Yaşamı, insanı, cümle mahlukatı önemseyenler eliyle şekillenir. İnanç, azim ve kararlılıkla bunca zaman zulme, karanlığa, adaletsizliğe direnenler nezdinde hakkaniyete dair bir umut olarak yeşerir. Yine inançsal, ahlaksal, konjonktürel konforundan ödün vermeyenler, istihza barındıran bir bezginlikle gönülsüzlüklerini ‘yok canım, bu sefer de olmaz’ şeklinde ibraz etseler bile… Yine baharlar gelecek umuduyla bunca zaman havaların düzelmesini bekleyenler, nihayet güneşin etkisini artırdığını, toprakla buluşan tohumların filizlendiğini, küskün ağaçların yeşerdiğini, yeryüzünün usul usul şenlendiğini fark eder. Bu bahar kıpırdanışı, toprağın ve insanlığın dirilişindeki neşe, elbette hayra gebedir. Tüm emareler serin, yeşil, ferah bir baharın yaklaştığını gösterir.
Uzun, hırçın, gri kışlar yaşandığı söylenebilir. Kendince güzel ve beyaz olan mevsimi Sibirya kadar soluk, Silivri kadar soğuk hale getiren nasipsizler bulunur. Halk, öz varlıklarından yiyip içtiğine, hürriyetine kadar gasp edilir. Yoksunluk gelip milletin kaynamayan aşına, ağrılı başına dayanır. Bu durumda sarsılan tahtı sabitlemek için ulufe dağıtır gibi emekliye, emekli olamamak sorunuyla boğuşana, atanamayan memura, nihayet gaz kullanıcılarına gülücükler bahşedilir. Pekâlâ dün neden böyle olmadı diye soramayan insanlar, bugün ithal edilen gaz maliyetini hesaplamak ve kimden çıkacağını dert edinmek zorunda değildir. Onlar daha çok tesadüfen yaşadıkları memleketin bekasını, güvenliğini, güvensizliğini önemser! Hem de birtakım cübbeli şalvarlı saçaklı kişilerin namusunun bekçisi drone’lar olmasa, Allah korusun memleket elden gider diye inanır! Kimin elindedir ve nereye gider orası çok da mühim görünmez. Hatta pandemi denen şeyde olduğu gibi ilahi bir güç tarafından korunmak da gerekmez; SİHA, İHA falan korusun yeter!
Yetinmeyi bilmeyenler için iktidar, sayesinde var olanların tapusuz malıdır ve her ihale, her iştirak, her kurum kalabalık ailelerinin maişeti için rızık kapısıdır! Mevcuttan daha hak hukuka riayet edeni gelmeyeceğine inanılır ki az dinelip düşünüldüğünde taaccüp sebebidir! Öyle ya ‘yukarısı’ dört milyar dolarlık bir ihaleden sadece bir milyar dolarcığını alıp ihaleyi üç milyar dolara bağlıyorsa bu bir lütuf değil de nedir?! Pekâlâ iki milyar dolar alıp ihaleyi iki milyar dolarla sonuçlandırsa kim ne diyebilir? Şayet bir başka ihalede böyle yapmışsa kimin haberi olmuş, kim karışabilmiştir?! Böyle hakkaniyetli çalıp oynayabilen yüz yılda bir gelir!
Bir yandan daha kuvvetli bağırmak, ne yapacağını şaşırıp sağa sola saldırmak suretiyle bahar bereketini durdurabileceğine inananlar bulunur. Oysa mevsim geçişleri Allah’ın emsalsiz bir lütfudur ve ancak nasipsizleri dumura uğratır. Halkın umuda doğru yeltenmesi, toprağın kıpırdanışı, bahar canlanışı durdurulamadıkça gaz, petrol, altın gibi yepyeni buluşlar gerçekleşir. İcat değil, icaptır. Daha evvel halkın olan ancak halkın kullanımından çekilen birçok şey, bir lütuf gibi, sadaka niyetine bağışlanır. Lakin kendini nevruz havasına kaptırmış kitleler kabardıkça, çoğunluğun yönelişini, tavan yapmış kişisel egolara yeniden çevirmek nafiledir. Bu kez birileri birilerini bir yerlere gömmekten söz eder. Akla, eski domuzbağı uzmanlarının canlı cansız insan gömmek hususunda engin deneyimleri gelir. Sonra lüzumsuz yer kaplamasın diye fazla kalmadan geldikleri gibi giderler. Uzun süre kalanlar da ilanihaye gömmek fiiline ulaşır. Topyekûn bir halkı yokluğa gömüp tatmin olmayanlar için Gabar, Cudi, Kato gibi memleketin güzide dağları, sarp kayalıkları pek ufuk açıcıdır. Arada bir de sandık sözü geçer ki o uzak, ulaşılmaz bir dağ değil millet için yegâne özgür alandır. Seçmek, seçilmek üzere ortaya koyulan mezkur sandıkta gömülenlerden yer kalmayacağı için başında bekleyen görevlilerin onu sık sık sallaması, kendine getirmesi gerekir! Her şey sallamak suretiyle kendine gelmez, yalnızca sandık; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe maruz kalmış, ışkınları budanmış, varlığı yağmalanmış, yokluğu içselleştirmiş bir halkın iradesi olan sandık kendine gelir. Sonrası bahardır. Kımıldanan toprağın içindekileri dışa vurma, filizlendirme, yeşertme mevsimidir. Kifayetsiz muhterisler gibi öldürmeyi değil de onların tam karşısında konumlanıp yaşatmayı seçenler, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi gerektiğini düşünenler, her fikirden insanı dert edinenler, asrın selamete erişini yaza bırakmak niyetinde görünmez. Geç kalmış olsa dahi bahar iyidir. Hem daha fazla beklemek baharı geciktirir. Bir çiçekle gelmese de elinde olanı besmele ile dikmek gerekir.