, yoksunluğu ve sömürülüşü fark edildikten yani iş işten geçtikten sonra anlaşılır. Halbuki halklara kendi ırkının üstünlüğü ve yönlendirildikleri emperyal hevesler neticesinde selamet vaat edilmemiş olmalıdır. Belki başarılı olup güç elde ettikleri takdirde başkalarını tahakküm altına alabilecekleri vurgulanmış olabilir. Hiçbir tahakküm süreğen değildir ve birilerini tahakküm altına almak iyilikle birlikte anılamaz. Baskılanan herhangi bir insan ya da toplum için nasıl iyilikten söz edilebilir? Tahakküm başlı başına kötülüktür. Sadece kendi refahı için güç elde eden, gücü ele geçiren, elde ettiği gücü başkalarına karşı kullanan harisler de kendisi ve neslinin selametini sağladıktan sonra çekilmek zorundadır. Çekilemiyorsa o halde hırsına kutsal kıyafetler giydirir. Eylediğini din adına, sahip olduğunu vatan uğruna, heveslerini millet sevdasına mal eder. İçinde kararlılık değil karanlık hâkimdir de bir kez yola çıkınca artık durmak yenilgiden sayılır.

     Başkalarının istifadesine sunulmayan, yayılması mümkün olmayan, kimsenin kabulüne ihtiyaç duymayan ve kimsenin itminanını sağlamayan bir inanç için bu denli çabalamak kökleşmiş bir ruhsal rahatsızlık değilse düpedüz yeryüzünde kötülüğün ihdası için çalışmaktır. Sadece kadim inanca, tek tanrı inancına yönelik değil insana ve insanlığa (imkân nispetinde insan kalmaya, hilkate dönüşe, bir başkasına zarar ilişmesini kar olarak görmeyen yaşantıya) düşmanlıktır. Bu topraklarda ilahi kaynaklı olmayan bir düşünce aynı şekilde inanç olarak kabul edilirse pekâlâ topyekûn dünya halklarının bunu kabulü istenemeyeceğine göre yoluna düşülen uğraş beyhudedir. Irkçılık, Türkçülük, Turancılık gibi… Keza Kemalizm gibi… Amacından uzaklaştırılan, yani insanların dünya ve ahiret mutluluğunu, insanlığın fabrika ayarlarında kalışını; yeryüzünün, yaratılmışların saadet ve selametini amaçlamayan inanç aynı beyhudeliğe tekabül eder. Nitekim inançla sömürenler, güç elde edip gücünü insanlar üstünde deneyenler, hangi inançtan olursa olsun zalimdir, yaygın zulüm çarkının bir dişlisidir.