Güneşli güzel günler görmeye dair umut, Akdeniz açıklarında İsrail saldırısına maruz kalan Sumud gibi suya düşüp bir müddet işkenceye tabi tutulduktan sonra gerisin geri döner. Umut fakirin ekmeğidir; ekmek aslanın ağzındadır, her defasında o ekmeğe kan doğranır. Kanı katık etmeye zorlanan insanlar kan kussa da daha çok onlara bunu icbar edenler vampirleşir. Bir yandan sadece devletler kanla beslenir diye bilinir. Bayrağının renginden toprağın sulanışına... Kanın damar dışında akışı insanda hiçbir zaman makul değildir de Kurban Bayramı’nda hayvan kurban etmek vecibedir.
Nazım, 1939'da Nikbinlik adlı şiirinin başında ve sonunda "güzel günler göreceğiz" diye söyler. Hapistedir. Sözünü ettiği güzel günler, kendisi ve hitap ettikleri için onunla beraber çekip gider. Uzaklara gömülür. Sonra şi'rin yarısını aşınca bu toprakların insanına tayin edilen makus talihi tekrarlar acıklıca:
"Hani şimdi biz / bir peri masalı dinler gibi seyrederiz / ışıklı caddelerde mağazaları, / hani bunlar / 77 katlı yekpare camdan mağazalardır. / Hani şimdi biz haykırırız / Cevap: / açılır kara kaplı kitap: / zindan... / Kayış kapar kolumuzu / kırılan kemik / kan." İyimserdir Nazım... Henüz görmediği caddelerde hiç karşılaşmadığı binaları, ışıkları, camları ve uğruna kırılan insanlığı, damarın dışında akan kanı, gasbedilen hayatı betimler. Aynı sahnede 44 ülkeden, bir o kadar milletten vicdanlı insan, ellinin üstünde tekneyle Yahudi ve iş birlikçilerinin Gazze ablukasını delebilir miyiz diye denize açılır. Motorlar maviliklere sürülür. Sonra beş yüzden fazla aktivistin en azından yarısının elleri, kolları, kaburgaları kırık; dövülmüş, sövülmüş, işkenceye uğramış, bitkin halde iade edildiği görülür. Her bir aktivistin Yahudi yardakçılığını, ticareti, iş birliğini kesmek üstüne söylediği cümleler, iş birlikçi iktidarların muhteşem karşılama hamasetine gömülür. Eylem için yok gibi davrananlar, sıra duygusal ve siyasal ranta dayanınca aslan kesilir. Gazze yine bir yudum suya, bir gıdım insanlığa muhtaç; sınırlar yine kapalı, saraylar yine şaşaalıdır. Birilerinin yanan canı, dökülen kanı, yok edilen hayatı, gücün sallanan iktidarını sağlamlaştırır. Sonra 'Ama üç uçakla o kadar insanı...' diye insan kalana göre acıklı, insanlıkla arasına mesafe koymuşlara göre istikrarlı zırvalarla vaziyet savuşturulur.
Gazzeler yine Gazze, çocuklar yine çocuk, umut yine umuttur:
"Hani şimdi bizim soframıza / haftada bir et gelir. / Ve / çocuklarımız işten eve / sapsarı iskelet gelir... / Hani şimdi biz... / İnanın: / güzel günler göreceğiz çocuklar / güneşli günler / göre- / -ceğiz. / Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, / ışıklı maviliklere / süre- / -ceğiz..."
Nasılsa ucunda bayram vardır. Haftada bir olmasa da yılda bir et gelen evler tespit edilir. Bayramdır ya bir danaya yedi kişi girip her biri kendi payına düşen hisse için 'benden yana helal olsun' doygunluğunda bir ibadeti yerine getiriyor olmanın gönencini herhangi bir ucuzluğa tebdil etmeyen ve bunun haklı gururunu yaşayan ağalar; payına her ne düşmüşse onu üçe taksim edip bir kısmını eve, diğer kısmı konu komşuya, kalanı baştan tespit edilmiş ihtiyaç sahiplerine gönderen dayılar elbette bulunur. Ancak fakirin semtinde pazarlık yaparken birbirinin kolunu çıkaran alıcılar, satıcılar, pazarlık kızıştırıcılar yoktur. Memleketin bir ucundan kamyona yüklenip İstanbul'a kadar tüm güzergâha aromatik koku yayan mübarek hayvanlar; on kilometrekare kadar geniş sayılan bir alanı salt kokuyu takip etmek suretiyle adres bulduracak kadar bilindik kurban pazarları, (Kurban pazarı ya da kurbanlık ticaret kaleminin Afrika'ya kaptırıldığı söylenebilir.) bir boğayı on-on beş kişi punduna getirerek çullanıp yıkmak, sadece mevzuya uyanıp firar eden bir dananın ardından saatlerce koşturmak, o an için yırtıp bir-bir buçuk ay sonra çok uzaklarda bulunan kaçağın memleket havadislerinde arzı endam edişi, kurban geçtikten sonra kavurma planlarını suya düşüren düvelerin kaçmak suretiyle efsanevi direnişleri ve elbette ardı arkası gelmeyen paylaşmak edebiyatı... Hem de paylara ayrılmış, ortalama fiyatla, ortalama pay satın alınan dijital mecralar, dernekler, tarikatlar, vakıflar, kurumlar vardır.
Ve bayram herkes için eşitlik bahşetmese de tüm bunlarla, daha başka maceralarla mübarektir.