Asrın opereti

Abone Ol

İşbirlikçilik, ideolojik veya kişisel nedenlerden dolayı kasıtlı olarak bir düşmana hizmet veya yabancı kuvvetlerle işbirliğinin savunuculuğudur. Bu eylemi gerçekleştirenlere işbirlikçi denir. İşbirlikçi, başkalarıyla, yabancılarla işbirliği yapan kimse, devlet ve vatan düşmanlarıyla birlikte (açık-gizli) çalışan şahıs veya komprador diye tarif edilir. (D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Yazar Y. 2014 Ankara)

     Görünen köy dışında herhangi biri, herhangi bir kurum böyle ağır bir tabirle itham edilmez. Ancak takdir edilebileceği gibi görünen köyü belgelemek gerekmez. Kılavuz dense onun yolu kargaya çıkar. Kargayı kılavuz edinip, işbirlikçi reflekslerle yakın komşuların toprak bütünlüğüne kast edecek hareketlerde bulunmak; eğitip donatıp teçhiz etmek, halkı toprağından, toprağı sahiplerinden koparmak hep aynı ortaklığın sonucudur. Nitekim stratejik ittifaklar, ticarete dayalı ortaklıklar, kıyafet kravat muhabbetleri, resmi törenle karşılayıp meclislerde konuşturmak, gayrimeşru bir oluşumun varlığını ve güvenliğini savunmak iddia ya da isnattan ibaret değildir. İşbirlikçilik içinse yegâne samimiyet göstergesi, işteşinin haklarını savunmak, kendisi kadar işbirliği kurduğu oluşumun menfaatini gözetmektir. Meselenin zirvesinde hep 1967 sınırları muhabbetine gelmek, tıpkı Oslo sonucunda verilmeyen haklara razı edilen halklar gibi bir üçkâğıtçılıktır. 1967 sınırları, tam da işbirlikçiliğin dilidir ki adama kimin topraklarını kime verdiği sorulur.

     Bir oluşum için katil tespitinde bulunduktan sonra hemen ardına işbirlikçisini eklemek, aynı suçun isnadı anlamına gelmez. Öyle bir suç işlemediği için değil ama işbirlikçilik alanının ziyadesiyle geniş olması sebebiyle söz konusu isnat gereksizdir. Manipüle edilen her ne varsa işte onun işbirlikçilikle bağıntısı göz önünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla işbirlikçilik, asli eylemden bağımsız düşünülemez. Katletmek kadar kötü, soykırım kadar vahşice, Siyonist kadar cani görünür. Zaten lojistiğinden istihbaratına, anlaşmalarından yardakçılığına, ticaretinden projesine iştirakin paydaşıdır.

     Herhangi bir memleketin bir siyasi partisinin diğer bir siyasi partiyle seçim ittifakı kurması, anlaşması hatta birleşmesi, işbirlikçinin işbirlikçiliğini izale etmez. Bir grubun mazlumu terörist, zalimi masum olarak nitelendirmesi işbirlikçilerin işbirliğine bir zarar vermez. Halkın farklı mezheplerden, farklı meşrepten, farklı ırklardan ve dahi bambaşka dinlerden oluşu, işbirlikçinin işbirliğini bozmaz. Bağırıp çağırmak, kınamak, milyonlarca kez lanet etmek işbirlikçiliği örtmez. Bir kısım insanların ya da insan kalmakta ısrar edenlerin bağırılıp çağırılmak suretiyle uyutulan halka, çoğunluğa, kitleye uymaması inananın aşkını, rızık bildiği ticaret peşinde her şeyini kaybeden işbirlikçininse ancak fıskını artırır.

     İfşa olmak… Ortaya dökülen işbirliğini hiçbir beyan örtemez. Katille birlikte işbirlikçilerinin de aciz kaldığı görülür. Nitekim Netanyahu denen varlığın hüküm giydiği kararı uygulayacağını beyan eden ülkeler arasına işbirlikçi iktidarların tahakküm kurduğu memleketler girmez. Onlar, katilin işbirlikçisi olmayı ona buna dayılanıp ‘Ama siz de Kızılderilileri öldürdünüz’ türünden beyanlarla manipüle ederler. Engin ferasetinden çeyrek asrı bunlara onay vererek geçirmiş halklar, böyle alengirli görünen mevzulara bir anda kayacak değildir. Hem de gemiler Niğde pazarına doğru yol alırken, akılları hâlâ yetişemedikleri Bor pazarından elde edilemeyen dokuz buçuk milyar dolarlık kârda kalanlar, çoktan kaybedilmiş vasıtanın yasını tutar. Böyle üzüntüler insanı da yüklenici firmaları da yer bitirir. Ancak işbirlikçiliğin savunusunda senkronize bir hareket de görülmez. Kimileri karşıtına söverken, kimileri bir dolar otuz yedi sent gibi rakamlara, bazıları da 1967 sınırları hikâyesine kanmış işlevsiz bakanlara sarılır. Hani kendilerine yönelik her ithamda farklı ağızlardan çemkirişler şamil bir operet tadı da vermez. Neticede savaştır; işbirlikçileri faş eder. Kimsenin böyle bir sıfatı üstlenmesi beklenmez.

     Asri zamanlarda olumlu olumsuz her kavramın içi bilinçlice boşaltıldığı için işbirlikçilik de bundan nasibini alır. Gerçi üstüne ne tür tanım geliştirilmiş olsa failler adına durum değişmez. Onlar, rahmetli Yahya Sinvar’ın ayrıntılıca anlattığı gibi tespit edildikleri halde bile bir şekilde korunur. Hem de uğursuz her eylemleri için bir savunmaları bulunur. Sadece hareketleri yüzlerine vurulduğunda yani kitleler tarafından fark edildiklerini anladıklarında şirazeleri kayar. O dahi bir pişmanlık ifadesine, nedamete, yüz kızarmasına sebep olmaz. Ya saldırganlaşırlar ya da kaçarlar; kendini yoklamak akıllarına gelmez. Çünkü canları, bir tek onların olan canları ve elbette ilelebet kendilerinin olacağına inanıp biriktirdikleri malları tatlıdır. Zaten her ne yapılmışsa o dünyaya dair hırsın getirisi değil midir?