Sahip oldukları inancı bir propaganda aracı olarak kullanamayan İsrailoğulları, çareyi ırksal hezeyanlara sarılmakta bulur. Genel olarak Yahudilik din diye bilinirken, mensupları bunu ırka, millete, etnik kökene indirger. Zira dünyanın her yanına yayılmış minik Yahudi grupları, dinsel anlamda yayılım gösteremez. Hem kendi aralarında farklı görüşlere, inanışlara, mezheplere sahiptirler ve hem de inandıklarını iddia ettikleri din cihanşümul değildir. Bir başka din mensubu yahut inançsız biri gelip elini kolunu sallaya sallaya Yahudi olamaz. Elini kolunu sallamadan da olamaz. Bir davet ya da dâhil olunacak bir din değildir. Bunun için Yahudi anneden doğmuş olmak esastır. Aksi takdirde halihazırda devam eden Mişnâları adama ezberletirler, yine de sen tam olmadın diye hepten dışlarlar. Dışardan Yahudiliğe girişin imkânsız oluşu, İsrailoğullarını ırksal alana sürükler. Aslında farklı bölgelerde yaşayan Yahudiler arasında herhangi bir yönden benzerlik bulunmaz. Ten renginden kafatası yapısına, burun şeklinden göz rengine bir ırkı tanımlayabilecek benzeşimler bulunmadığı gibi sosyal yaşantı, örf, âdet, gelenek ve kültür açısından da tamamen farklıdırlar. Dahası doğu Avrupa Yahudileri sırasında insancıl gibi görünürken, Aşkenazlar insafsız, Sefaradlar sinsi, Mazrahimler hadsiz, Temaniler tutucu, Kaifengler çekik gözlü olabilir. Tüm bu farklı özellikteki toplulukları, Yahudidir zannıyla Filistin topraklarında biriktiren Siyonistlerin en mühim sorunu, onları bir arada tutabilmek ve aralarında etnik açıdan ortak payda bulmaktır. Onların bu yoğun ırk saplantısı diğer toplumlara da bulaşır. Nerede ırkçı bir hareket gözlemlenirse orada Yahudileşme temayülünün baş gösterdiği söylenmelidir. Diğer yandan dünyanın birçok ülkesinde Yahudi bulunur ve onların ayak bastığı yani icabında sürgüne götürüldüğü, sürüklendiği yer bile bu ilginç kavim için bulunmaz nimettir. Nitekim tarihte Babil’e sürgün edilen ırkdaşlarının Irak’ta bulunuşları dolayısıyla oradan rahatlıkla hak talep ederler. Yetinmez, Amerika’nın Irak’ı işgalinin hemen ardından bölgede kazı çalışmaları başlatıp ne buldularsa çalmaktan, kendi uyduruk tarihlerine eklemekten çekinmezler. Esasen bunlarınki yokluk içinde çırpınma, yokluklarını diğer milletlerin variyetlerini gasbetmekle giderme, çalarak elde ettiklerini de saplantılarını tarihsel bir kökene oturtmak için kullanma çabasıdır. Hayli başarılı da olurlar; zira dünya halkları bunlar kadar hırslı, hırsız, yüzsüz bir toplulukla karşılaşmadığı gibi insanlar oldum olası minnetsiz, tamahsız, doygun takılır. Sadece Filistinliler, bu bitmek bilmez Yahudi hıncına karşı çıkmanın bedelini aç kalarak, öldürülerek, acı çekerek öder. Yine de Filistin’de yaşanmakta olan vahşet için halkların duyarsızlığından söz edilemez. Şüphesiz dünya halkları dün olduğundan daha duyarsız değildir. Ve muhakkak ki dünya liderleri, söz, yetki ve sermaye sahipleri, hükmeden güçler dün olduğundan daha zalim, daha vicdansız, daha insafsızdır. İnsafsızlığın ya da izansızlığın vahşet boyutuyla belki alakası kurulabilir. Bilmek bilmemek, görmek görmemek, ilgilenip ilgilenmemekle de… 1917’den beri Siyonist terör gruplarının çocuk, bebek, kadın, erkek demeden katlettiği hemen herkesin malumudur. Artık kitlelerin dilinde sloganlaşmış olan ‘bebek katili Yahudi’ ya da ‘katil İsrail’ sıfat tamlamaları, kimse için yeni bir tanımlama sayılmaz. Bu tanımların bir yaptırımı, karşılığı da yoktur. Boş laftır. Belki onların katletme eylemini kendilerinde bir hak olarak görmelerini biraz daha pekiştirir. Çünkü öldürme motivasyonunu ırktan değil, sapık inançlarından alırlar. ‘Öldürmeyeceksin’ emrinin yer aldığı on emir levhaları kayıptır. Onun ve Tevrat’ın yerine ikame ettikleri Talmud, değil öldürmenin, vahşetin her çeşidini bunlar için ibadet kılar. Dolayısıyla ‘katil’ ifadesi onlar için hakaret ya da lanet sıfatı değil, aksine bir ibadeti yerine getirmiş olmanın gönenç vesilesidir. Gayrı onları hiçbir slogan, hiçbir eylem, hiçbir kınama durdurmaz. Uluslararası mahkemelere dava açmak herhalde Yahudi’yi fena halde eğlendirir. Kınama gülümsetir. Katil demek keyiflendirir. Barış, ateşkes muhabbetleri neşelendirir. Sürekli işgal, katliam, ifsat çalışmalarını durdurmak için yegâne yöntem olarak İsrail denen şeyin iş birlikçileriyle aralarındaki iş birliğini kesmek, anlaşmalarını baltalamak, ortaklığını bozmak, lojistik olarak destek görmelerinin önüne geçmek gösterilebilir. Müslüman'ın bir kötülük gördüğünde elini düzeltmesi emri mucibince buna güç yetirememek söz konusu değildir. Kişinin elini, Yahudi iş birlikçisi seçmemek hususunda kullanması çok şeyi değiştirir. Yahut da tıpkı Allah’ın emrini yüceltmeye çalışan Yemen Ensarullah Hareketi’nin yaptığı gibi davranmak mümkündür. Kendi açgözlülüğünü fırsat bilip utanmadan, sıkılmadan, bir ibadet vecdiyle ve Yahudi doyurma azmiyle açık sulara çıkmış gemileri yakmak gerekir. Mesele buğzetmeye kalmışsa o şüphesiz insanın en çaresiz halidir.