Asrın Mukayyeti

Abone Ol

Bölgesel alanda suların ısınması, iklim değişikliği yahut küresel ısınma dolayısıyla havaların aşırı sıcaklığına yorulabilir! Gayrısı hikâyedir. Üçüncü bir dünya savaşı olasılığı, ev ödevlerini yerine getirmekten başka işlevi olmayanları zerre miskal ırgalamaz. Zaten dünyanın en bağımsız insanları adına HAMAS, halihazırda Filistin’de yedi düvele karşı savaşmaktadır. Süper güç diye adlandırılan memleketlerin desteklediği Siyonist Yahudi topluluğuyla ticaret yapmak, onlara el altından lojistik sağlamak, katil sürüsünü doyurmak ve dahi teçhiz etmek gibi önemli vazifeleri yerine getiren şarlatanlarsa diplomatik oyunlar kovalayıp yolunu bulmaya çalışır. Havaya savurdukları lanetler, adresi pek de belli olmadığı için bu topraklarda dolanır durur. Nitekim ‘Kahrolsun İsrail’ diye bir ağızdan bağırılan talep, sadece Gazze halkında karşılık bulur. Ve sadece HAMAS, Filistin topraklarını gasbedip konuşlanan kötülük oluşumunun kahrı için elinden geleni yapar. Gayrısı milli olmayan maçlar kadar tepkisiz, valilikten izin koparılıp düzenlenen eylemler kadar kayıtsız, sokaklara taşmayan protestolar kadar iştahsız, öylece izlemeyi tercih eder.

     Suları kâh ısınıp kâh soğutulan bu bölge, George W. Bush döneminde ABD tarafından ortaya atılan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (Greater Middle East) meyvelerini toplar. 2004’te Rand Corperation’un raporunda yer aldığı şekliyle “demokratik İslam” örneğine en yakın ülke diye nitelenen memleket, bir doğrultu tutturup kat ettiği yolun sonunda söz konusu meyve bahçesine çıkar. Artık meyve zakkum mudur, halkına taş mı yedirir, cümle cihet gargat ağacı mı kesilir bilinmez. Bilinen, Yahudi’nin işlediği ve yaygınlaşıp kanıksanmasını sağladığı kötülüğün büyükçe bir parçası sayılmaktır. Refah, huzur ve güvenin esamisi okunmayan coğrafya, herhalde alabildiğine demokratikleşir. O demokrasinin bir gereği olarak yeterince kan dökülmüş, varlıkları ve kaynakları paylaşılmış, halkların inançları ve algıları değiştirilmiş, akıl ve izansa rafa kaldırılmış görünür. Değişim söylemiyle işbaşına getirilen BOP temsilcilerinin, dünyanın kanını emen rant döngüsüne bağlanmak dışında kendilerine ihale edilen söz konusu değişim işini en mütekamil şekilde başardıkları söylenebilir. Gayeleri toplumun değişim ve dönüşümü idiyse, artık onu adamakıllı acayipleştirdiği, eğlendirdiği, sakinleştirdiği, ehlileştirdiği; eline vurup ekmeğini alacak kıvama getirdiği ama elinde ekmek de bırakmadığından sadece vurduğu bilinir.

     Tanımsızlık, kötülüğün genel sebepsizliğidir. Her alana, kişiye, kuruma, topluluğa izafe edilebilir. Akli dengesini muhafaza edebilen buna karşı çıkar. Güç yetiremese de karşıtlığını bildirir ve bilinçlice karşısında konumlanır. Gayrısı, yani çoğunluk, ekseriyet, halk, yoğun kalabalıklar pek de sorgulamadan itaat eder, iştirak eder, icabet eder… Bir meselenin iyilik mi kötülük mü olduğunun farkına varmak dahi çoğunluğun umurunda değildir. Çoğunluğa bırakılan tercihler arasında isyan etmek yoktur. Dört başı mamur tanımları lüzumsuz gördüğünden, kısaca şöyle denklemler kurar: İsyan kötü, itaat iyidir. Anarşi kötü, düzen iyidir. Özgürlük kötü, egemenlik iyidir. Millet kötü, devlet iyidir. Kişi kötü, kurum iyidir vb. Tüm bunlar bir şeyin yerine diğerini ikame etmek gibi değil, amaçlanan değişimin algısal boyutta ve mümkün olabildiğince gerçekleşmesinden ibarettir. ‘Çalıyor ama çalışıyor’ söyleminde çalmak eylemi yani hırsızlık, başkasının olana el uzatma, gasp ya da çökme yoktur; sadece çalışmak vardır. Neye, nasıl, kime, niçin gibi sorular yoktur, kanıksanmış bir yargı olarak çalışmak vardır. Çalmak eyleminin kötülüğü kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Hatta onun karşısına koyulabilecek herhangi bir eylem kötü kabul edilir, çünkü yerleşik döngüye karşı çıkış barındırır. Özetle komşulardan, akrabalardan, arkadaşlardan duyulan; ‘Muhalefet ne kötü bir şey’ repliği, şimdinin gerçeğine tekabül eden yegâne söylem olur.  

     Suların ısınması bahsine gelince… Yahudi öldürür. Çünkü bunu yapabilecek güce, tıynete, imkâna sahiptir, herhangi bir mercie hesap vermesi gerekmez. Bir nedene, gerekçeye, mazerete ihtiyaç duymaz. İşgal etmek, gasbetmek, katletmek için sebepleri bile sonradan uydurur. Ve bu uyduruşu, işlediği/işleyeceği kötülüğe mazeret bulmak adına değil, muhtemelen kendi kitlesini mutmain etmek için yapar. Programlayıp uyguladığı ve yüzyıla yaydığı haksızlık, kural tanımazlık ve soykırımın sorgulanmadığını görüp, belki bundan sonra da sorgulanmayacağına, işledikleri dolayısıyla hesap vermeyeceğine inanır. Kitlesini bu sınırsızlığa ikna etmek için daha da pervasızlaşmak gerektiğini bilir. Yeryüzüne kötülüğün hâkim olması adına yoğun çaba sarf eder. Şirk koşup terlemeden el artırır, emsali görülmemiş kötülükler sergiler. Yok oluşu, yıkılışı, kahredilişi katlettiği mazlumların ellerinden beklenir.