Asrın maişeti

Abone Ol

Serengeti düzlüklerinde bir gün aslan milletinin hayvanı, gezen geyik etinden müteşekkil öğle yemeğini yemiş kaylule yapmaktadır. Sıcaklık, standart öğle sonu rehavetini aşıp hayvan ardından koşma sporunun yorgunluğuna karıştığından serin bir gölge bulan kral da yavruları ve hanımlarıyla birlikte yan gelip yatmaktadır. Makamına ya da mekânına göz diken, yatışını yadırgayan, kendisini asker zannederek 'burası yan gelip yatma yeri değildir' diyen biri yoktur nitekim. Yüzüne gözüne bulaşmış taze kana dadanan sinekleri küçük kulak fiskeleriyle uzaklaştırdığı bir esnada yaklaşmakta olan bir araç homurtusu duyar. Tek gözünü aralayıp pembe dilini gösterecek kadar esneyerek tahminde bulunur; 'Dört çarpı dört bir arazi aracı... Yüklüce... İki kişiler ve bizim sülaleyi aramaktalar... Belgesel çekecekler herhal...’ Koca kafasını birden kaldırır, kulaklarını diker, homurtuyu andırır bir sesle kükrer. Böylece hem yerini belli etmiş hem de evladı iyaline; 'Çocuklar bi kendinize gelin, bakın misafirimiz var, toparlanın vs.' yollu uyarıda bulunmuş olur.

Gelenler iki kişidir. Bir erkek, bir kadın... Yarı çıplak, yarı giyinik... Yarı ciddi, yarı şımarık... Yarı tedirgin, yarı uyanık... Yarı çekingen, yarı işgüzar... Yarı korkak, yarı dingin... Jack ve Christin... Aslan bu ikisini uzun zamandır tanımaktadır. Mekân bildiği topraklardan uzak durmalarını arzulamaktadır. Gelip dokuz metre on beş santim mesafede dururlar. Kapısını açık bıraktıkları aracın kasası et kokmaktadır. Kemikli, kemiksiz, taze ama şoklanmış et dolu olmalıdır.

Hoşbeşten sonra Jack, arada bir tartıştıkları pek tanıdık konuyu açar. "Bak aslan kardeş, burada üç beş aile kaldınız. Ceylanlar da öyle. Her bir aile her gün bir ceylan tüketse, birkaç yıla bütün tür erir tükenir. Böyle yapmayalım. Biz size her gün taze et getirelim, siz de bu avlanma işinden vazgeçin."

"O iş yaş..." diye karşılık verir aslan, ş harfinin üstüne tıslar gibi bastırarak. "Bu bizim ata sporumuz. Kendi işimizi kendimiz görmezsek, hantallaşır, tembelleşir, yok oluruz. Ben sekiz yaşındayım, bugüne kadar kendi işimi kendim gördüm. Bak enseme, dokun dokun çekinme, kalın değil mi? Niye kalın? Şimdi siz bizi maaşa bağlamak, aslan istidadından koparmak istiyorsunuz. Ormanda avladığını yemek kanundur. Orman hayvanının lezzeti sizin affedersin babanızın hayrına bağışladığınız ete benzemez. İlacı, Çin tuzu, hormonu bilmem nesi yoktur. Hem biz avladığımızın hepsini yemez, başka hayvanların istifadesini de sağlarız. Sizin teklifinizi kabul etmek, onları ekmeğinden etmek, zekât sadaka kurumsallığını ortadan kaldırmak olur. Hem de siz bir gün bize yiyecek getirmeyi ihmal ederseniz, bu hayvanlar açlıktan kırılır. Elinize alışmış köleler oluruz. Allah'ın geniş arzına hapsedilmiş mahkûmlar gibi yaşamaktansa biz elimizin emeğini, alın terimizi kutsal bilip avlanmaya devam ederiz. İyisi mi siz çekiminizi yapın, çekin gidin" şeklinde bir tiradı dillendirir çarçabuk.

"Biz bu konuda kararlıyız" der Jack. "Bak aslanım, kabul etseniz de etmeseniz de biz bu hayvanları sizin şerrinizden koruyacağız" diye devam eder. "Hem sen sordun mu ailene, diğer aslan sülalelerine? Nihayetinde orman da olsa burada demokrasi var. Belki onlar uğraşıp avlanmaktansa düzenli öğünlere, bir nevi maaşa bağlanmayı tercih edecekler! Bir referandum yapalım; diğer hayvanlar ne der bir bakalım. Öyle ya, kanun var, nizam var! Yoksa da biz getirmesini biliriz" diye, son derece artistane racon keser Jack.

Kanun koyan da, nizam bozan da insandır. Aslan, ne dese laf anlatamaz. Referandum mukadderdir. Ekmek ya da et elden su gölden yaşayacağına ikna edilen orman sakinleri, elbette büyük Serengeti için 'ivit' der. Özellikle toynaklılar bu kampanya haberine bayram eder. Nihayet aslan krallığı yıkılır, hayvanlar mutlu mesut yaşayacağına ikna edilir. Ekolojik denge bozulunca ormana sertifikalı avcılar salınır. İnsanı adamakıllı özgürleştiren demokrasi, yeni kulak arkası aranır. Ve hayvan ve nebat, cümle kâinat özgürleşiverir!

Aslan avlandıkça aslandır. Kral kısmı hikâye... Demokrasi ormana dahi kanun getirir. Kanunu insan koyar. Kanun önünde herkes eşittir. İnsan daha da eşittir.