Asrın Şehameti

Abone Ol

Yıllardır direnen Gazze karşısında Yahudi, hüsran ve hezeyanını başka topraklara taşımaya karar verir. Eteğine tutunacağı abisi olmasa adam akıllı dayak yiyeceğini iyi bilen bir ergen ruhu taşıdığından artık tamamıyla kaçak güreşir. Hatta güreşe falan bulaşmaz; ABD’nin gerçekleştirdiği her eylemi, eski zamanların yerli terör örgütleri gibi apar topar üstlenir. Böylece zayıflığının fark edilmediğini, rejimiyle sistemiyle sallandığının anlaşılmadığını, kuyruğu dik tuttuğunu zanneder. Hep öyle tanıtıldığından, aşırı abartıldığından, bölge milletlerine bunu yutturmakta da başarılıdır. Zaten tarih boyunca manipülasyon, ajitasyon, yalan, plan, dolandırıcılık, fitne fücur ve kan dökme dışında başarılı olduğu herhangi bir alan yoktur. Nihayet gayrimeşru ve abartılı varlığını sürdürmek, bir yıldır başa çıkamadığı Gazze halkı ve HAMAS mücahitlerini unutturmak, hala ayakta olduğunu vurgulamak adına Lübnan’a, Yemen’e saldırır. Saldırmadığı her yer netameli, saldırdığı toraklarsa hala dünyada insan kalanların var olduğunu bildirmek adına emniyetlidir. HAMAS nasıl Müslümanların izzetini korumaktaysa Hizbullah ve Ensarullah da aynı işlevi görmekte, insanlık onurunu savunmaktadır.

Nasrallah’ın şehadetini Yediot Aharonot gazetesinden öğrenen Müslümanlar, katliam kesinleştikten sonra kimin şehit olup olmayacağına karar verir! Öyle ya BM kürsüsünde, ekran önünde, kamuoyuna karşı, ‘Dünya beşten büyük, altıdan küçüktür; beş buçukta fit olalım, ne dersiniz? Evet dediğinizi duyar gibiyim’ türünden söylemlerle aleme nizam vermek, Orta Doğu, kıyı kuzey, yan batı ve çapraz güneyi kurtarmak varken Filistin topraklarının kuzeyinde can alıp can vermek de neyin nesidir?! ‘E ne yapalım, savaş mı ilan edelim?’ sorusunun yanıtı, çoktan ilan edilmiş savaşın kükremiş sel gibi bendini çiğneyip yakın doğuya yanaşmasıdır. O çoktan patlamış savaşa karşı mesafe günden güne azalır. Hem de sadece ticaret adı altında sağlanan lojistik durdurulmuş olsa, yani hâlihazırda Hayfa Limanı’na seyrüsefer eden gemiler gitmese, ne yapalım sorusuna da gerek kalmaz. Gerçi kalır. Azerbaycan petrolünün aktarımından, radar üslerine, istihbarat sağlamaya kadar işbirlikçilik çerçevesi genişler. Hani o sırasında meydanlara inip İsrail lanetleyen damatgillerin gurur, kibir, prestij kaynağı dron şirketleri de fuar, sponsor muhabbetine ekmeğini kovalar.  

İsrail, İsmail Heniyye’nin şehadetinden sonra gerekli ve yeterli tepkiyi görmemiş olmalı ki çevredeki her bir Müslüman grubun liderini katleder. Tepki göstermesi ya da kılıcına davranması gerekenler, bu aciz kalışın sorumluluğunu duymak bir yana ‘o benden değil idi’ umursamazlığında adeta Yahudi gerekeni yapmış gibi davranır. Artık denebilir ki bunlar utanmazdır. Allah utandırmasın diye diye hakikaten arsızlaşmışlardır. Ümmetin izzetini koruyan insanları ayrıştırmakla ezeli suçluluklarını üstlerinden attıklarını sanırlar. Zira mezhepçilik de tüm zamanların kadim hastalığı ırkçı emperyalizm zümresindendir. 

Bu katil sürüsünü mutlu eden herhangi bir olaydan, eylemden, cinayetten mutluluk duyanlar, imanından önce insanlığını sorgulamalıdır. Doğrudan Seyyid Hasan Nasrallah’ın şehadeti kutlu olsun diyemeyip ‘emperyalizme karşı mücadele eden herkes değerlidir de kimin düşmanı olduğuna bakmak lazım’ gibi teselli cümlelerine sığınanların yüzüne karşı okunmalıdır ki; Nasrallah da Heniye de Şeyh Ahmed Yasin de İslam adına savaşmıştır, Müslümanların adamıdır. Üstelik Arapların o meşhur,  “Ne zaman savaş çıksa ben çağırılıyorum, ne zaman hurma tiridi pişse Amr çağırılıyor” deyişini, neredeyse bütün Müslümanların nimet bildiği bir zamanda… Ki 7 Ekim 2023 tarihinden sonra ve şer güçleri Lübnan’ı bombalamazdan önce Hizbullah’ın yüzlerce şehit verdiği bilinir. Bu adamlar Halep’te Şam’da değil Filistin sınırında Yahudi ve Amerikan terörüne karşı cihat ederken hakka yürür.

Fi tarihinde birkaç yürekli gencin doğru düzgün bir örgüt oluşturmak üzere eğitim almak için Bekaa vadisine, Şeria Nehri’nin doğusuna gitmesiyle övünen sosyalistler, emperyalizme karşı mücadele tezleri geliştirmekte mazurdur. Bu avuntu onları elli altmış yıl idare ettiği gibi kırk sene daha yürütür. Böylece Filistin davasının Oslo görüşmeleri sonrası Yahudi’yle anlaşan tarafında olmak onları hiç gocundurmaya da bilir. 2006’da yapılan seçim sonrası Filistin halkında bir karşılıklarının kalmadığını görüp HAMAS’a savaş açan, binlerce insanın ölümüne sebep olan ve sonra Ramallah’a çekilen uzlaşmacıların tarafında yer almak, herhangi birinin kanına dokunmuyorsa öylece kalabilir. O uzlaşmacıları sanki Yahudi’yle savaşın bir tarafı, temsilcisi, ögesiymiş gibi getirip, meclislerde konuşturup alkışlamak da gizli ve sinsi yahut aleni işbirlikçilerin yüz karası olarak yazılabilir.

Mevsim sonbahardır. HAMAS’ın 7 Ekim 2023’e tarih düşen sonbaharı… Hizbullah’ın 27 Eylül 2024’teki sonbaharı… Selahaddin’in 2 Ekim 1187 tarihli sonbaharı… Mute görmüş Müslüman’a yaprak dökümü falan anlatılmaz.