Pandomim suretinde cereyan eden birtakım saçmalıkları pandemi diye adlandırdıkları uzun ve tuhaf zaman diliminde mütemadiyen, ‘Normale dönülür mü?’ sorusunu tartışan insanlar, dönemin üstünden yaşanan süreç kadar vakit geçmeden neye döndüklerini bile fark etmez hale getirilir. Ara vermeksizin farklı normallerin ardına takılmak hiç tuhaf görünmez. Başka, bambaşka normaller, feci bir deprem sonucu hayatta kalma çabası, her dönemin kadim uğursuzluğu geçim sıkıntısı, bombalar altında kalanlara yönelik acı duyma; tüm bunlara karşı hiçbir şey yapamamaktan duyulan ruh sızısı, seyredip müdahil olamama sıkıntısı, içsel ve dışsal çaresizlik olarak kendini gösterir. Artık insan olma ve insan kalma çabasının neye tekabül ettiği, varsa korunması gereken insanlığın tam olarak ne olduğu, aslolan herhangi bir şeyle aradaki mesafe sorgudan varestedir. Kendisine verilen bir nimeti profesyonelce sadece kendilerine has bir imkâna dönüştüren ve laf yapmayı, çene çalmayı, her şey üstüne sürekli konuşabilmeyi sermaye bilen yorumcular, artık maskelerin ardına saklanma lüzumu bile hissetmeden fikirsizlikten kaynaklanan dilsel gevşekliği kitlelere boca ederler. Hani maskeler bile dönemseldir ve yüz göstermekten, ifşa olmaktan utanıldığı için değil bir yalanı kitlelere yutturmak için kullanılıp atılır. Böylelikle sürekli değişen, başkalaşan, adeta mutasyona uğrayan kitle üstünde görülür ki utanma duygusu insan kalmanın herhangi bir yerinde saklanmaz. Birkaç bireyde gözlemlense pekâlâ genellemek mümkün olmaz ama bir sürü halinde, organize edilmiş ve yanlıştan sapmayan bir kitle kükremiş sel gibi davranıp tüm bentleri yıkınca tereddüt etmek gayri kabil olur. Korkak, cimri, üstelik Yahudi iş adamını ve dahi Topkapı semtinin pek meşhur iş merkezlerinden birinin iplikçilerini başarıyla oynayan İsmail İncekara’nın pek meşhur repliği gibidir şimdiki zamanda hayat: “İnsanlık kalmamış beni ademde / Anamı ağlattılar acıbademde”…
Çaresizlik, herhalde insan gelişimi kadar yavaş büyütülür. Küresel şebekeler bir salgın hastalık servis eder; insanlar kendi evine girip çıkmak hususunda bile kayıtsız şartsız itaat eder hale getirilir. Maske, mesafe, seccade derken hangi dinden olursa olsun esas bildiği ritüelleri yerine getirmesi yasaklanır. (Tarihte başka bir Cuma yasağına rastlayan var mıdır bilinmez!) Sonra gergin ve yetkili ağızlarca okunan ölüm raporları, yakın ve uzak tanıdıkları kaybetmek, adam akıllı sıradanlaşır. Çok geçmeden etkisi ülke geneline yayılan bir deprem olur. Enkaz altında kalanların imdadına yetişecek yetkili bulunamadığı gibi çaresiz depremzedeler de yardım isteyenler için bir şey yapamaz. Bir ay sonra yetişemeyişin, ihmalin itirafı gelir ama hiçbir karşılığı yoktur. Raporlar, rakamlar, ölü sayısının bilmem kaça yükseldiğini açıklayan bakanlar vardır. ‘Yüzleştiğiniz, tattığınız, şahit olduğunuz acı gerçeği kanıksayacaksınız’ baskısı itina ile örtülür.
Zaman geçer, savaş niyetine katledilenler servis edilir. Ajanslarından televizyon kanallarına, internet sitelerinden gazetelerine, bir buçuk yıl boyunca aralıksız bombalanan topraklara hiç giremeyip kimin servis ettiği belli olmayan haberlere, sırasında Yahudi beyanlarına talim edenler, Lübnan, Suriye yahut daha yakın coğrafyada canlı yayın açmaktan utanmaz. Tahakkümünü çoktan kanıksadıkları rejimlerinin çok şey yaptığına ikna edilmiş izleyici konumundakilerse dayanamadıkları yerde yüz çevirir. Yahudi’den öğrenilen her operasyon, sayılarıyla, başarıları ve kayıplarıyla raporlanıp yine istihbarat servislerinin onayından geçerek insanlığa sunulur. Savaş duraksayınca ortaya çıkan gerçek farklıdır ama bunu ilan etmek de gerekmez. Kendi yapay gündeminin birkaç günlük telaşına düşen insanların HAMAS mücahitlerinden zafer dersi okuyacak hali yoktur! Hele işbirlikçilik, savaş boyunca Yahudi’ye sağlanan lojistik akla bile getirilmez.
Sözün kifayetsizliği çaresizliğin enflasyon patlamasını meşrulaştırır. İyi bir dünyanın tevarüs etmediği ama buna yönelik herhangi bir gelecek tasavvurundan da yoksun nesiller iş bu hali ‘boş yapmak’ diye niteler. Daha doğrusu kendilerinden evvelkilerin hemen her hareketini kuşaklarına dönük bir tehdit addedip ‘darlamak’ tabiriyle tanımlamazdan evvel, vakıf olamadıkları her cümle için boşluğu kullanırlar. Şimdiki halde yetkilisinden sorumlusuna, yorumcusundan aydınına söz sarf etme cüretini kendinde gören herkes boş yapmakla kaimdir. Hayatı internet sayfalarından ibaret zanneden çocuklar dahi kendini kavi bir fikrin takdir makamında konumlandırır; muhatabının herhangi bir ifadesi için katılıp katılmamak üstüne oran bildirir. Mesela yüzde seksenine katılmaktadır da katılmadığı yüzde yirmilik kısmı anlamadığına ihtimal vermediği gibi tam olarak o oranı nasıl dengelediğini de belirtmez. Pek değerli katılımdan nasiplenmeyen her kısım merak konusudur! Velhasıl rakamlar önemlidir. Pandemide, depremde, savaşta, yangında ve sair afetlerde kaç kişinin öldüğü başka nasıl bilinir?!