Asrın Hezimeti

Abone Ol

Saldırgan bir hayvan karşısında yere çöküp sinince kurtulmak safsatadan ibarettir. Yahut da hayvana karşı kendini savunanlara itidal çağrısında bulunmak saçmalamaktır. Demek ki sadece Serengeti düzlüklerinde değil yeryüzünün herhangi bir toprak parçasında da vahşi yaşam standartları geçerlidir. Gerçi şimdiki zamanın insanlık düşmanlarını ya da onların herhangi bir hareketini hayvana benzetmek hilkate uygun davranan hayvanata haksızlık olur. Lakin gök kubbe altında insanlığı elinin tersiyle iten Yahudi için söylenebilecek pek bir şey de kalmadığından, kendini şaşırmış tavrı tespitle değil, teşbihle anlatmak iktiza eder.

Aslında Yahudi şımarıklığı, önüne geçilemez bir musibet sayılmaz. Pekâlâ, yıllar boyunca sergilediği vahşetin kayda değer bir sonucu yoktur. Devlet diye leşini sürüdüğü kartondan bir görüntüdür. Akıttığı kan, işgal ettiği topraklardaki gayrimeşru varlığını pekiştirmediği gibi kayıpları yüzünden kendi kanında boğulacak hale gelir. Bir başarı sergilemiş gibi işlediği cinayeti reklam etmek, kayıplarını gizlemek için sarf ettiği çabayı örter. Rezil kepaze oluşun, hezimete uğrayışın kendi lehine destanını yazar. Tüm hüsrana uğrayıp derme çatma ve kurgusal paradigmalarla dünya halklarına bunu zafer diye yutturanlar gibi… Bu nafile uğraşlardan sonuç alamadıkça azgınlık artar. Daha çok kan dökmek daha çok batmakken bununla vaziyeti kurtaracağını zanneder. Nafiledir. Nihayet örgütsüz terör unsuru kesilip tetikçiliğe, madde bağımlısı serseri çocuklar gibi kalleşçe suikastlara soyunur. Toplu katliamla elde edemediğini bireysel ölümlerle başaracağını umar. Kendini büyüklerine ispatlamaya çalışan ergen kesilip güçlü, aşkın, üst insan hezeyanlarında boğulur. Oysa bütün ağır silahlar, hamiliğini üstlenen ve bana bulaşmasın da nerde ne taşkınlık yaparsa yapsın diye Yahudileri bölgeye yerleştirip bir araya toplayan ABD’den gelir. Asker, farklı ülkelerden siz Yahudi vatandaşısınız diye binbir vaatle kandırılıp bir araya getirilen, sonra yüzbaşı, binbaşı diye unvanlarla yaldızlanan yedeklerden oluşur ki onlar da denk düşürüp kaçmak için fırsat kollar; kaçamayanlar da hayatını kaybetmezse aklını yitirir. İstihbarat, koruma kalkanı, dış güvenlik ve saire, komşu ve işbirlikçi ülkelere yerleştirilmiş radarlardan, askeri üslerden sağlanır. Varsa az buçuk, tarih boyunca reklam ettiği sinsi, cimri, cibilliyetsiz, hinoğlu hin tüccar kafası vardır. Nitekim buna müstenit işbirlikçilerle anlaşmalar, ticari ilişkiler, lojistik destek söz konusudur. Ya da işte o işbirlikçiler, üç kuruş menfaat uğruna onur, vicdan, haysiyet namına ne varsa feda eder.

Doğrusu İsrail gibi kıytırık bir yapılanmanın hâlâ ayakta kalabilmesi şaşırtıcıdır. 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren HAMAS tarafından havaya uçurulup hurdaya dönen tankları, toprağa postalanan derleme askerleri, kalbura çevrilen koruma kalkanlarıyla hâlâ hezimeti kabullenmemesi ilginçtir. Üstelik teçhizini üstlendiği gibi tekfinini ve dahi defnini de üstlenecek olan ağababası Amerika’dan gönderilen lojistik, Yemen’in yürekli ve asil mücahitleri tarafından sulara gark olmuşken… Şu halde bunlara lojistik sağlayan başka memleketler, başka unsurlar olmalıdır. İşte onlar, karakteri Yahudi elebaşlarıyla örtüşen zalimlerin ta kendileridir. Sessiz sedasız, el altından, su üstünden aralıksız alışveriş haline devam eden işbirlikçi düzenbazlardır. Ne dostları ne de düşmanlık ettikleri Müslüman, bunları alışverişte görmez. Görünen, sıra bize geliyor teraneleri okumaktır. Oysa herkese çemkiren Yahudi; Gazze, Lübnan, İran, Yemen gibi memleketleri şer ekseni ilan eden, Irak’a, Suriye’ye sataşan, hatta Fransa’nın Makron’una dahi sitem eden baş Yahudi, sadece o herkesin aklına gelen ama kimsenin anmak istemediği kişilere bulaşmaz. Adı batasıca Netanyahu elbette işini bilir. Onunla beraber adı batacak işbirlikçilerinin er ya da geç hezimeti, inananlar için yegâne tesellidir.

“Bu savaş bütün normalleşenleri ifşa edecek” diye söyleyen Yahya Sinvar, normalleşmeyenlerin bile bu denli dağılabileceğini düşünmemiş olmalıdır. Yahudi’nin savurduğu füzeden evvel güya mezhepsel, ırksal, ideolojik kaygılarla ona adres göstereninden şehidini anamayana, protesto gösterilerinde ancak İsrail’e doğru bağıranından işbirlikçilere ses çıkaramayana, bizzat normalleşmeyenlerin de feleğini şaşırdığı söylenmelidir. Birlik beraberlik nutuklarını statükoyla, işbirlikçilerle, ticaret erbabıyla, şarlatanlarla birliktelik addedenler, inananları kendi yanılgılarına sürüklemekte mazur sayılmaz. Savruluşların tatlı esintisi elbette hiçbir İbrahim’i ırgalamaz. Maksat, hesaplar bir başka bahara bırakılmasındır.