Asrın kesafeti

Abone Ol

Kötülük kendi içinde umulmadık biçimde ve hızda organize olabilirken iyilik çoğu zaman bunu pratiğe uygulamakta zorlanır. Kötülüğün organizasyonu, yayılımı ve kanıksanışı için önemli bir çaba gerekmez. Hem de kötülük, iyilik gibi yaygınlaşmak amacı gütmez. Gütse de bunu sadece kendisine meşruiyet alanı açmak için kullanır. İyilik, topluma sirayet ettiğinde, benimsenip uygulandığında başarılı sayılabilecekken kötülük kendine rahatlıkla alan bulur. Kendi içinde ve kendi kendine birleşir, bütünleşir, biricikleşir. Hele gücü ele geçirdiğinde önüne çıkanı, karşılaştığını ya da karşısında duranı sel suları gibi bünyesine katar. Sel sularının nihai durağı durgun denizdir. Taşıdığı ise denizle buluştuğu yerde kıyıya birikmiş çerçöptür.

Güçle buluştuğunda azgın bir sele dönen kötülük, gücünün yettiğini içine katıp, bir süre taşıyıp verimli arazilerin üstüne yayar yahut altına gömer. Standart alüvyon serencamı değildir ki o toprakların ne tarım için elverişliliği kalır, ne de üstüne mesken kurulur. Hani mezarlığın ya da birikinti toprağın üstüne mesken kuramamak gibi… Taşkın dere kenarında çalılara, köklere, dallara takılan bir zamanların hayli işlevsel ama artık tamamen işe yaramaz esvapları, eşyaları gibi… Yalakalığın doğal sonucu olarak yalama oluveren bilcümle statükocular gibi… Kötülükle karşılaşıp, kötülüğe kanıp, kötülüğün hışmına uğrayıp, ona boyun eğen veya etkisine kapılıp kötülüğe karışan herkes, bit kadar ömründe kendini sele bırakmayı rahatlık zanneder. Hani o daha ruhsal konfor alanıdır. Birikinti, tortu, yığıntı olmak umurunda olmaz. Yıkılan bir betonarme binadan artakalan moloz gibi bir işe yaramayan bu birikintiler, verimli insanları, canlıları, arazileri ve bütün arzı ifsat eder.

Yığılmak… Suyun sızladığı çok daha uç bir metaforken, suyun yığıp bir tarafa bıraktığı, molozlaştırıp biriktirdiği yalın gerçek, bilinen gerçeğin de ötesinde hakikattir. Gelip geçenden geriye çerçöp, atık ya da moloz kalır. Herhangi bir memleket istiladan kurtulduğunda geriye kalanlar gibi… Çünkü böyle durumlarda memleket el birliğiyle, vatandaşlarının üstün gayretiyle, savaş, direniş, istiklal mücadelesiyle falan kurtulmaz. Oradan bir kahraman peyda oluverir ve kurtarılması gereken tüm unsurları itina ile kurtarır. İstiladan, baskın ya da selden geriye kalan her toprak parçası bu kaderi yaşar. Arafat ve avenesinin ilan ettiği, sonra sadece kendi ayrıcalıklarını sürdürmek için tüm halkı yüz üstü bıraktıkları, bugün de kimi yetkililerinin Yahudi'yle birlikte yaşayabilme ihtimalinden söz edip HAMAS’a hakaretler, ihanetler yağdırdıkları Ramallah merkezli Filistin başkanlığı gibi… Yahut yarın bir gün bu topraklardaki işbirlikçiler eriyip gittiğinde Anadolu topraklarında karşılaşılması muhtemel manzara gibi… Muhtemel de değil bugün gözleri kısarak bakıldığında, kanı emilmiş ve posası bırakılmış, yer altı yer üstü zenginlikleri sömürülmüş, hamaset üretecek kadar variyeti kalmamış; kurt kafası, köpek itlafı muhabbetleriyle iktifa eden memleket gibi…

İnsan, münferit olarak yığılıp kaldığında bu sorundur. Hâlâ yaşamakta yani nefes alıp vermekteyse onu bir doktora göstermek iktiza eder. Servet, fertlerin elinde yığılıp kaldığında aynı sorun anlaşılır. Variyeti doktora göstermek gerekmeyeceğine göre onun bir devası da aranmaz. Nitekim insan tarafından bakıldığında bu yığma/yığılma hastalığına çare de bulunmaz.

Sinek küçüktür ve mide bulandırır. O mide bulantısı bir sinek kolonisiyle karşılaşıncaya kadar devam eder. Sonrası herhalde çok daha çirkin olur. Hani bir böcek istilasına uğramak gibi… Bir iki hamam böceğiyle karşılaşmak çokları için pek de sorun görünmez. Ancak hayvanat açısından dengesi bozulmuş Avustralya gibi dönem dönem böcek istilasına uğramak, mühim bir zararla karşılaşılmasa bile mide bulantısını hayli aşar. Zaten bu tür hayvanatın popülasyonuna fazlaca maruz kalmak insan ve toplumu midesizleştirir. Dünyanın en kalabalık kıtasının doğu tarafına doğru gidildiğinde söz konusu midesizliğin sağlaması yapılabilir. Buralarda önce yaşamı kısıtlanan, sonra yaşam alanını daralttığı ve fazla çoğaldığı düşünülen köpeklerin itlafından, yani uyutulup bir daha uyandırılmamasından söz edilir. Doğunun uzaklarına doğru yol alınsa aynı hayvanın afiyetle mideye indirildiği görülür. Ve bu farklı coğrafyaların eyledikleri, kültürlerine has özellikler olarak kabul edilir. Köpek yahut böcek, yemek kültüründen; yaşatmaya çalışmak yerine öldürmek eylem kültüründen sayılır. Kimileri işlediği katliam için kasap sıfatı kazanır.

Kötülük batıldır. Çoğunluğa teşmil edilmemelidir. Çoğunluk, insan kalabilmelidir.